TRT Avaz - Göktürkçe Öğreneği (tüm Türk dillerinde)

2015'in Sekizinci ayında İzmir'in Tire ilçesinde Türk Dili Derneği ile Tire Kültür Derneği'nin ortaklaşa düzenledikleri Göktürkçe öğreneği, TRT AVAZ aracılığıyla Türk dillerine uyarlanarak ayrıca yayınlandı. Biz de sevincek olduk. Çalışmalarımızı böyle birkaç ağızda, lehçede görmek güzel oldu. Gerçi daha önceden de olmuştu. TRT'de olunca başka!

2. Maturidi Yesevi Otağı Kurultayı'ndaki Gözlemlerim - Karabük

Bu yıl Karabük/Safranbolu'da ikincisi düzenenlen Maturidi Yesevi Otağı Kurultayı'na biz de Türk Dili Derneği olarak 9 kişi katıldık; étkinliklerde yer edinip, sunumumuzu yaptık. Böylesi güzel günlerin anısı hep usumuzda bulunsun diye de gördüklerimi, yaşadıklarımı yazayım istedim.



30 Ağustos 2015
Bugün Zafer Bayramı! Türk ulusu olarak kazandığımız utkuların bayramı. Ülkece coşkuyla kutluyoruz, demek isterdim ancak bir biçimde bir bahane ile bu yıl da kutlatmadılar. Yine de toplumdaki duyarlı kişilerin öbek öbek kutlaması gibi, biz de kendi aramızda kutladık.

Derneğimizin kurucu üyelerinden Fatma Uçar hanım, gece 23.00'a almıştı biletlerimizi; Esenler otogarından yola çıkacaktık. Ancak öncesinde benim derneğe uğramam, Safranbolu'da kuracağımız sergel (masa) için araç gereçleri de almam gerekiyordu. Ancak benim 4. kattan onca yükü indirecek gücüm olmadığı için danışmanımız Fatih Emiroğlu'nu aradım. Onlarca betiği, dürüm tabelamızı, el ilanlarımızı neyin sırtladıktan (gerçek anlamda sırtladıktan) sonra otogara vardık. Fatma hanım, kızları Merve ile Ayşenur bizleri bekliyordu. Aracımız biraz gecikme ile yola çıktı.

31 Ağustos 2015
Gündoğuma yakın saatlerde, 05.17 gibi Safranbolu otogarında indik. İnmeden önce ise güzel bir ileti almıştım; "Hocam, indiğinizde beni arayın. Uyuya kalır da açmazsam şarjınız bitene kadar arayın. Hatta şarjınız biterse başka birinden arayın". Bu sözleri, gelenleri karşılamak için görevlendirilmiş Maturidi Yesevi Otağı Derneği'nin üyelerinden Bilal Ertuğrul (ancak ben kendisini telefonuma Bilal Erdoğan olarak kaydetmişim, sonradan babasından öğrendim soyadlarını) yazmıştı. Biz de iner inmez aradık, Bilal bey de oracıkta bize "hoşgeldiniz" diyip karşılamaya geldi. Kalacağımız yere götürüp, odamıza yerleştirdi. Öbür arkadaşları bilmem de, ben uykuya daldım hemencecik.



Bir saat ya var, ya da yok; tam kestiremesem de güngen 07.13 iken kapımız çalındı. Kahvaltının hazır olduğunu, aşağıya inmemizi söyledi Necip Karaağil. İlerleyen zamanda en sevimli, en gözde görevli olarak herkesin usunda yer edinecektir kendisi.

Kahvaltımızı ettik, sonra araçlarla bizi kurultay alanına götürdüler. Yaka kartlarımız verildi, kaydımız alındı. Gelen konuklarla ayak üstü tokalaşmalar, esenleşmeler... Tanıdık yüzleri görünce gülümsemeler, kısa aytışlar... Derken hepimiz içerideki yerlerimizi aldık da, Maturidi Yesevi Otağı Derneği'nin başkanı Oktay Acar, İstiklal Marşı'ndan sonra açılış konuşmasını yaptı.

