Eskişehir anılarım

Bu yıl 10.su düzenlenen olan Uluslararası Dünya Dili Türkçe Bilgi Şölenine katılmak için Eskişehir'de bulundum. Güzel deneyimler édindim, iyi duygular içinde géri döndüm. Bu süreçte yaşadığım anılarımı şöyle añlatabilirim:

Başlangıç, Deñizli'deki çerilik (askerlik) günlerime değin géri gidiyor. Doğrusu, çeriliği akademik yaşantıya bu denli yansıtabileceğimi hiç usuma gelmezdi. Komutanımızıñ beni bétikevi (kütüphane) görevlisi yapmasından dolayı kendisine bir kéz daha var olsun diyorum. Çünkü bu süre içinde yazdığım 4 bildiri de uluslararası nitelik taşıyan bilgi şölenlerinden onay alarak sunuldu. Nevşehir, Antalya ve hatta Moğolistan'a değin beni götüren bu bildirileriñ soñuncusu da Eskişehir yoluna düşmeme olanak vérdi. [Öbür illerdeki gözlemlerimi ve anılarımı yine bu sanal günlüğümde yazmış, bildirileri de yayımlamıştım].


16 Ekim 2018
Gün içinde iş yérindeki işlerimi yapıp gün batımına doğru Esenler otogarından yola çıktık. Yédigün (hafta) içi olduğundan kimsecikler yoktu. Koca araç 7-8 kişi olarak Eskişehir'e vardık. Géce yarısı kalacağım Öğretmenevi'ne yérleştim. Oda arkadaşım Abdullah Yıldırım ile tanıştım.

17 Ekim 2018
Erkenden kalkıp anıklandık (hazırlandık). Öğretmeneviniñ öñünden bize söylenen iminde (saatte) araç kalktı. Osmangazi Üniversitesiniñ yérleşkesinde düzenlenen şölen için yapılan tanıtım çalışmaları yolda ilgimi çekti. Brandalar asılmış, reklam panoları görsellerle donatılarak öğrencilere de duyurulmuştu. Araçla ilerlerken yérleşkeniñ değişik yérlerinde gördüğüm bu çalışmaları beğendim. Öğrencileriñ de katılımınıñ sağlanması için çaba yoyulduğunu (harcandığını) gösteriyordu.

Kayıt işlemleri için kuyruk uzamaya başladı bile. Bu sırada tanıdık kimseleri de gözüm görür oldu. İlkin Fatma Albayrak'ı gördüm; esenleştik. Kendisini ortak bir arkadaşımızdan dolayı tanımaktayım. Soñra Burcu Sıbıç ile yine kuyruk sırasında denk geldik. Moğolistan'daki anılarımızdan söz éttik, orada édindiğimiz arkadaşlarımızıñ kulağını çınlattık. Bu sıra kayıt işlemlerimiz de bitti. Sağ olsunlar, epey bétik (kitap) armağan éttiler.

Burcu Sıbıç ile Moğolistan'da kurduğumuz öbeğiñ imiyle (sembolüyle) öbekteki arkadaşlarımıza esenliklerimizi göndermek üzere poz vérirken.
Açılış koñuşması büyükçe bir salonda yapıldı. Güzel sözler, iyimser koñuşmalar éşliğinde şölen açılışı gérçekleştirildi. 

Çay aralarında birçok bilgemizle éytişme (sohbet étme) olanağımız oldu. Gérçi birçoğu Moğolistan'da da bulunduğundan, burası oranıñ ardıymış gibime geldi. Bozkırda géçirdiğimiz günleriñ étkisi şimdileyin bile bende sürerken, yéñiden orada birlikte olduğumuz bilgelerimizi gördüğümde kendimi yine oradaymış gibi sandım. Bu duyguları birkaç bilgemizle daha yineledik.

