Etnospor Şöleni 2017 - Türk Dili Derneği

Şimdiye değin içinde bulunduğum eñ güzel ortamdan söz édiyorum. :) Çevreyi kolaçan étmeye gelip tüm günümü orada géçiriyordum. Ekincimizi/kültürümüzü böylesi yoğun yaşamak olağanüstü güzel bir deneyimdi. Gérçi aramızdaki kimi arkadaşlarımız torunlarına bile añlatacakları anılar yaşadılar ya, neyse kendilerinde kalsın. Belki ileride paylaşmak isterler. Biz de böylece Yéñikapı'da düzenlenen Etnospor şöleniniñ katılımcıları olarak anılarımızı değerlendirip güzel görüntülerle de sizlerle paylaşmak istedik.

Katkılarından dolayı Yazı Yolcusu'na, Merve Pulatkan'a, Kübranur Çapraz'a, Meltem Melis Bulut'a, Cafer Uluç'a, İsmail Cengiz'e ve Kenan Aytaç'a eñ içten esenliklerimi iletirim.

Irk Bitig İran'da Yayımlanacak

Bir başka Türk yurdu olan Tebriz'deki "Türkler Kurumu"ndan Meysem Tebrizi Bey'iñ öncülüğünde, 2013 yılında Azerbaycan'da ilk kéz bétik olarak yayımlanan çalışmamız "Irk Bitig", Arap damgalarına uyarlanarak İran'da yayımlanmak üzere anıklandı (hazırlandı).

Bétiğiñ içinden bir bölüm (2. ırk):

آلا آتلی یوْل تانریٛسی‌یام. گئجه گۆندوز آت چاپیرام. [بۇ یوْل تانریٛسی] قارشیدا ایکی گۆلر-اۆز انسان اوْغلونا راست گلیر. انسان قوْرخوب. [یوْل تانریٛسی] "قوْرخما" دئییب. "[سیزه] خوشبختلیک وئره‌جگم". بئله بیلینیز، یاخشیٛدیر.

Böylece 8. baskıya ulaşmış olacak olan çalışmamız, şuanda İran resmî makamlarınıñ lisans vérmesini bekliyor. Tüm çévirisi bitmiş olan bétik, resmî onaydan soñra baskı işlemlerine géçecek.

Bu güzel gelişmeyi sévinçle duyurmaktan mutluluk duyarım.
 

 

Elegeş Yazıtınıñ 5. Yatayı Üzerine Okuma


Bu yazı, yazıtlarımız arasında eñ çok ayrık okumaya iye olan, birçok dilbilimciniñ üzerinde çalıştığı, kimileriniñ ise bu yazıtı kaynak göstererek ülkemiziñ siyasi yapısına değin konuyu uzattığı Elegeş Yazıtı'nın 5. yatayı üzerine yéñi bir okuma denemesini içerir.


12 Ekim 2015 günü son kéz yazdığım okuma denememi, soñrasında üzerine ekleyecek bir neñ bulamadığım için öylece bıraktım. İşiñ özü, ben bu sözcüğü Macarca'da da aradım. Yine de yéterince kaynak édinemediğim için üstüne gidemedim. Bir yıldan uzun bir süre soñra yayımlanması için Korkut Ata dergisine gönderdim. Onlar da Aralık 2016 sayısında yér vérmişler. Bir ay soñra Facebook hesabımdan ilgili bétleriñ paylaşımını yaptım. Sağ olsun Osman Fikri Sertkaya Hoca da beğenip paylaşmıştı. Kısa bir süre soñra da (Şubat 2017) Journal of Old Turkic Studies'da değerlendirmesini yapmış. Bir yérde de kendimi yéterince doğru añlatamadığım için yakınmış; elini vicdanına koy démiş. "... géñel olarak kürt okunuşu üzerine durulmaktadır" dérken, kürtçü öbekleriñ, kimileyin de sağcı kesimdekileriñ bu okuyuş üzerinde durduklarını, kanıt gösterdiklerini añlatmak istemiştim. Oysa "géñel olarak bir takım öbekler kürt okunuşu üzerinde durmaktadır" déseymişim, sorun olmayacakmış. Bu tür ucu açık konulara daha çok özen göstereceğimi bildirir, yéñi çıkan derginiñ sürekliliğini dilerim. Salt "Eski Türkçe" üzerine yayın yapacak bir derginiñ varlığını bilmek bile çok güzel.