Bir yandan konuşmalar sürerken, bir yandan da ikramlar dağıtılıyordu. Atıştıra atıştıra dinliyorduk. Ancak olumsuz durumlar da olmaya başladı. Çünkü ilk günkü konuşmalarda konu başlığı "Maturidilik ve Yesevilik" olsa da, konuşmacılar hep bunun dışına çıktılar. Sünnilik üzerine konuşmalar ağırlık bastı. Bu durumdan inçsiz (rahatsız) olan Azerbaycanlı, İranlı Türkler oldu. Şiilik üzerine eleştiriler, Şii geçmişim olduğu için beni de inçsiz kıldı. Öğleden sonraki konuşmalara katılmadım bu yüzden.

Türk Dili Derneği olarak, sergelimizi de (masamızı da) kurduk. Yerimizi iyice belli ettikten sonra, sanaldan yürütttüğümüz Yabancı Tabelaların Ağır Vergilendirilmesi konusunu içeren imza kampanyasını yazılı dilekçe imzalayarak da başlattık. İlk imzayı atan kişi olmak, ayrı bir güzellikmiş.



Konuşmalar bitti, gün battı. Ancak günü güzel kılan büyük etkinlikten söz edeceğim; Zeybek Ateşi!

Kurultay alanından çıkıp, yürüye yürüye kent meydanına vardık. Hepimizde bayraklar; ellerimizde, sırtımızda... Bir eylem yapıyormuşuz gibi oldu. Oturaklara oturduk, ancak büyük alanı tam olarak dolduramamıştık. Tören başladı; eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, okuduğu coşkulu koşuk ile kalabalığı titretti desem yeridir. Genç arkadaşımız Alperen Yemekçi'nin kendi bestelerini, yine kendisinin çaldığı saz ile dinlemek de güzeldi. Öyle ki, sonraki günler Alperen'in bestesi hepimizin diline dolanmıştı. Birkaç sıkıcı konuşmanın ve kötü oyun oynayan birkaç halk oyuncusunun ardından beklediğimiz gösteriyi izleme sırası gelmişti. Derneğimizin üyelerinden Ömer Ersagun Güldamla'nın başını çektiği Zeybek Ateşi oyunu, Ersagun'un alana çıkmasıyla başladı. İlerleyen sürede yine derneğimizin üyelerinden Adnan Düzen de alandaydı. Hepimiz izlemeye dalmıştık. Alkışlamaktan elimiz, bağırmaktan ses tellerimiz de ağrıyordu. Bu sıra yeni bir deneyim de yaşamış olduk. Bizim oturduğumuz bölgedeki arkadaşlar, onca kalabalığı yönetiyordu. İlk biz alkışlıyorduk, ilk sözleri kendi aramızda anlaşıp ilk biz bağırıyorduk. Derken bütün kalabalık bize koşulunca Karabük'ü inletiyorduk. Kalabalık derken, onca coşkuya çevredeki halk da kayıtsız durmamış, oturacak yer kalmamıştı. Tire Kültür Derneği'nin başkanı Seyfullah Ayvalı, bu oyun takımının oluşmasında büyük katkıları olmuş biridir, günün sıkıcılığı bu oyun olmasa çok kötü olacaktı. Ancak şuan hiçbirimiz konuşmaları anımsamıyoruz. Kent meydanındaki bu coşku, bizi bambaşka bir yertince götürdü. Varolsunlar, diyorum.





01 Eylül 2015
Sabah uykumuzu aldık, dünkü gibi Necip yine uyandırdı bizi; yemeğimizi yedik, kurultay alanına geçtik. Bugünün konuşmaları daha güzeldi; Türk Dünyasının Sorunları ve Çözüm Önerileri üzerine başlıklar konuşuldu. Ancak olumsuz yanı şu oldu; herkes sorunları dile getirdi. Çözüm önerisi sunan yalnızca Manas Üniversitesi'nden katılan Kırgız hoca Nazire Kumancıbey oldu. Konuşma sırasında herkes karşısında bir yağı varmış gibi konuşuyordu. İlgi çekici konuşmalar da oldu; Fatma hanım ağladığını söyledi. Azerbaycan'ın sorunlarını dile getiren Hanım Halilova, birçok kişiyi duygulandırmıştı. Benim ilgimi çeken, Fatma hanımın küçük kızları Merve ile Ayşenur'un da böylesi ağır konuları büyük ciddiyetle dinliyor olmalarıydı.