Yéñi tanıştığım bilgelerimiz, genç arkadaşlarımız ile ileriye dönük güçlü bağlantılar kurduk. Saffet Alp Yılmaz ve arkadaşlarınıñ Bilim Dili adını vérdikleri çalışma takımınıñ dérnekleştiğini öğrendim. Bizim, Türk Dili Dérneğiyle iş birliği yapması yönünde öñemli adımlar attık.
Aşkın Çakır'ıñ "haberim yokken" çektiği Abdullah Yıldırım ile görüntümüz.
Oturumlar bu sıra tüm görkemiyle sürüp gidiyor. İlgimi çeken koñu başlıklarını imlediğim için, imini (saati) gelenlere katılıyor, yéñi bilgiler édinmeye de özen gösteriyordum. Bir biçimde birçok yazıda kaynak gösterilen bilgelerimiziñ kendi ağızlarından bilgiler işitmek, onlardan doğrudan öğrenmek çok güzel bir deneyim. Var olsunlar. Burada Türk Dil Kurumu başkanı Gürer Gülsévin Bilge'den de söz étmek istiyorum. Kendisi ile ilk kéz burada tanıştık. Açıkçası bizim memurlar gibi olacağı yönünde bir beklentim vardı; hani şu yére göğe sığmayanlardan. Oysa kendisi pek alçakgöñüllü imiş. Bilgi şöleni boyunca tıpkı öbür bilgelerimiz gibi bir katılımcı gibi davrandı. Kendisine özel davranılması yönünde bir bir tutumunu sézmedim. Bu yönden bulunduğu kuruma katkı sağlayacağını kendi gözümle gördüğümden dolayı sévinçliyim. Öñcesinde kimi bilgelerimiz de kendisiniñ doğru bir başkan séçimi olduğunu söylüyorlardı; niçin böyle dédiklerini añladım.

Burcu Sıbıç, sunum soñrasında Moğolistan'da kurduğumuz öbeğimiziñ imiyle poz vérirken.

Akşam Sivrihisar Belediyesiniñ koñuğu idik. Güzel yémekler sunuldu, canlı müzik éşliğinde sergeldeki (masadaki) genç dilbilimci, yazıncı arkadaşlarımızla tanışıklığımız arttı. Birbirimize yaptığımız çalışmalardan söz éttik, kimileyin de anılarımızdan eyttik. Genç bir belediye başkanı hepimizi şaşırtmıştı. Kürsüdeki koñuşmasını kısa tutması ise pek işitilmiş bir durum déğil. Kendisine başarılar dilerim.

Géce öğretmen evindeki odamıza geldiğimizde epey yorgunduk. Oda arkadaşım ile aytışımız (sohbetimiz) derin koñulara inmişken bir yandan da yarınki sunumumu bir daha gözden géçirip güncelledim. Soñrasında ilk sunumumu da oda arkadaşıma Abdullah Yıldırım'a yaptım. Sağ olsun, soñuna değin diñledi beni. Gérçi kendisiyle aynı oturumda idik. Yarınki koñuşmamı şimdiden diñlediği için yarınki becerimi (performansımı) karşılaştırıp değerlendirme yapabilirdi. Bakalım, néler diyecek?

18 Ekim 2018 - Sunum günü
Sunumlar ilerleyip bir biçimde bizim oturuma denk geldik. Sergeldeki yérimizi aldık. Buşku çoktan başlamıştı bile.

İlk öñce Erhan Aydıñ Bilgemiz koñuştu. Salon epeyce dolmuştu. Şimdiye değinki oturumlarda katılım düşük oluyordu, bu kéz böyle ilgi görmesi hoşuma gitti. Üstelik daha da güzeli, koñuşma yapacağımız koñu ile ilgili alañda ün salmış bilgelerimiziñ de karşımızda oturuyor olması idi. Sürekli de birileri kapıdan içeri girince Abdullah Yıldırım baña doğru eğilip kalabalıktan söz étti. İkimiziñ de buşkusu artmıştı, paylaşma géreği duyduk.

Alkışlar éşliğinde Murat Aka çıktı kürsüye. Soñrasında Abdullah Yıldırım, dérken sıra baña geldi. Serkan Şen Bilgemiziñ adımı okuması ile kürsüdeki yérime géçtim. Koñuşmacılar génel olarak: "Sayın Başkan, değerli hocalarım, sévgili öğrenciler..." gibi giriş sözlemi kullanırken ben yalñızca "Uğrola!" ile giriş yaptım. Doğaçlama bir koñuşma olmasına özen gösterdim. Buşkulu idim, hem de sévinçli. Alañında kendini kanıtlamış bilgelerimize yéñi bir görüş sunmakta idim. Üstelik koñuşmam sırasında Erhan Aydıñ Bilgemiziñ yérinden kalkarak karşısındaki diñleyici koltuğuna oturarak sunum ekranını görmek istemesi, beni oradan diñlemesi baña oracıkta özgüven vérmeye yéterli oldu.