Elegeş yazıtı üzerine okuma değerlendirmem:
http://gokturkceogreniyorum.com/belgeler/Eleges_yaziti_GokbeyUluc.pdf

Osman Fikri Sertkaya'nıñ Journal of Old Turkic Studies değerlendirmesi:
http://gokturkceogreniyorum.com/belgeler/Journal-of-Old-Turkic-Studies-Osman-Fikri-Sertkaya-275647.pdf



Bunu okuyorsun

Tecimsel (ticarî) kaygılardan ve büyük oranda kişileriñ karşılıklı güvensizliklerinden, e biraz da çévirileriñ niteliksizliğinden dolayı, gelecek öy (zaman) diliminde kullanılması gereken sözcükler, şimdiki öydeymiş gibi konuşulup yazılıyor.

"Ayıñ 24'ünde başlayacak" yérine "ayıñ 24'ünde başlıyor" démek, şimdiki öyde söylendiği için, işiñ onsuz da (zaten) başladığını, kaygılanacak bir neñiñ (şéyiñ) olmadığı algısını yaratmak için déğil de, ne içindir?

"Onu baña vér" buyrum kipinde konuşmak yérine "onu baña vériyorsuñ" démek, şimdiki öyüñ gérçekçi tutumundan, süren bir eylem oluşundan kaynaklı olarak, soñraya ertelenemeyen, güven sorunu yaratmayan bir tutumdur.

Toplum içinde yaşanan güvensizliğin, şimdiki öy ekini baskın duruma getirdiğini düşünüyorum. Tanıtımlarda gelecekten söz étmek, onuñ ileride olmama durumunu da düşündürttüğünden, tecim işletmeleri bu yönde bir yargıya varmış olabilir. Ardından tanıtım görüntülerinde de işleyince, toplum arasında benimsenmiştir, diyebiliriz. Belki de, bu biçimde konuşan bireyleriñ de tinsel yönden, içinde yaşadıkları topluma karşı güven sorunu yaşadığını ileri sürebiliriz. Soñuçta, kendine güvenen biri gelecekte yapacağını öne sürdüğü bir sözü yérine getireceğinden kaygısı olmaz. Ancak, eylemleriyle sözleri arasında bağdaşım olmayanlar, kendini güvence altına almak için şimdiki öy dilimiyle konuşarak, işiñ çoktan başladığını, kaygılanacak durumuñ olmadığını sanılmasını istemektedir. Bu da dil ile tin arasındaki ilişki için araştırma konusuna örnek sayılabilir.

Göktürk damgasıyla ilgili davanın basın açıklaması - Türk Dili Derneği

Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz'ın Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açmış olduğu ve kendisinin tasarladığını iddia ederek 10,000 TL maddi tazminat talep ettiği Göktürkçedeki keçi (teke/ök/öke) damgasının savunmasıyla ilgili basın duyurumuzu içerir.

Hocam, siz bilmezsiniz: Tengri biz menen!

- Ne yapıyorsun öyle?
- Hocam, siz bilmezsiniz, dedi biraz üzüntülü bir biçimde. Hocalarının böylesi bir nenden çavsız oluşuna içten içe üzülüyor olmalıydı. Çaktırmadan bilmemezliğe vurdum kendimi.
- Ne o, garip harflerle bir şey yazıyorsun. Anlamı ne?
- Hocam, burada Tengri biz menen yazıyor.
- Bu dört harfte o kadar uzun şey mi yazıyor?
- Evet. Bu harflerin anlamı böyle. 