İmza kampanyamıza epey katılımcı oldu. Birçok kişiye ulaşmış, dernek çalışmalarımızdan söz etmiştik. Onsuz da kurultaya katılmaktaki en büyük amacımız buydu; oraya gelen başka dernek üyeleriyle tanışmak, yeni işbirlikleri kurmak. Birçok kişiye ulaştığımız için mutluydum. Ancak şu da var, kaç gündür uykumuzu alamıyoruz. Gün içerisindeki yoğunluktan sonra, akşam geldiğimiz yurtda da kendi aramızda günün değerlendirmesini yapıyor, gecenin bir yarısına değin konuşuyoruz.

02 Eylül 2015
Erkenden kalktım, onsuz da benim biyolojik saatim vardı; 7 dedin mi ayaklanırım hep. Necip'in kapı zilini çalmasına olanak tanımadan, kapıyı açtım da, "sen dur, ben basacağım" dedim. Uykulu uykulu gülüştük. Bizimkileri uyandırdım, üst başımızı giyindik, yemeğimizi yiyip vardık kurultay alanına.

Bugün Türk Dili Derneği adına ben de konuşma yapacaktım. Sıramızı beklemeye koyulduk. Bu sıra bilgisayarda son düzenlemeleri yapıyor, eksik var mı yok mu diye denetliyordum. Başka bir odadaydık; Ersagun da kendi belgelerini düzenliyordu. Bu sıra, derneğimizin başkan yardımcısı (sözüm ona benim yardımcım, hava atmış gibi olmadım umarım :) ) Tuğba Kara da yanımıza geldi. Bu sıra bilgisayarı kendisine doğru çevirip, konuşmamda yapacaklarımın bir denemesini yaptım. Beğendiğini söyledi.




Çay arası verilmişken sunum yapacağımız bilgisayarlarımız da kurduk. Buşku (heyecan) artıyordu bir yandan da! Üç gündür buradayız, onca konuşma oldu, onsuz da birçok konuşmayı beğenmedim, şimdi sıra bana geliyordu, eleştirdiklerimi yapmadan bir sunum yapmalıydım.

Adımız okundu, konuşmacılar arasında bulunmak için sergele çıktık. Benden önce "İslamiyet Öncesi Türk Din Tarihi" konusunu anlatmak için kürsüye Şeyma Ercanlı çıkmıştı. Şeyma hanım Göktanrı inancını anlatırken, Namık Kemal Zeybek ile gözgöze geldik birkaç kez, gülümsedik karşılıklı. Sonra derken, sıra bendeydi. Mikrofonu elime alıp sahneye indim. Benim için bir ilkti; bugüne değin hep öğrencilerime konuştum. Azı benimle yaşıt, büyük olsa bile makamı az olan kişilere karşı hitap ettim. Bu kez durum ayrıydı; eski bakan var, büyükelçi var, müşavir var, profesörler var, hocalar var, dernek başkanları var, sanatçılar var... Bu bakımdan böylesi ağır kişilere ilk kez konuşma yapacağım için bir buşku vardı, ancak konuşmak için elime mikrofonu alıp da karşılarına geçince bu buşkum yok oldu, herkesin ilgisini çekmeyi başardık. Gözlerdeki ışıltıyı yalnızca ben değil, konuşma sonrası, Fatma hanım da gördüğünü dile getirdi. Benden sonra BOSGEM adına Ersagun da konuşmasını yaptı. Konuşmalar bitti, sonuç bildirimi yapıldı.


Geldiğimize değdi, diyebiliyorum. Üç gün boyunca onlarca kişiyle tanıştık, birçok dernekle işbirliği içinde bulunacağımıza dair sözleştik. Birçok üniversite hocasıyla bağ kurduk, birçok yazarla kartvizitlerimizi değiştokuş ettik. Değdi, diyebilirim. Büyük beklentilerle gelmiştik, istediklerimizi alarak geri dönecektik. Öyle de oldu!

Bizi Karabük'te ağırlayan, her türlü nazımızı çeken Maturidi Yesevi Otağı Derneği'nin bütün üyelerine b adına "sağolsunlar" diyorum. Bir kere olsun yüzlerini ekşitmediler, bir kere olsun dediğimize "yoğ" demediler. Gönlümüzü hoş tutmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Tanrı da onların gönüllerini hoş tutsun.

