Göktürkçe Çalışmalarımız "Önce Vatan"da yayımlandı!

Türk Dili Derneği olarak Göktürkçe üzerine yaptığımız çalışmalar ve Göktürkçe Öğreniyorum bétiğimiz üzerine muhabir Yusuf Yolga Ünker ile yaptığımız söyleşi tüm bétte (tam sayfada) yér alacak biçimde yayımlandı.

Okumak için:
https://www.oncevatan.com.tr/roportaj/gokturkce-ogrenenler-binlerce-kisiyi-buldu-h154336.html


Osmanlı Döneminde Yapılan Göktürkçe Çalışmaları - Necip Asım Yazıksız

Türk Ocakları Manisa Şehzadeler Biriminiñ düzenlediği sanal söyleşileriñ 3.'süne Türk Dili Derneği Bilim Kurulu Üyesi Burcu Uluç koñuk oldu. Şeyma Yalçın'ıñ sunuculuğu üstlendiği söyleşide Osmanlı'daki Göktürçe çalışmalarına ve Necip Asım Yazıksız'a değinildi.


Göktürkçe Öğreniyorum'uñ 8. baskısı yayımlandı

Güncellenmiş ve elden géçirilmiş yéñi baskısını kıvançla duyururum.

İlk baskısını 2014'te yaptığımız Göktürkçe Öğreniyorum bétiğiniñ 8. baskısı yayımlandı! Dilimize uğurlu olsun.

Édinmek için:
https://www.arkaraf.com/gokturkce-ogreniyorum




Gültepe MTA Lisesinde Türk Damgalarınıñ Öyküsü

2015’ten bu yana İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğüyle yaptığımız iş birliği çerçevesinde yürüttüğümüz okullarda Göktürkçe eğitimini bu kéz 25/12/2019 günayında Kâğıthane’de bulunan Gültepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde sürdürdük.

Okuluñ müdür yardımcısı Nihal Ateş ve bizi okuluna çağıran Serap Aksu öğretmenimiziñ koñukséverliği ile öğrencilerle yüksek iletişim kurarak eğlenerek öğrenme yöntemini sunduk.

Sunumlarımızda ilk kéz olarak “elden ele oyununu” buradan sınadık. Sözcükleriñ değişimini gözlemlemek, añlam kaymalarınıñ nasıl yaşandığını añlamak ve alfabeleriñ soyutlaşma yolunu kavramak için elden ele oyununu kullanmak istedik; başarılı bir soñuç da aldık. Eğlenerek öğrenilen yordamda bellekte kalıcı bir iz bırakılması onu kalıcı kılmaktadır.


Basında Biz - SABAH gazetesi

Yéñi yılıñ ilk gününde Sabah gazetesiniñ muhabirlerinden Osman Asiltürk'üñ haberi ile Türk Dili Dérneği adına duruşmalarına çıktığım Göktürkçe konulu davadan söz édilerek kamuoyu bilgilendirilmesi yapılmıştır.

https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/01/01/bilge-kaganin-tekesi-icin-marka-davasi-acildi

Ulusal basında çıkmasına sévinmekle birlikte, dilimize Göktekin adını kazandıra dizgiciye de eñ içten dileklerimi sunarım.


Doğuş Üniversitesinde Türk Damgalarınıñ Öyküsü

Türk Damgalarınıñ Öyküsü'nü Türk Dili Dérneği olarak bu kéz de Doğuş Üniversitesinde añlattık. Buşku (heyecan) yine hepimizi sarmış, köklerimize inişimiziñ mutluluğu yüzümüze yansımıştı. Bu güzel anları da yazmasam olmazdı.


Sergelimiñ (masamıñ) başında oturmuş işlerimle ilgilenirken ündeğim (telefonum) çalıvérdi. Kendisiyle Moğolistan'da tanıştığımız Başak Bitik Bilgem (Hocam) arıyordu. Göktürkçeyi işlediğini, öğrencileriñ ekten, kökten sıkıldıklarını, onlara bu işiñ özünde bir tiniñ (ruhuñ) olduğunu göstermek istediğini söyledi. Ardından beni okuluna çağırdı. Büyük bir mutlulukla tapladım (kabul éttim). İlerleyen süreçte gün bélirledik, imin (saat) aralığı séçip sözleştik.

27 Aralık 2018, Acıbadem
Étkinlik günü gelip çattı. Yolumuz uzunca olduğundan Burcu ile birlikte epey érken çıktık yola. Metro çıkışında Başak Bilgem bizi karşılayarak kılavuzluk étti. Yol üstündeki ayrıntıdan, özellikle de okul yolundaki ak, göz öñlerine (beyaz, mavi renklerine) boyalı evden söz éderken pek mutluydu. Biraz soñra bir ağaç yanında durup da öğrencileriñ ağaca astıkları asıyı (afişi) gördüğümüzde de biz mutlu olduk. Doğrusu, ilginiñ böyle olması buşkulandırıcı idi. Bilgemiz bu asılarıñ okuluñ daha birçok yérinde olduğunu söylediğinde sévincim daha da arttı. Diñleyici kesimiñ de ilgili olduğunu bilmek né güzel!