- O ne demek? 
- Yani hocam, Allah bizimle demek.

Sonra kalemini alıp damgalarla Samet'in adını yazdım. Gülerek konuşmaya başladı:

- Hocam, hayal gücünüze hayran kaldım. İki dakkada kafanızdan nasıl da uydurdunuz.
- Sen bunu nereden öğrendin?
- Bir arkadaşım internetten öğrenmiş, dersleri varmış ama ben bakamadım. Bana da o öğretti biraz.
- Güzel, aferin ikinize de.
- Hocam, bu daha hiç bir şey. Telefonu açabilir miyim? Bir şey göstereceğim.
- Peki, aç bakalım. 


Derken, şuan gördüğünüz fotoğrafı açtı. Duvara işlemiş.


Böyle böyle sokağa taşımış olmanın, bu işte bir biçimde katkımın olduğunu bilmek, üstelik buna tanık olmak çok güzel bir duygu. Böylesi öykülerin arttığına denk gelmek, bu işe gönül veren arkadaşlarımdan işitmek paha biçilemez bir durumdur.

Karar Çıktı: Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz kaybetti!

08.07.2015 günü, Türk Dili Derneği'nin başkanı olduğum için beni ve başkan yardımcısı Mehmet Yusuf Tekeli'yi Erzurum'da şikayet eden Atatürk Üniversitesi'nde görevli Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz'ın suçlaması, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 04.05.2016 günü verdiği 2016/22766 sayılı yargıyla sonuçlanmıştır. Kazanan biziz, kazanan Türk ulusudur.


Cengiz Alyılmaz, aynı konu üzerinden iki ayrı ülev (dava) açmıştır. Birisini hukuk, öbürünü de ceza mahkemesine. Hukuk mahkemesinin Erzurum'daki 2 duruşmasına çıkmış, 2 duruşmasında bilirkişi tutanağını istemiş, şimdi de 23.06.2016'daki duruşmasını bekliyoruz. Ceza mahkemesine yapılan şikayette ise yukarıda paylaştığımız görseldeki yargıya varıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu'ndaki soruşturma, bilirkişi tutanağı ile Koğuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar çıkarmıştır. Böylece ceza mahkemesine şikayeti düşmüş ve Cengiz Alyılmaz açtığı davalardan birini yitirmiştir. Bu sonucun, sürmekte olan üleve de etki edeceğinden kuşkumuz yok. 

Ülev konusu nedir? Hangi konu ile suçlanıyoruz?
Cengiz Alyılmaz, ulusumuzun kağanlık döneminde sıkça kullanılan damgalardan biri olan keçi damgasını kendisinin tasarladığını mahkeme ifadesinde vermiş, söz konusu damgayı Türk Dili Derneği'nin belirtkesinde kullandığımız için de bizi suçlu olarak göstermiş ve tarafımızdan 10.000 TL tazminat istemiştir.


Ülev neden önemlidir? Göktürkçe ile ilgisi nedir?
Göktürkçe'deki damgalardan birinin patentini alabiliyorsak, o zaman geriye kalan damgaların da bir biçimde patentini alabileceğimiz anlamına geliyor. Böylece bir daha kimse bu alfabe üzerinde araştırma yapmasın, yazı yazmasın. İşte bu yüzden, Cengiz Alyılmaz'ın açtığı bu davalar örnek teşkil ediyor. Bu örneklik konusunu mahkemede de dile getirdik. Çünkü bu durum, Latin alfabesindeki “A harfi”nin patentini almakla eşdeğerdir. Böylece bir daha kim “A” yazmak isterse patent sahibinden izin almak durumunda kalacaktır. 