İzmir'de Göktürkçe Günleri

06.08.2015 - Tire
Uzun bir yolculuktan sonra İzmir'e, oradan da Tire'ye geldik. Tire, merkeze gérçekten çok uzak bir yérde. Tire Kültür Derneği başkanı Seyfullah Ayvalı Bey ve eşi Dilek hanım bizi karşıladılar; çay içtik, ayıldık. Soñra dernek üyelerinden Ayhan Bey'in evine géçtik. Kendisi Bakü'ye gittiğinden evin açarını bırakmış. Başkan Seyfullah Bey bize verdi. Birlikte geldiğimiz Türk Dili Derneği üyelerinden Ersagun Güldamla ile içeri girip üstümüzü değiştik. Bakkaldan yiyecek aldıktan soñra, ayaküstü aburcubur yémek yédik. Soñra derin bir uyku... 




Akşam Tire Kültür Derneği'ne geçtik. Kum vardı, daha doğrusu toz vardı havada. İlerleyen dakikalarda yağmur başladı. Uzun sürdü. Epey uzun! Yazın bu kavurucu sıcağında iyi geldi. Ancak dernekte bizden başka kimsecikler yoktu. Yémeğimizi yédik, çayımızı içtik. “Kimse gelmezse gelmesin, canları sağ olsun” diye açıkçası umutsuzluğa düştüm. Ancak sunuma 15 – 20 dakika kala biri geldi. 10 dakika kadar soñra bir başkası. Sunum başladığında bir kişi eksikti.  Umut vardı, keyfim yerine geldi. Normalde yağışlı günlerde hep yalñız bırakılırdık ama bu kéz yanıldık. Ersagun ilk kéz sunum yapmaya başladı. Soñra da ben damgaları anlattım. 

Şuan güngen 01:51 ve ben eve daha yéñi geldim. 21:00'dan beri konuştum, yoruldum. Ancak buraya geldiğime değdi. İnsanlar bana güveniyor, bu güveni hep hakétmeliyim. 

07.08.2015 - İzmir
Erkenden kalkıp İzmir otogarına géçtim. Manisa'dan Ş. Y ile T. A da (adlarını gizli tutuyorlar :) öyle gerekliymiş) gelmişlerdi. Ş.Y. ile 2010'dan beri géñelağ üzerinden yazışıyor, konuşuyorduk. İyi bir arkadaştı benim için. Ancak şimdiye değin hiç görüşmemiştik. O sıralar ben Bakü'deydim, Ş.Y. de Manisa'da. Şimdiyse İzmir'de görüşmek nasip oldu. T.A. da sévgilisiydi; çok sévmiştim onu da. Yakışıyorlar birbirlerine. İzmir'i gezmeye başladık. Özellikle “Asansör” dénen yér beni büyüledi, görüntüsü onattı. Kemeraltı'nda ünlü bir köfteci varmış, oraya da gitmekten eksik kalmadık. Ege Deñizi'ni böyle yakından görmek; boyoz yémek güzeldi. Kemalpaşa'da bulunan Kazak Kımız Çiftliği'ne de uğradık. Kımız içip Ş.Y.'ye bétik imzaladım. Çok güzeldi oralar. T.A., aracına Göktürkçe “Ş.:T.” yazdırmış; onu gösterince çok sévindim. Gérçi metni benden istemişlerdi ancak birden karşımda görünce ilginç oldu. Ayrılık öyü geldiğinde ikisine de birden sarıldım. Çok tatlı gençler. :) Göñüllerince olsun. 



Yola koyuldum. İzmir'iñ ortayı ile Tire çok uzak gérçekten. İstanbul için Çatalca neyse, İzmir için de Tire o! Ders saat 21.00'de başlıyordu. 18:40'ta yola çıkmış, güngen tam 21:00'ı gösterdiğinde derneğe girmiş, 21:01'de de toplantı yérindeki arkadaşları esenler olmuştum. Zamanlama diye buna dénir. :) 

TRT muhabiri de gelmişti; söyleşi yaptık, dersimizi görüntüledi. Géceye değin sürdü dersimiz yine. Eve girdiğimde 02:10 olmuştu. Güzel bir günü daha géride bıraktık.