Başak Bilgemiñ odasına çıktık. Bizi tatlılar, süzme (filtre) kahveler ile ağırladılar. Yasemin Çürük Bilgemiz ile de tanıştık. Yértinç (dünya) küçüktür, dérler. Burcu, tez çalışmasında Yasemin Bilgemiziñ çalışmalarından da yararlanmış. Böylece oracıkta tanışıp éytişmeye (sohbet étmeye) koyuldular. Bu sıra yanımda getirdiğim Irk Bitig Okumaları adlı çalışmayı Başak Bilgeme sunduğumda öğrencileriñ bundan çavı (haberi) olduğunu söylediğinde beni epey şaşırttı, çünkü öğrenci arkadaşlar gérçekten koñuya ilgi duymuşlar, çalışmalarımıza göz atmışlar.

Tiyatro Salonuna çıktık. Kapı ağzında yüksek sergeller kurulmuş, öğrenciler éytişiyor, bir yandan da çay içiyor, çörek yiyordu. Kalabalığa birden giriş yapmak buşkulandırdı doğrusu. Oracıkta çay sunuldu, tatlı tabağı geldi. Bölüm başkanı Elif Bilgemizle tanıştık. Herkes güler yüzlü, herkes mutlu. Ortamda bir erk (enerji) var. Bu erki yayanlar da yéñi kurulmuş olan Türk Dili ve Edebiyatı Kulübü öğrencileri idi. Biri evde kendi pişirdiği keki getirmiş, öbürü yurdundan gönderilen baklavayı. Gözleri ışıl ışıl parlıyor... Öyle ki çay taşırken eli titreyen bir arkadaşımı bile gördüm. Bu yazımı okursa şunu bilmesini isterim: Yaşamda buşku duyup çabalayanlarıñ kazandıkları başarı éşsiz oluyor. Bu yüzden çekingenlik édip ötede durmak yérine çabalayarak bunu aşmak saygıdeğer bir tutumdur.

İçeriye géçip sunum için bilgisayara vérilerimizi yüklerken bir arkadaş da arkamızdan elinde tabakla kurabiye getirmiş. Ne güzeller...  Gördüğüm ilgi karşısında pek mutlu oldum.


Hassak'ıñ Kurmangazi ezgisi alttan çalarken öğrenciler de içeriyi doldurmaya başladılar. Ortamıñ tinine uygun bir ezgi olduğunu düşünerek ekledik. Bu, ilk adımımız idi. Öñde yérimizi almışken dérneğimiziñ üyelerinden Ersin Aygün, Kadir Biçici ile birlikte üç arkadaşları da -biri Kadir'iñ bacısı idi- geldiler. Yalñız bırakmadıkları için var olsunlar.


Kürsüye ilk çıkan Türk Dili ve Edebiyatı Kulübü başkanı Buse Sena Yıldırım oldu. Kendine güvenen genç bir türklükbilimcisi... Étkinlik için Başak Bilgem ile sözleştikten soñra soñra tanıştık. Asınıñ tasarlanması için dérneğimiziñ bélirtkesini iletmiş, söyleşimiziñ adını koñuşmuştuk. Yéñi kurdukları kulübüñ amacından söz étti. Türk diliniñ evrim sırasına göre ilk çalışmalarınıñ Orhun yazıtları üzerine olan vurgusu, çalışmalarını sürdüreceklerine, bizden soñra Türk diliniñ soñraki evrelerine étkinlik ortamı yaratacaklarına bir im (işaret) idi. Akıcı koñuşmasını, beni kürsüye çağırarak soñlandırdı.