Ök damgası, adını yine ök'ten yani keçiden alır. Ök harfi/damgası ile kağanlık damgası kökte bir olan iki ayrı simgedir. Bu durumu biraz daha açıklayıcı olarak, hem de Latin alfabesindeki “A” harfi ile olan ilişkisini görmek için, “A” harfinin nasıl türediğini bilmemiz gerekiyor. Örneğin Çince'deki bir karekterin zaman içerisindeki gelişim evresi şöyledir;


Öküz başının zamanla evrilip “A” harfine dönüşmesi gibi, ök'ün yani keçinin de zamanla evrilip “ök” harfine dönüşmesi bilindik bir gerçektir. Bu da keçiyi betimleyen kağanlık damgasıyla yazıtlarda sıkça geçen ök damgasının/harfinin birbirinden ayrı tutulamayacağının kanıtıdır.


Bu damganın çok az kullanılıyor olması, onu öbürlerinden ayrı tutmaz. Örneğin Bilge Kağan, Gültekin ve Tonyukuk Yazıtları'nda olmayan /ot/ damgası bir başka el yazması olan ve Uygurların yaşadığı bölgede bulunan Turfan yazmalarından Irk Bitig'de işlenmiştir. Yazıtın üzerinde yer alıyor olması, bunun için yeterlidir. Benzeri durum Tonyukuk Yazıtı'nda da vardır. En başta duran ve öbürlerinden belli biçimde ayırt edici büyüklükte olan /ık/ damgası, Gültekin Yazıtı'nın en üstünde duran ve daha çok kağanlık damgası diye bildiğimiz damgayla eşdeğer durumdadır. 


Bu durumda davacı, Gültekin Yazıtı'nın en üstünde duran “ök (keçi) damgası/harfi” yerine Tonyukuk Yazıtı'nın en üstünde duran “ık damgasını/harfini” patentlemeye kalksaydı, bir daha kimse “ık harfini” yazamayacak, her seferinde kendisinden izin isteyecekti. Bu da Göktürkçe'nin patentini almaya yol açacak bir durumdur. 


İşte bu yüzden, bugün kazandığımız bu karar önemlidir. Her bir damganın kamunun malı olduğunun utkusudur. İşte bu yüzden, Göktürkçe kamunun malıdır, diyoruz. Kazanan biziz, kazanan Türk ulusudur.

Türk Dili Derneği genel başkanı

Sabahattin Zaim Üniversitesi'ndeki konferansımızdan

Türk Dili Derneği ile BOSGEM ortaklığında Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 16.sını düzenleyeceğimiz Göktürkçe Öğreneği'nin başvurularını aldığımız sırada derneğimize Zaim Üniversitesi'nden Bilge hoca da gelmişti. Benzeri çalışmaları okullarında da yapıp yapamayacağımızı sordu, seve seve "evet" dedim. Böylece gün belirledik. İlerleyen günlerde Zaim Üniversitesi Mehmet Akif Edebiyat Kulübü'nden Esra Topçu aradı. Sunum yapacağımız günü, saati kesinleştirdik: 5 Mayıs 2016, güngen 11.00'da Seminer 1 salonunda. [1]Sonrasında ası için bir de güzel bir bediz istedi. İlk gönderdiğimi beğenmemişler, sonra birkaç tane daha göndermek durumunda kalmıştım. :)


Sabahın erken saatlerinde uyanıp üstümü başımı giyindikten sonra yola düştüm. Dolmuş, kağnı hızında giderken Suat bey aradı. Göktürkçe çizgi romanlarımız için bir bakacak tanıtımı (tv reklamı) çekmemiz gerektiğini, bunun için bir senaryo yazmamız ve en kısa sürede çalışmaya koyulmamız konusunda konuştu. Güzel bir çav oldu. Bugün güzel başladı diye içimden geçirdim.