08.08.2015 - Tire
İki ayrı ilde éş zamanlı Göktürkçe dersi 2. kéz oluyor. Karabük'ten soñra İzmir'de de oldu bugün. Biz burada ders yaparken, İstanbul'daki arkadaşlar da dernekte çalışmalarını sürdürdü. Bu olağanüstü bir gelişme. Dilerim sayıyı artırırız. 




Iğdırlı Caferî hocası Abdullah hoca da katılımcılarımızdan biriydi. Bugün Ersagun'u, Tire Kültür Derneği üyelerinden Yeter Gazisan'ı ve beni yémeğe götürdü. “Karamel” tatlısını çok beğendim. Akşamına “Katılım Belgelerini” anıkladık Seyfullah bey ile. Alnımızıñ akıyla soñ dersimizi de yapıp belgeleri vérdik. Ha bu arada, Abdullah hoca camiye Göktürkçe yazı asacağına söz vérdi. Hattat Hayri Tekgöz'e (derneğimiziñ kurucularından Yazı Yolcusu'na) da ündekle bildirdim; bir yazı yazmaya başladı bile. 

09.08.2015 - Tire
Dernek üyeleriyle güzel bir sabah kahvaltısından soñra Abdullah hoca, Ehlibeyt Derneği'ne, oradan da camiye götürdü beni. Ehlibeyt DerneğiGöktürkçe yazılarıñ asılacağı yérleri belirledik. :) Tire'de yaşayan yazarlarımızdan Ahmet Munis Armağan Bey ile de tanıştım. Kendisi Aydınoğulları Beyliği üzerine kaynak niteliğinde bétikler yazmış. Onsuz da çoğu kéz onuñ yazdıkları kaynak gösteriliyormuş. 



Akşam yola koyulduk. Bu güzel kişileri, bu güzel yéri ardıma alarak. İlk kéz gelmiştim İzmir'e... Palmiye çiftliklerini, camisiz minareyi, boyozu, asansörü, saat kulesini gördüm.

Karabük'te Göktürkçe Günleri

12.06.2015 -İstanbul
Okuluñ soñ günü. Benim için önemli kılan, ilk kéz çocuklara karne dağıtacak oluyor olmam. Kışıñ dağıttığımızı niyeyse sayamıyorum; o daha çok yarım bir duygu vériyor bana. Ancak yıl bitip de, işi alnımızıñ akıyla bitirdiğimiz için yıl soñu daha añlamlı, daha buşku vérici. Cafer de o gün gelip bu güzel añlarımızı çekince ortaya çok güzel dördüller çıktı.


Kapanış töreniñden soñra eve gelip uzandım, dérken uyuya kalmışım. Bütün yılıñ yükünden olsa gerek, yoksa çok daha ağır çalıştığım günlerde bile böylesi bir durum olmamıştı. Uyandığımda soñ anıklıkları da yapıp yola koyuldum. Önce derneğe (TDD'ye) uğradım. Gideceğimiz yér için yanımızda götüreceğimiz bétikler, kırlangıçlar neyin gerekti. Oradan Esenler otogarına géçtim. Dernek üyelerimizden Ömer Ersagun Güldamla çoktan gelmiş, beni metro içinde bekliyordu. Ayırttığımız biletlerimizi aldıktan soñra Fatih Emiroğlu'nu bekledik, biraz géç geldi. İşiñ kötü yanı, aracımız da géç kalktı. Daha da kötü olanı, géce 12'de kalkan aracımız bir de İstanbul trafiğine takıldı. Géceniñ bir köründe öylece araç içinde beklemeyi hiç ummazdık. Bu anları bozansa, yolculuk sırasında uyuyakalan Fatih'iñ, yarınki sunum için Radlof'uñ adını sayıklıyor olmasıydı. :)

13.06.2015 - Safranbolu
Ertan 6:30 sularında Safranbolu'ya vardık. Maturidi Yesevi Otağı İlmi ve Kelami Araştırmalar Derneği'niñ bilişim sorumlusu Bilal Can Ertuğrul bizi otogarda karşıladı. Evlerine géçtiğimizde ise annesi Fatma hanımıñ bizim için anıkladığı kahvaltı sofrasına oturduk. Anadolu kadınıñ böylesi géñiş yürekli, böylesi konukséverliğine tutkun olmamak elde mi? Börekler, kekler, gözlemeler... Biraz aytıştık (sohbet éttikten) soñra biraz daha uyuduk.