Sunumum bittiğinde yérime géçtim. Şimdi iş daha çetindi. Çünkü koñuşmam için baña süre ayrılmıştı. Bu süre içinde de ne désem karışan olmayacağından ağzıma geleni déme hakkım vardı bir bakıma. Peki şimdi? Oturum başkanı Serkan Şen Bilgemiz koñuşmalar bittiği için soru kısmına géçti. Erhan Aydıñ Bilgemize soru vardı, soñraki soru ise baña. Ahmet Bican Ercilasun Bilgemiz soru sormak için mikrofonu almıştı eline. Ben bir yutkundum! Öñce baña damga sözcüğünü ne añlamda kullandığımı sordu; harf yérine kullandığımı söyledim. Ardından sunumda sözünü éttiğim koñulara değinip /at/ damgasınıñ éylemden türeme olasılığına olumlu baktığını bildirdi. Soru déğil, yorum olmuştu koñusu. Derin bir soluk aldım açıkçası. Çünkü öñe sürdüğüm görüş, Türklük biliminiñ öñemli bilgelerinden birince olumlu karşılanmıştı. Soñrasında Serkan Şen Bilgemiz baña ok atmakla ilgili déyimiñ eski dilimizde varlığını sordu. Bunu kendime ödev édinip araştıracağımı söyledim. Ardınca Erhan Aydıñ Bilgemiz de söylediklerime katkı yapmak istediğini diyerek damga evrilmelerinde Bilge Kağan ile Gültekin'i örnek almamamı, onlarıñ Çinlilerce yazıldığını söyledi.


Oturumumuz kapandı. Katılım belgelerimiz vérilip anı için bedizler çekildi. Diñleyiciler arasından kutlayan; ayak üstü değerlendirmeler yaparak elimi sıkan bilgelerimiz ise beni daha da onurlandırdılar. Büyük bir mutluluk ile dışarı çıkıp çay almaya gittiğimi de yazabilirim. O çay ne tatlı idi, sormayın gitsin.

Yanımda getirdiğim iki bétik vardı: Türk Runik Bibliyografisi ile Uygur Yazıtları. Erhan Aydıñ Bilgemiziñ kol çekmesi (imzalaması) için kendisinden ötündüm (rica éttim). Oysa ne güç oldu! Alçakgöñüllülük örneği gösteren bilgemiziñ sözünü çok beğendim: Nasıl imzalarım, utanırım! Kol çekmesi için üsteleyici (ısrarcı) olunca kıramadı sanırım. Sağ olsun.

Sunum soñrası Moğolistan'a gönderme imiyle.

Akşam büyükçe bir aş damındaydık (restorandaydık). Güzel yémekler getirdiler; pişiren ustalarıñ, sunan işçileriñ her biri sağ olsun. Soñlara doğru canlı müziğiñ étkisi doruğa çıkmak üzere ilerlerken yırlara (şarkılara) éşlik édenler de artıyordu. Eğlence aldı başını gitti, ortaya çıkıp oynayanlar bile oldu. Herkes bir biçimde kaynaşmışdı. Bir ara karşılıklı sergellerden atışmalı türküler okunur oldu. Soñlara doğru marşlar söylenir, bozkurtlar çekilir duruma gelmiştik. Géñelde çantamda taşıdığım Göktürk bayrağımı öğretmen eviniñ odasında unutmam olcaysızlık (şanssızlık) oldu. Yoksa tam da açılmasınıñ sırası gelmişti bir ara.