Koñuşmamıñ başlarında biraz güçlük çektim. Çünkü dinleyici arkadaşlarıñ bu başından béri övdüğüm buşkusunu göremez oldum. Birden bir donukluk olması beni güç durumda bıraktı. Ben, salt koñuşma yapmayı doğru bulmuyorum. Bizim sunumlarımızıñ bir amacı da kalıcı öğrenmeye öñ ayak olmak. Bu yüzden étkileşimli géçmesi için çaba yoyarız (harcarız). Türklükbilimi öğrencileriniñ yanısıra başka alañdan arkadaşlar da katılmıştı. Neredeyse yarım imin (saat) böyle sürse de soñunda çözülme başladı da erimeye yüz tutuldu. Açıkçası ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerde ne yapacağımı bilsem de burada yaş farkını da göz öñünde bulundurarak biraz géri durdum. Lise ya da ortaokuldaki öğrencilerimize soru sorduğumda sessiz kalıyorlar, bu neredeyse bütün okullarımızda böyle; bu durumda içlerinden kurban séçip birini kendim séçebiliyorum. Ancak şimdi öyle mi? Yirmili yaşlarındaki birinde bu ters tepebilir, istenmeyen bir yanıt ile géri gelebilirdi. Bundan ötürü akışına bıraktım. Koñu ilerleyip de derinlere indikçe söz atmalar başladı, el kaldırıp yanıt vérmeler kendini gösterdi. Bir ara kara giyinimli bir öbek kişi geldi, arkada kendilerine yér ayırıp yérleştiler. Sunum soñunda da sessizce hepsi birden gittiler.

Salt bilgiden dolayı sıkıcı bulduklarını söyledikleri bir koñuda yüzleri gülen öğrenciler vardı şimdi. Onlara bu işiñ söz aramızda biraz da magazin kısmını, déyim yérinde ise dédikodusunu yapınca hoşlarına gitti sanırım. Kendi geliştirdiğimiz damga öğretim yöntemlerini sunarak sanırım istediğimiz derinliğe inebildik. Nitekim, söyleşiniñ soñuna geldiğimi söylememe karşın yérlerinden kımıldamaları bunu kanıtlıyordu. Bu, ilk kéz başıma geldi. Kara giyinen öbek oracıkta kalkıp gitti, bunu öteye koyarsak ilk kéz böylesi bir diñleyici ile karşı karşıyaydım. Ne soru soruyorlardı, né de depreşiyorlardı (hareket édiyorlardı)! Ben de öylece kürsüden onlara bakıyordum. İlginç anlar yaşandı doğrusu. Ardı sıra Başak Bilgem onurluk sundu, alkışlarla soñlandırdık.

Başak Bitik'iñ elinden onurluk alırken.

Türk Dili ve Edebiyatı Kulübü öğrencileri, Başak Bitik artı bölüm başkanımız Elif Bilgemizle DSÖ imini yaparken.

Türk Dili ve Edebiyatı Kulübü öğrencileriyle...


Toparlanıp yola koyulduğumuzda Başak Bilgem bize yine kılavuzluk étti. O tatlı evin yanından géçerken bir daha iç çekti, yazları açan çiçeklerinden söz étti. Bize sunduğu bu güzel ortamdan dolayı var olsun. Göñlünden géçen böylesi tatlı bir evi, mutlu bir yuvarsı olsun.

Basında Biz - KARAR Gazetesi

Türk Dili Dérneği adına duruşmalarına çıktığım Göktürkçe konulu davada Karar gazetesinden Ziyahan Albeniz, 10/12/2018'de konuyu köşesine taşıdı.

http://www.karar.com/yazarlar/ziyahan-albeniz/keci-inadi-8634

Türk Dili Derneği'nin (TDD) başkanı Gökbey Uluç'u 2008 yılından beri tanırım. Hiç yüz yüze müşerref olamasak da dil konusunda yaptığı tutkulu çalışmalara ara vermeden devam ettiğini internet vasıtası ile biliyorum.

Gökbey il il dolaşarak gençlere Göktürkçe öğretme derdinde. Nitekim bu hususta 2015 yılında kurdukları Türk Dili Derneği ilk altı ayı içerisinde 10 bin kişiye ulaşmış.

Fakat malumunuz ülkemizde hiçbir başarı cezasız kalmıyor. Gökbey'in tutkulu çabaları da buna istisna değil.




2015 yılında kurdukları Türk Dili Derneği'ne seçtikleri keçi logosu, bu uğurda çaba gösteren başka bir Türk kültürü ve Türkçe sevdalısı, Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde görevli Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz ile davalık olmalarına yol açmış.
Duyunca çok üzüldüm. Davayı da biraz garipsedim.

Neden mi? Durun anlatayım.

Keçi sembolü Orhun Yazıtları'ndan biri olan Kül Tigin anıtının doğu yüzünde yer alan bir sembol. Ulaşılamaz yerlere ulaşmayı, yüceliği sembolize ediyor. 'Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olan Kağan'ın mührü olarak kabul ediliyor.

732 yılı olarak tarihlenen bu anıttaki keçi sembolü Türk kültür ve tarihi açısından epey önemli. Nitekim Moğolistan'dan Kazakistan'a kadar Türki Cumhuriyet'lerin neredeyse hepsinde bu sembole rastlamak mümkün.

Kazakistan'ın tedavülde olan 1000 Tenge parasında, Moğolistan'da bulunan bir kütüphanenin kapısında, 2016 yılında Türk Kültür Akademisi'nin düzenlediği bir forumun afişinde de bu keçi sembolü var.