Maturidi Yesevi Otağı'na vardık. Katılımcılardan, dernek üyelerinden çok önce geldiğimiz için bir yandan bilgisayarımızı kuruyor, bir yandan çayımızı yudumluyor, bir yandan da yéñi gelenlerle ayaküstü söyleşiyoruz. Dérken sunumumuz başladı. Önce Ersagun bir giriş konuşması yaptı, ardından sözü Bilal'e bıraktı, o da sözü Fatih'e vérdi. Güzel bir giriş yaptı, ilgiyi kendisinde toplamasını bilmişti. Bu, Fatih için yépyéñi bir deneyimdi; ilk kéz tüm sunumu kendisi yapıyordu. Daha önce Cafer'le ortak sunumları olmuştu ancak tek başına ilk deneyimdi. Başarılı bir biçimde sunumu soñlandırdı. Hatta kendisiyle barışık bir biçimde Radlof ile ilgili bölüme geldiğinde, dün géceki sayıklama olayına değinerek katılımcıları güldürerek ortamı yumuşatması da bildi. Yine de buşkusu görmeye değerdi. Sunumuñ ardından Türk Dili Derneği olarak bir de kapanış konuşması gerekiyordu; bunu ben üstlendim. Böylece étkinliğimizdeki ilk sunum soñ buldu.


İşi olanlar ayrıldıktan soñra dernekte kalanlarla aytışmamızı sürdürdük. Daha soñra yémek yémeye géçip ardınca çay üstüne çay içerek géceniñ bir yarısına değin dil ile ilgili konularda uzun uzun konuşmalar yaptık. Yağmur damlalarıñ yére çarpmasıyla ortaya çıkan sese, şimşek de eklenince çok doğal bir ortamda bulduk kendimizi. Yéditepe'deki ortamdan çok uzak bir ortamdı burası.

14.06.2015 - Karabük
Saat 10:00'da hızlandırılmış Göktürkçe öğreneğimize başladık. 10 yaşındandan 60'lı yaşlara değin katılımcılarımız bulunmakta idi. Gérçi, bu yaş öbekleriniñ böylesi olmasına alışkınım artık. Kimse ilgiyi bozmadı; saat 15:00 değin sürdü dersimiz. Soñlara doğru bir yorgunluk olduğunu gözlemledim. Ayrıca bu da benim için bir ilk deneyimdi. Hiç böylesi ardıcıl olarak Göktürkçe dersi vérmemiştim. Gérçi Iğdır'da bireysel olarak amcama özel bir ders vérmiştim, ancak bir öbek üzerindeki étkisini bilmiyordum. Bundandır, 5 saatiñ uygun olduğu soñucuna vardım. Bundan soñra yapılacak seminerleriñ, haftasoñları programlarınıñ da nice olacağını béynimde tasarladım sayılır. Katılımcılarıñ kendi adlarını yazabilir konuma ulaşınca dersimizi de bitirdik.
 

Sıra Karabük'ü gezmeye geldi. Safranbolu'dan önce merkeze gidelim istedik. Çünkü Karabük belediyesi, kent meydanına bir çeşme yaptırmış, üzerinde de koca koca damgalarla "Karabük" yazıyordu. Bunu görmeden géri dönemezdik. Hele hele ilk yazdıklarında "Kerebük" yazan damgalarıñ düzeltilmesinde katkımız olmuşken, görmeden ayrılmaya göñlüm el vérmezdi.