Gideceğim yerleşke, Mehmet Akif Ersoy'un okuduğu lise iken bugün üniversite olarak işlevini sürdürmekte. Ayrıca Emret Komutanım dizisi de bu yapıda çekilmişti. Nerden mi biliyorum; benim okuduğum lise de az ötesindeki Mehmet Akif Ersoy Lisesi'ydi. Öyün neler getireceğini kestirmek çok güç. Giriş kapısının önüne geldiğimde Esra aradı, "neredesiniz" diye. Biraz takılayım dedim, "dışarıdayım, hayırdır?" gibi bilmiyormuşçasına davrandım. Şaşırdı, sunumdan söz etti. Ben de şaşırmış gibi yapıp "aaa, bugün müydü o?" diye yanıt verdim. Yüzünü görmek isterdim doğrusu. :) Sonra doğal olarak kapı önünde olduğumu söyleyince ortamı yumuşattık. Böylesi bir anın olması ne korkunç olur, düşünsenize! :) Onca hazırlık yapıyorsunuz, çağırdınız kişi ortalıkta yok. Daha da kötüsü günleri karıştırmış. Yağı başına olsun! Neyse, Esra kapıda karşılamaya geldi. Bu sıra Burcu'yu da bekledik, birkaç dakika sonra hep birlikte içeri girdik.


Burası büsbütün elden geçen, koca bir alana yeni yeni kurulmaya çalışılan bir bilimtey. Lise olarak kullanılan yapılar, rektörlük ile toplantı salonları olarak kullanılıyor daha çok. Öbür fakülteler içinse yeni yapılar dikilmiş. Eskiden ziraat lisesi olduğu için okulun çok büyük bir alanı var, yol boyunca ilerdiğimizde birçok inşaatı da gördük. Derken, Nil Şimşek hocanın yanına vardık. Güleryüzle bizi karşıladı, buyur etti, çay söyledi. Özel konukları için sakladığı kahveli çikolatalardan sundu. :) Aytışmaya başladık, bizim çalışmalarımızı öneceden incelemiş, bilgisi varmış epeyce. Güzel güzel övdü hep. Bir okulda müdür olan eşinden de söz etti. Eşinin bugünkü etkinliğimize katılmak istediğini ancak dişçiye uğraması gerektiğinden yetişemeyeceğini de söyledi. Böylesi içten bi uruğu sevmemek olur mu? Varolsunlar.

Toplantı salonuna doğru gittiğimiz sırada ündeğim çaldı; açtım."Evet, benim" dedikten sonra "Kim Milyoner Olmak İster?" yarışmasından aradıklarını, mülakat için gelip gelemeyeceğimi sordular. İvedi biçimde cebimden çıkardığım kağıda yazıverdim. Burcu, ne olduğunu sorduğunda sevincimi hem Burcu hem de Esra ile paylaştım. Güzel bir gün başlangıcı olmuştu. :) Bir anda buşku duydum.

Konferans alanına geldik, bilgisayarda birkaç kurulum gerçekleştirmemiz gerekiyordu, ancak bilimteyin kendi bilgisayarı olduğu için kurulumlara olur vermiyordu. Açarsöz ile denesek de tutmadı, yetkili bir kişi geldi. O da yardımcı olamadı. Bu sıra öğrenciler koltukları doldurmaya başladı bile. Böylesi bir durum yaşanabilir diye kendi bilgisayarımı da yanımda getirmiştim, onu açtım. Ortamı hazırladık, kulüp sözcüsü açılış konuşması için kürsüye geldi. Burada ilk kez yaşadığım bir deneyim de oldu. Arkadaşlar, sunuma başlamadan önce benim hakkımda sunum yaptılar. Bolca bediz istemeleri de bundanmış, mutlu oldum. :) Sağ olsunlar.