Hatta daha ilginç bir bilgi vereyim, 2016 yılında Merkez Bankası tarafından basılan 2.5 TL değerindeki Orhun Anıtları hatıra parasında da bu sembolü görebilmek mümkün.

Sembolün Türk kültür ve medeniyeti açısından taşıdığı değeri anlamak için davada müşteki konumda olan Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz'ın Orkun Dergisi'nin Mart 2001'de (sayı 37)  yayınlanan bir yazısından küçük bir alıntı yapmak istiyorum:

"Dağ keçisi/ Teke damgası, Türk Dünyasının en eski ve ortak damgalarından biridir.... Türk miletinin var olduğu, ulaştığı her yerde dağ keçisi damgasının izine rastlamak mümkündür."

Sembolün kıymetini takdir eden yazı sahibi Prof.Dr. Cengiz Alyılmaz 2012 yılında kurduğu online bir dergi olan ve Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim sözcüklerinin baş harflerinden oluşan Teke dergisinin logosu olarak da Teke ismi ve sembolünden müteşekkil bir kompozisyonu seçmiş.
Aynı zamanda bu logonun patent başvurusunu da 2012 yılında yapmış.

Dergi sitesinde yayınlanan tanıtım yazısında da sembol seçimine dair bir izahata rastlamak mümkün:

"TEKE dergisinin ambleminin özünü: "Türk kağanları"nın, "beyleri"nin ve "buyrukları"nın / kumandanlarının anıtlarını yazıtlarını süsleyen; güneşi, ışığı, aydınlığı, erişilmez yerlere erişilebilirliği, yüceliği, bilgeliği; bağımsızlığı, özgürlüğü, kararlılığı; çevikliği, sürati; yazı, bolluğu, hareketi, bereketi, zenginliği, asaleti, cesareti ve hâkmiyeti temsil eden dağ keçisi / teke damgası oluşturmaktadır."
Üç ayda bir Türkçe ve İngilizce, çevrimiçi olarak yayımlanan dergiye www.tekedergisi.com adresinden erişebilirsiniz.

2015 yılında Gökbey Uluç ve arkadaşları tarafından kurulan Türk Dili Derneği (TDD) çalışmalarından haberdar oldukları Cengiz Alyılmaz'a bir e-posta göndererek derneklerine sunacakları katkıdan memnun olacaklarını belirtmişler Fakat aldıkları yanıt kendilerini bir hayli hayal kırıklığına uğratmış.

Zira Prof.Dr. Alyılmaz, Türk Dili Derneği'nin logosunda yer alan dağ keçisi sembolü patentinin kendisine ait olduğunu, dernek çalışmalarında kullanamayacaklarına dair "sert" bir dille yanıtlamış bu çağrıyı.

(Buradan itibaren aktaracaklarım Türk Dili Derneği'nin kendi web sitesinde de kamuoyu ve basına yaptıkları duyuru (http://turkdilidernegi.org.tr/gokturk-damgasiyla-ilgili-dava-basin-aciklamasi/), Gökbey Uluç'un paylaştığı malumatlar çerçevesindedir.)

Sonraki süreç noterden gönderilen ihtarlar ve mahkeme git-gelleri ile devam etmiş.
Gökbey'in açıklamasındaki bilgilere göre İstanbul Bakırköy Savcılığı bilirkişi raporunda yer alan görüşe itibar ederek takipsizlik kararı verdi.


Bilirkişinin görüşü kamuya ait olan bu sembolün TDD tarafından kullanımının, TEKE dergisi ile bir bağ kurulmasına yol açmayacağı yönünde.
1300 yıllık geçmişi kamuya ait olan bir sembolün Paris Antlaşması'na göre patentinin alınması teknik olarak söz konusu değil.
Bakırköy'deki davanın reddinden sonra da davada ısrarcı olan Alyılmaz Erzurum'da hem asliye hukuk, hem de ceza mahkemelerine şikayette bulunarak ticari marka hakkının gaspedildiğini belirterek 10 bin TL'lik bir tazminat talebinde bulunmuş.

Nihayetinde Yargıtay'ın da onadığı karar ile Gökbey Uluç patenti alınmış bir sembolü kullanmakla, ticari bir zarar vermekten tazminat ödemeye mahkûm oldu.

Gökbey Uluç ısrarla Türk tarihine ait olan bir sembolün patentinin alınamayacağını; karardan hareketle Orhun Kitabeleri'nde bulunan yaklaşık 37 sembolün patentini alarak kendisinin de insanları bunları kullanmaktan men edebilecek olmasının trajikomik yanına dikkat çekiyor.