Uzaktan izledim bir süre, duygulandım doğrusu. Yanına vardığımızda çevresinde dolanıp iyice inceledik. Orkun yazıtlarını görsem kim bilir neler olacak? Mermerden kesilmiş damgalara dokunmak büyük bir sévinçti benim için. Hem ön, hem de arkasına da yazmışlar. Çevresinde birkaç fotoğraf çekindikten soñra ayrılmak için adımlamaya başladık. Ancak sık sık arkamı dönüp anıta baktım. Ayrılmak istemiyordum. Soñra arkadaşlara dédim, "Orkun yazıtları olsa, nice ayrılacaktık?". Güç de olsa Safranbolu'ya géri döndük. UNESCO korumasına alınan bölgeyi gezdik. Armağanlıklar aldık, bol bol yürüdük. Soñ dönemler ülkemiziñ değme yérinde birbiriniñ aynısı yapılan binalar yüzünden hangi ilde olduğunu bile kestiremiyorsun. Démek istediğim, şehirlerimiziñ kendine özgü bir mimari yapısına nerdeyse denk gelemiyoruz. Birçok il değiştim, sanki hep aynı yérde dönüyormuşum gibi duyuyordum. Ancak bugün Karabük, bambaşka bir yérde olduğum duygusunu vérdirmiş, gezmeniñ hazzına ulaşmamızı sağlamıştı.



15.06.2015 - İstanbul
Türk Dili Derneği, BOSGEM ve Maturidi Yesevi Otağı'nıñ ortak girişimiyle gérçekleştirdiğimiz Karabük'te Göktürkçe Günleri bitmiş, biz de yola koyulmuştuk. Géce çıktığımız yolculuğumuz bitti. Karabük'ten çok hoş anılar, çok güzel dostluklarla géri döndük. Bilal hocanıñ uruğu (ailesi) bizi evinde öylesine özvériyle ağırladı ki kendi evimiz gibi bildik. Maturidi Yesevi Otağı'nıñ Safranbolu temsilcisi Muzaffer Sungur Bey bizi derneğinde öylesine güzel karşıladı ki, kendi derneğimiz gibi bildik. Karabük'ü kendi doğma ilimiz gibi bildik. Eñ kısa sürede yéñiden gitmek dileğiyle...

Göktürk alfabesi milli midir? Murat Bardakçı'ya yanıt

Murat Bardakçı'nıñ hiç dayanağı olmadan ortaya attığı iddiaya yanıt vérmeniñ uygun olduğunu düşündüm. Kimi arkadaşlar, ciddiye alınıp yanıt vérilmemesi gerektiğini belirtmiş. Oysa, konuyla yéñi tanışanları, biraz ilgili olanları yanlış bilgilendiriyordu. Bu yüzden olabildiğince yalın bir biçimde yanıt vérmeye çalıştım. Görüntü düzenlemesi için Cafer'e de ayrıca varolsun diyorum.

Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki Göktürkçe kursu bitirme töreni

Türk Dili Derneği, BOSGEM ve Milli Mefkure Birliği ortak girişimiyle Yıldız Teknik Üniversitesi'ne bağlı sürekli eğitim merkezinde 28 Şubat-28 Mart arası vérdiğimiz Göktürkçe kursunuñ bitirme töreninden görüntüler.

Liberland'a Göktürkçe başvurusu

Yéñi kurulan Liberland Cumhuriyeti'ne hem kutlama diledim, hem de Türk damgalarınıñ (Göktürk harfleriniñ) kamusal olması için başvuruda bulundum. Soñuçlanması için şimdiden ivedice bekliyorum.

Barış Manço 2.0 kullanıma anık

"Barış Manço 2.0" yazıtipi kullanıma anık duruma geldi. Bu 2. sürümünde evrensel yiv (unicode) özelliğini de eklediğimden, gerek Linux, gerek de Win 8.1 üzerinde doğrudan Göktürkçe yazılabilecek.

İndirmek için:
http://turkdilidernegi.org.tr/belgeler/BarisManco2.ttf

YTÜ'DE TÜRK HARFLERİNİN ÖYKÜSÜ KONFERANSI

Türk Dili Derneği, Milli Mefkure Birliği (MMB) ma BOSGEM ortak girişimi ile Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Göktürkçe öğreneği verilmeye başlanıldı. Bir elin nesi var, iki elin sesi var sözünden yola çıkacak olursak, dört ayrı kurumun ortak bir paydada buluşması gürültülü bir alkış kopmasına neden oldu/olacak diyebiliriz.