Başlangıçta yaşadığımız bu uygulayımsal sorun dışında değme nen yolunda gitti. Konuşmamız içtenlikte sürdü. Damgalarımızın öyküsünü, geçirdikleri evreleri günümüze nasıl ulaştıklarını anlattık. Türk Dili Derneği olarak, yaptığımız çalışmalara değindik. Konuşma sonunda birçok soru geldi, onları yanıtladık. Geçiştirici değil, olabildiğince içten yanıtlar verdiğimi düşünüyorum. Yoksa, çocukluk öykümü anlatmazdım. :) Konuşmanın çok verimli olduğunu söyleyebilirim. Çünkü konuşma bittikten sonra salonu terk eden olmadı, son soruya dek herkes oradaydı. Hatta sorular bittiğinde de birbirlerine baktılar, kim soru soracak diye. Böylesi durumlarda dinleyicinin gözü parlayınca, konuşmacı daha da anlatmak istiyor. Bir ara konuşmaktan boğazım kurumuştu. Nil hoca bize bir armağan verdi. Şuan derneğimizin betikliğinde duruyor. Biz de ona kendi betiklerimizden verdik. Burcu, kendi yazdığı betiği imzalı olarak sundu. Hep kaçınır bu imza işinden, bu kez kaçmasına olanak vermedim.


Bitti sansak da bitmemiş. Sağ olsun arkadaşlar, bizim için ikramlık yiyecekler, sıcak içecekler anıklamışlar. Etrafına dizildik, bir yandan atıştırıp bir yandan da konuşmamızı sürdürdük. Kalan öğrenciler çalışmalarımızın içinde yer almak istediklerini söylediler, çok sevindim buna. Öyle ise 2 yedigün sonu Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki öğreneğimize buyrun dedim. Sonrasında iletişimde olmadık, ancak dün, demeli 7 Mayısta bu üç arkadaş Beşiktaş yerleşkesine gelmişti. Sözlerinde duran kişileri çok seviyorum. İçtenliklerine inandığımı söylemem gerek.


Nil hoca ile öğrencileri ile biraz da yürüyerek konuştuk. Bizim bu iş için duyduğumuz buşkuya değindi, konuşma sırasında terlememden, bu işe gönül verdiğimin belli olduğunu söyledi. Onur duydum. Tanrı'm, yüreğimdeki bu buşkuyu, sözüm ona heyecanı yaşantımın sonuna değin var etsin. Böylesi güzel kişilerle bir arada olmaktan, onlarla aytışıp yol yürümekten eksik etmesin.



Okuldan çıktık. Bu sıra bizim 10-C sınıfı, okul turnuvasındaki ilk açılış karşılaşmasını 5-4 kazanmışlar. Ağ üzerinden bilgilendirdiler. O gün okulda dersim olmadığı için izlemeye gidememiştim, ancak böylesi güzel çavlarını öğrenince sevincek oldum. Bir süre sonra öğrencilerini kendi çocuğu gibi biliyor kişioğlu. Yenilselerdi üzülürdüm, doğrusu.

Günüm böylesi güzel çavlarla ilerlerken, Kutlu Yayınevi olarak gün içerisinde iki yeni betiğin yazarı ile anlaştığımızı da belirteyim. Düzeltmenliklerine başladığım betikler yakında yayımlanacak. :)

5 Mayıs 2016 yaşantımda önemli bir gün olarak yer aldı. Gün içerisinde sürekli iyi çavlar işittim. Gelişmelerin bir bölümünü yukarıda yazdım. Bir bölümünü ise kendime sakladım, çünkü özeller. :) Dünya, benim etrafımda dönüyormuş gibi bir gün oldu. Ne diyeyim, Tanrı sürekli kılsın.

[1] http://www.izu.edu.tr/tr-TR/sks/News/gokbey-uluc-ile-soylesi/3004/NewsDetail.aspx 

TRT Avaz - Göktürkçe Öğreneği (tüm Türk dillerinde)

2015'in Sekizinci ayında İzmir'in Tire ilçesinde Türk Dili Derneği ile Tire Kültür Derneği'nin ortaklaşa düzenledikleri Göktürkçe öğreneği, TRT AVAZ aracılığıyla Türk dillerine uyarlanarak ayrıca yayınlandı. Biz de sevincek olduk. Çalışmalarımızı böyle birkaç ağızda, lehçede görmek güzel oldu. Gerçi daha önceden de olmuştu. TRT'de olunca başka!