Böylesi bir hadise 2007 yılında da yaşanmıştı. İstiklal Marşı'nın telif haklarını alan bir Alman şirket, Almanya'daki bir Türk okulundan İstiklal Marşı'nın telif ücretini istemişti. Olaya el atan Kültür ve Turizm Bakanlığı sorunu çözmüştü.

Keçi aynı zamanda inadıyla da meşhur bir hayvandır.

Tarafların ısrar ve mücadelesi biraz da bundan mülhem olsa gerek.

Yazıdan ilham alan okurların hilâl sembolünün patenti için başvurmamalarını önemle rica ediyorum. Zira ben başvuracağım. :)

Deliler Filminiñ Değerlendirmesi

İpuçu (Spoiler) içerir.

Osmanlı dönemindeki öñcü çeri güçlerinden Deliler Ocağında görev yapanlarıñ öyküsünüñ añlatıldığı, Fatih Sultan Mehmet ile Kazıklı Voyvoda'nıñ arasında yaşananlarıñ işlendiği Deliler izlencesini onat (muhteşem) buldum. Günümüzüñ özel harekâtçıları niteliğindeki bu çeriler, Göktürk dönemindeymişcesine añlatıldı.


Néden onat buldum?

1) Fatih Sultan Mehmet'i 60-70 yaşında biri olarak göstermemişler. Gérçi 20li yaşlarında biri olarak da işlememişler. Yine de genç biri olarak göstermeleri yérinde idi.


2) Osmanlı döneminde olan bir olayda hümanist dervişler, yobaz mollalar déğil, kamları (şamanları) göstermişler. Fatih, doğrudan kamla görüşüyor, görevi ona vériyor, çeriler de kamla bağlantı içinde göreve çıkıyorlar.

3) Türklüğüñ simgesi kurt, bélirgin biçimde işleniyor.

4) Kötü kahraman Vlad, salt bir kötü déğil, bir amaç için çarpışıyor. Bu ayrıntı çok öñemli. Géñelde bir kötü olur, izlence boyunca işi gücü amaçsızca kötülük yapmak olarak gösterilir. Oysa bu yapımda Vlad'ıñ insanî duygularla davrandığı, bir amacı olduğu, düşman olarak gördüğü bize karşı bilimi kullandığı, Tañrı ile bağlantıya géçtiğini görüyoruz. Yine soñlara doğru Tañrı ile yaptığı duygusal koñuşma da bizim Türk sineması ve romancılığımızıñ ilerlediğini, karakterleri kendi içinde değerlendirdiğimizi gösterir.

5) Günümüzden bir olayı aktarmaları beni benden aldı: Eren, iyi ki varsın! sözü yapımcılarıñ ulusal duygularını da yansıtmakla kalmadı, beni derinden étkiledi.

6) Yine Azerbaycanlı bir Deli olan Mübariz de bize ulusal kahraman Mübariz'i yad éttirdi.

7) Bize öğretilen Osmanlı algısına göre kavramamız güç olduğu için sanki Göktürk dönemindeki bir olayıñ añlatıldığını yazabilirim. Bu yüzden salt bu algıyı kırmak için böyle yapılması bile güzel.

Görüntü niteliği olsun, giyim kuşam olsun hepsini çok beğendim. Eksiklikleri kuşkusuz var. Olay örgüsünde biraz eksiklik sézdim. Kahramanlarıñ ilk baştaki tanıtımları soñdaki savaş sahnelerinden alınmış. Basılan köyde kurtarılan bebek ve kadını daha soñra görmedik. İşlevleri eksik kaldı. Böyle göz ardı édilecek ayrıntıları bulmak olanaklı olsa da öküz altında buzağı aramaya beñzer.

Yapımcılarını kutlar, géçmişimiziñ ayrıntılarını gün yüzüne çıkardıkları için sağlık ve başarılar dilerim.

Eskişehir anılarım

Bu yıl 10.su düzenlenen olan Uluslararası Dünya Dili Türkçe Bilgi Şölenine katılmak için Eskişehir'de bulundum. Güzel deneyimler édindim, iyi duygular içinde géri döndüm. Bu süreçte yaşadığım anılarımı şöyle añlatabilirim:

Başlangıç, Deñizli'deki çerilik (askerlik) günlerime değin géri gidiyor. Doğrusu, çeriliği akademik yaşantıya bu denli yansıtabileceğimi hiç usuma gelmezdi. Komutanımızıñ beni bétikevi (kütüphane) görevlisi yapmasından dolayı kendisine bir kéz daha var olsun diyorum. Çünkü bu süre içinde yazdığım 4 bildiri de uluslararası nitelik taşıyan bilgi şölenlerinden onay alarak sunuldu. Nevşehir, Antalya ve hatta Moğolistan'a değin beni götüren bu bildirileriñ soñuncusu da Eskişehir yoluna düşmeme olanak vérdi. [Öbür illerdeki gözlemlerimi ve anılarımı yine bu sanal günlüğümde yazmış, bildirileri de yayımlamıştım].