Yüksel Yücel

Açılış törenini 28 Şubatta başlatma yargısına çoktan varmıştık. Düşüncemiz öncelikli olarak konuşmaların yapılması, iyilik dileklerinin belirtilmesi sonrasında da benim derse geçmem yönündeydi, ancak kardeşim Cafer başka bir nen öne sürdü. Daha önce Halkalı İMKB Kız Meslek Lisesi'nde ortaklaşa sunduğumuz, ardınca da kendi başına gidip Selçuk Üniversitesi'nde Türk Harflerinin Öyküsü diye sunduğu konferansların aynısını YTÜ'de de yapalım dedi. Buna daha sıcak baktım. Katılımcılara hem bir önbilgi olur, hem de gelir gelmez ürkütmeyiz, neyin ne olacağını iyice kavrarlar diye berkce benimsedim öneriyi. Böylece yeni bir tören programı yaptık. Önce BOSGEM başkanı konuşacak, ardından MMB dönem başkanı, sonra da Cafer çıkacak ma sunumunu yapacak. Kapı ardına gidip bunu yineledim. Daha öncesinde söylemiştim ancak orada bulunanlar Cafer'i daha önce görmediklerinden, hem de Cafer'in yaşı epey genç olduğundan önyargılı davranıp bana emin misiniz hocam der gibi baktılar. Diyemediler bunu ancak kuşkuları da olmasın diye siz bize bırakın diye sürdürünce peki hocam diye onayladılar.

Halit Gökalp Küçük
Sınıf tıka basa dolmuştu, oturacak yer kalmayınca başka yerlerden oturacaklar getirildi. Kimileri de ayakta kaldı. Bir kaza olmasın, bir sorun çıkmasın diye değme nene özen gösterirken, birden askılık devrildi. Onca kalabalığın dengesizce astığı mont, palto, atkı ib yere döküldü. Ortalık toparlandıktan sonra Batuhan Topal (liseli genç bir kardeşimiz) öne çıktı, boğazını temizledikten sonra hoşgeldiniz arkadaşlar diye söze başlayıp konuşmasını yapması için BOSGEM başkanı Yüksel Yücel'i çağırdı. Yüksel bey konuşmasını bitirince bu kez de Batuhan, MMB dönem başkanı Dr. Halit Gökalp Küçük'ü buyur etti. Ardınca sıra bize gelmişti, Batuhan'ın o güzel şivesiyle Cafer Uluju Türk Harf (başını çevirip ekrana bakıyor) Türk Harflerinin Hikayesini (Öyküsü yazıyordu oysa) konulu sunumu için davet ediyorum. Sıra kardeşime gelmişti. Kardeşime güveniyordum, hem de çok. Yüzümüzü ak çıkarmayı da bildi çok şükür. Orada bulunan herkesi tutkun bırakacak denli bir sunum gerçekleştirdi. İşin özü, kimse böylesi bir beceri (performans) beklemiyordu. Büyük olasılık sunum için çağrılan kişinin böylesi genç (21 yaşında) olması bile dinleyiciler arasında ilk başlarda olumsuz bir etki bile bırakmıştır. Çünkü genel dinleyici algısına göre, kürsüdeki kişinin ünlü, tanınır olması onun dinlenirlik oranına da etki etmektedir. Kardeşim bu algıyı darmağın etmesini becerdiği için, bitimde çok büyük övgüler, bir o denli de alkış almasını bildi. Bir yanda üniversiteye giriş sınavına hazırlanırken öbür yanda üniversitelerde konferans vérmek! Ülkemizdeki genç yétenekleriñ arada nice kaynayıp yok olduklarını gösterir açık bir örnektir. Varolan düzen, bu gibi örneklerden ötrü sakat bir düzendir.






Bu törende önemli bir gelişme daha yaşandı. Konferansımızın en sonunda bildirimizi okuduk. Türk Dili Derneği 02.02.2015'te resmiyetini kazanmıştı. Biz de bir kuruluş bildirisi yazmış, uygun bir yerde okuyup duyurma yargısına varmıştık yönetimce. YTÜ bunun için biçilmiş kaftandı; bunu en iyi biçimde değerlendirdik. Bildirimizi Yıldız'da (bölgenin adından dolayı da bilimteye Yıldız Teknik adı verilmiştir) okuduk. Böylece bildirimizin adını da Yıldız Bildirisi olarak belirledik.