16 Ekim 2018
Gün içinde iş yérindeki işlerimi yapıp gün batımına doğru Esenler otogarından yola çıktık. Yédigün (hafta) içi olduğundan kimsecikler yoktu. Koca araç 7-8 kişi olarak Eskişehir'e vardık. Géce yarısı kalacağım Öğretmenevi'ne yérleştim. Oda arkadaşım Abdullah Yıldırım ile tanıştım.

17 Ekim 2018
Erkenden kalkıp anıklandık (hazırlandık). Öğretmeneviniñ öñünden bize söylenen iminde (saatte) araç kalktı. Osmangazi Üniversitesiniñ yérleşkesinde düzenlenen şölen için yapılan tanıtım çalışmaları yolda ilgimi çekti. Brandalar asılmış, reklam panoları görsellerle donatılarak öğrencilere de duyurulmuştu. Araçla ilerlerken yérleşkeniñ değişik yérlerinde gördüğüm bu çalışmaları beğendim. Öğrencileriñ de katılımınıñ sağlanması için çaba yoyulduğunu (harcandığını) gösteriyordu.

Kayıt işlemleri için kuyruk uzamaya başladı bile. Bu sırada tanıdık kimseleri de gözüm görür oldu. İlkin Fatma Albayrak'ı gördüm; esenleştik. Kendisini ortak bir arkadaşımızdan dolayı tanımaktayım. Soñra Burcu Sıbıç ile yine kuyruk sırasında denk geldik. Moğolistan'daki anılarımızdan söz éttik, orada édindiğimiz arkadaşlarımızıñ kulağını çınlattık. Bu sıra kayıt işlemlerimiz de bitti. Sağ olsunlar, epey bétik (kitap) armağan éttiler.

Burcu Sıbıç ile Moğolistan'da kurduğumuz öbeğiñ imiyle (sembolüyle) öbekteki arkadaşlarımıza esenliklerimizi göndermek üzere poz vérirken.
Açılış koñuşması büyükçe bir salonda yapıldı. Güzel sözler, iyimser koñuşmalar éşliğinde şölen açılışı gérçekleştirildi. 

Çay aralarında birçok bilgemizle éytişme (sohbet étme) olanağımız oldu. Gérçi birçoğu Moğolistan'da da bulunduğundan, burası oranıñ ardıymış gibime geldi. Bozkırda géçirdiğimiz günleriñ étkisi şimdileyin bile bende sürerken, yéñiden orada birlikte olduğumuz bilgelerimizi gördüğümde kendimi yine oradaymış gibi sandım. Bu duyguları birkaç bilgemizle daha yineledik.

Yéñi tanıştığım bilgelerimiz, genç arkadaşlarımız ile ileriye dönük güçlü bağlantılar kurduk. Saffet Alp Yılmaz ve arkadaşlarınıñ Bilim Dili adını vérdikleri çalışma takımınıñ dérnekleştiğini öğrendim. Bizim, Türk Dili Dérneğiyle iş birliği yapması yönünde öñemli adımlar attık.
Aşkın Çakır'ıñ "haberim yokken" çektiği Abdullah Yıldırım ile görüntümüz.
Oturumlar bu sıra tüm görkemiyle sürüp gidiyor. İlgimi çeken koñu başlıklarını imlediğim için, imini (saati) gelenlere katılıyor, yéñi bilgiler édinmeye de özen gösteriyordum. Bir biçimde birçok yazıda kaynak gösterilen bilgelerimiziñ kendi ağızlarından bilgiler işitmek, onlardan doğrudan öğrenmek çok güzel bir deneyim. Var olsunlar. Burada Türk Dil Kurumu başkanı Gürer Gülsévin Bilge'den de söz étmek istiyorum. Kendisi ile ilk kéz burada tanıştık. Açıkçası bizim memurlar gibi olacağı yönünde bir beklentim vardı; hani şu yére göğe sığmayanlardan. Oysa kendisi pek alçakgöñüllü imiş. Bilgi şöleni boyunca tıpkı öbür bilgelerimiz gibi bir katılımcı gibi davrandı. Kendisine özel davranılması yönünde bir bir tutumunu sézmedim. Bu yönden bulunduğu kuruma katkı sağlayacağını kendi gözümle gördüğümden dolayı sévinçliyim. Öñcesinde kimi bilgelerimiz de kendisiniñ doğru bir başkan séçimi olduğunu söylüyorlardı; niçin böyle dédiklerini añladım.

Burcu Sıbıç, sunum soñrasında Moğolistan'da kurduğumuz öbeğimiziñ imiyle poz vérirken.

Akşam Sivrihisar Belediyesiniñ koñuğu idik. Güzel yémekler sunuldu, canlı müzik éşliğinde sergeldeki (masadaki) genç dilbilimci, yazıncı arkadaşlarımızla tanışıklığımız arttı. Birbirimize yaptığımız çalışmalardan söz éttik, kimileyin de anılarımızdan eyttik. Genç bir belediye başkanı hepimizi şaşırtmıştı. Kürsüdeki koñuşmasını kısa tutması ise pek işitilmiş bir durum déğil. Kendisine başarılar dilerim.

Géce öğretmen evindeki odamıza geldiğimizde epey yorgunduk. Oda arkadaşım ile aytışımız (sohbetimiz) derin koñulara inmişken bir yandan da yarınki sunumumu bir daha gözden géçirip güncelledim. Soñrasında ilk sunumumu da oda arkadaşıma Abdullah Yıldırım'a yaptım. Sağ olsun, soñuna değin diñledi beni. Gérçi kendisiyle aynı oturumda idik. Yarınki koñuşmamı şimdiden diñlediği için yarınki becerimi (performansımı) karşılaştırıp değerlendirme yapabilirdi. Bakalım, néler diyecek?

18 Ekim 2018 - Sunum günü
Sunumlar ilerleyip bir biçimde bizim oturuma denk geldik. Sergeldeki yérimizi aldık. Buşku çoktan başlamıştı bile.

İlk öñce Erhan Aydıñ Bilgemiz koñuştu. Salon epeyce dolmuştu. Şimdiye değinki oturumlarda katılım düşük oluyordu, bu kéz böyle ilgi görmesi hoşuma gitti. Üstelik daha da güzeli, koñuşma yapacağımız koñu ile ilgili alañda ün salmış bilgelerimiziñ de karşımızda oturuyor olması idi. Sürekli de birileri kapıdan içeri girince Abdullah Yıldırım baña doğru eğilip kalabalıktan söz étti. İkimiziñ de buşkusu artmıştı, paylaşma géreği duyduk.

Alkışlar éşliğinde Murat Aka çıktı kürsüye. Soñrasında Abdullah Yıldırım, dérken sıra baña geldi. Serkan Şen Bilgemiziñ adımı okuması ile kürsüdeki yérime géçtim. Koñuşmacılar génel olarak: "Sayın Başkan, değerli hocalarım, sévgili öğrenciler..." gibi giriş sözlemi kullanırken ben yalñızca "Uğrola!" ile giriş yaptım. Doğaçlama bir koñuşma olmasına özen gösterdim. Buşkulu idim, hem de sévinçli. Alañında kendini kanıtlamış bilgelerimize yéñi bir görüş sunmakta idim. Üstelik koñuşmam sırasında Erhan Aydıñ Bilgemiziñ yérinden kalkarak karşısındaki diñleyici koltuğuna oturarak sunum ekranını görmek istemesi, beni oradan diñlemesi baña oracıkta özgüven vérmeye yéterli oldu.


Sunumum bittiğinde yérime géçtim. Şimdi iş daha çetindi. Çünkü koñuşmam için baña süre ayrılmıştı. Bu süre içinde de ne désem karışan olmayacağından ağzıma geleni déme hakkım vardı bir bakıma. Peki şimdi? Oturum başkanı Serkan Şen Bilgemiz koñuşmalar bittiği için soru kısmına géçti. Erhan Aydıñ Bilgemize soru vardı, soñraki soru ise baña. Ahmet Bican Ercilasun Bilgemiz soru sormak için mikrofonu almıştı eline. Ben bir yutkundum! Öñce baña damga sözcüğünü ne añlamda kullandığımı sordu; harf yérine kullandığımı söyledim. Ardından sunumda sözünü éttiğim koñulara değinip /at/ damgasınıñ éylemden türeme olasılığına olumlu baktığını bildirdi. Soru déğil, yorum olmuştu koñusu. Derin bir soluk aldım açıkçası. Çünkü öñe sürdüğüm görüş, Türklük biliminiñ öñemli bilgelerinden birince olumlu karşılanmıştı. Soñrasında Serkan Şen Bilgemiz baña ok atmakla ilgili déyimiñ eski dilimizde varlığını sordu. Bunu kendime ödev édinip araştıracağımı söyledim. Ardınca Erhan Aydıñ Bilgemiz de söylediklerime katkı yapmak istediğini diyerek damga evrilmelerinde Bilge Kağan ile Gültekin'i örnek almamamı, onlarıñ Çinlilerce yazıldığını söyledi.


Oturumumuz kapandı. Katılım belgelerimiz vérilip anı için bedizler çekildi. Diñleyiciler arasından kutlayan; ayak üstü değerlendirmeler yaparak elimi sıkan bilgelerimiz ise beni daha da onurlandırdılar. Büyük bir mutluluk ile dışarı çıkıp çay almaya gittiğimi de yazabilirim. O çay ne tatlı idi, sormayın gitsin.

Yanımda getirdiğim iki bétik vardı: Türk Runik Bibliyografisi ile Uygur Yazıtları. Erhan Aydıñ Bilgemiziñ kol çekmesi (imzalaması) için kendisinden ötündüm (rica éttim). Oysa ne güç oldu! Alçakgöñüllülük örneği gösteren bilgemiziñ sözünü çok beğendim: Nasıl imzalarım, utanırım! Kol çekmesi için üsteleyici (ısrarcı) olunca kıramadı sanırım. Sağ olsun.

Sunum soñrası Moğolistan'a gönderme imiyle.

Akşam büyükçe bir aş damındaydık (restorandaydık). Güzel yémekler getirdiler; pişiren ustalarıñ, sunan işçileriñ her biri sağ olsun. Soñlara doğru canlı müziğiñ étkisi doruğa çıkmak üzere ilerlerken yırlara (şarkılara) éşlik édenler de artıyordu. Eğlence aldı başını gitti, ortaya çıkıp oynayanlar bile oldu. Herkes bir biçimde kaynaşmışdı. Bir ara karşılıklı sergellerden atışmalı türküler okunur oldu. Soñlara doğru marşlar söylenir, bozkurtlar çekilir duruma gelmiştik. Géñelde çantamda taşıdığım Göktürk bayrağımı öğretmen eviniñ odasında unutmam olcaysızlık (şanssızlık) oldu. Yoksa tam da açılmasınıñ sırası gelmişti bir ara.

19 Ekim 2018
Bugün öğleden soñra yolculuğum olduğundan erkenden kalkıp anıklandım (hazırlandım). Eskişehir'i gezip görmek, eñ azından Odunpazarı'nı bilmek istedim. Cam işçiliği epey ilerlemiş, ufaklı müzeleri bolca bulunan Odunpazarı'ndaki eski evleriñ görüntüsünü pek beğendim. Kendimce gezinip armağanlıklar alıp bedizler çekindim. Bulunduğum yérlerdeki yérleşim düzeni güzel yapılmıştı. İstanbul'uñ daracık yoğun yérleri gibi déğildi. Bu da kişiniñ içini açıyordu. Otogara gidene değin de géñel olarak géñiş yollar görünüyordu.

Odunpazarı'nıñ güzel sokaklarından biri.
Süslenmiş bir Odunpazarı sokağı.
Cam Müzesindeki çalışmalardan biri.

Güncellenenme çalışmalarınıñ sürdüğü Odunpazarı sokaklarından bir bölüm.

Bir bilgi şöleni daha géride kaldı. Araçtan dışarıyı izleyip İstanbul yolunu tuttuğumda yaşantıma eklediğim birkaç güzel günü daha değerlendiriyordum.

Her yére Göktürkçe "Türk" yazılmasınıñ olası yanıtı

Göktürk damgalarının toplumda yaygınlaşmaya başladığı sıralarda ilginç biçimde "Türk" sözcüğüne eğilim vardı. Buna anlam veremiyordum. Kişinin kendi adını, eşinin, çoluğunun çocuğunun adını yazmasını beklerken ulus adını yazmasını sıradışı bulmakla birlikte yayılmasını sevinçle karşılıyordum. Arap yazısını bilmese de büyük bir kesim "Allah" yazısını türlü süs ve bezekle evine iş yerine asmakta olduğundan, benzer biçimde "Tengri/Tanrı" sözcüğünün Göktürkçe yazılarak yaygınlık kazanmasını daha olası bulurken "Türk" sözcüğünün öne çıkmasına sanırım yanıt buldum. 

Bozkurtlar'da İlteriş Kağan bir tören düzenliyor. Atlar yarıştırılıyor, güreşler tutuluyor derken ok atmaya geliyor sıra. Yiğitler elli ok atarak "Türk" yazmaya koyuluyorlar. Uzun uzun ayrıntılı anlatılan kurgunun okuyucuları etkilediğini düşünüyorum. Kürşad gibi bir adı kazandıran Atsız, sanırım bugün bile Türk ulusunun bilinçaltında bıraktığı izle ulusumuzu yönlendirmeyi sürdürüyor. Okuyucularına bozkırda at koşturuyor duygusunu yaşatan ulu yazar, öyle görünüyor ki ok atma yarışının da tadını damakta bıraktırmış, bu tadı yaşamak isteyen okuyucular da önlerine gelen ilk fırsatta bunu deneyimlemek isteyerek "Türk" yazısına eğilmişlerdir. Ne diyelim? Vaktiyle bir Atsız varmış...