19 Ekim 2018
Bugün öğleden soñra yolculuğum olduğundan erkenden kalkıp anıklandım (hazırlandım). Eskişehir'i gezip görmek, eñ azından Odunpazarı'nı bilmek istedim. Cam işçiliği epey ilerlemiş, ufaklı müzeleri bolca bulunan Odunpazarı'ndaki eski evleriñ görüntüsünü pek beğendim. Kendimce gezinip armağanlıklar alıp bedizler çekindim. Bulunduğum yérlerdeki yérleşim düzeni güzel yapılmıştı. İstanbul'uñ daracık yoğun yérleri gibi déğildi. Bu da kişiniñ içini açıyordu. Otogara gidene değin de géñel olarak géñiş yollar görünüyordu.

Odunpazarı'nıñ güzel sokaklarından biri.
Süslenmiş bir Odunpazarı sokağı.
Cam Müzesindeki çalışmalardan biri.

Güncellenenme çalışmalarınıñ sürdüğü Odunpazarı sokaklarından bir bölüm.

Bir bilgi şöleni daha géride kaldı. Araçtan dışarıyı izleyip İstanbul yolunu tuttuğumda yaşantıma eklediğim birkaç güzel günü daha değerlendiriyordum.

Her yére Göktürkçe "Türk" yazılmasınıñ olası yanıtı

Göktürk damgalarının toplumda yaygınlaşmaya başladığı sıralarda ilginç biçimde "Türk" sözcüğüne eğilim vardı. Buna anlam veremiyordum. Kişinin kendi adını, eşinin, çoluğunun çocuğunun adını yazmasını beklerken ulus adını yazmasını sıradışı bulmakla birlikte yayılmasını sevinçle karşılıyordum. Arap yazısını bilmese de büyük bir kesim "Allah" yazısını türlü süs ve bezekle evine iş yerine asmakta olduğundan, benzer biçimde "Tengri/Tanrı" sözcüğünün Göktürkçe yazılarak yaygınlık kazanmasını daha olası bulurken "Türk" sözcüğünün öne çıkmasına sanırım yanıt buldum. 

Bozkurtlar'da İlteriş Kağan bir tören düzenliyor. Atlar yarıştırılıyor, güreşler tutuluyor derken ok atmaya geliyor sıra. Yiğitler elli ok atarak "Türk" yazmaya koyuluyorlar. Uzun uzun ayrıntılı anlatılan kurgunun okuyucuları etkilediğini düşünüyorum. Kürşad gibi bir adı kazandıran Atsız, sanırım bugün bile Türk ulusunun bilinçaltında bıraktığı izle ulusumuzu yönlendirmeyi sürdürüyor. Okuyucularına bozkırda at koşturuyor duygusunu yaşatan ulu yazar, öyle görünüyor ki ok atma yarışının da tadını damakta bıraktırmış, bu tadı yaşamak isteyen okuyucular da önlerine gelen ilk fırsatta bunu deneyimlemek isteyerek "Türk" yazısına eğilmişlerdir. Ne diyelim? Vaktiyle bir Atsız varmış...

Moğolistan Anılarım

Sen ben o?
Köktürk Yazısınıñ Okunuşunuñ 125. Yılında Orhun'dan Anadolu'ya Uluslararası Türkoloji Sempozyumu kapsamında 1-7 Haziran 2018 günleri arasında étkinlik vardı. Katılımcılarından olduğum bu bilgi şöleniniñ başlangıcından soñuna değin yaşadığım anıları, daha da önemlisi yoğun duygularımı yazımda koñu édindim.

Bediz: Bilgi şöleniniñ duyuru asısı.

Başlangıç
Olayı biraz gériden başlatacağım; taa eñ başından. Bilgi şöleniniñ duyurusunu 30 Aralık 2017 gécesi çerilikte (askerlikte) iken bildim. Kışlamızda 20-22.00 arası bilgisayar odasındaki bilgisayarlarda géñel ağ (internet) erişimi sağlanıyordu. Bu duyuruyu oracıkta dipçe dipledim (not düştüm). İlerleyen günlerde néler yazabileceğim koñusunu düşündüm. Özellikle géce sıralarında (nöbetlerinde) düşünmek için epeyce öy (zaman) oluyordu. Az ötede duran arkadaşım ve ayaz! Géceniñ derin sessizliğini bozan bir tilki ve ondan kaçan bir tavşan. Bozkırda yaşayacağım anları düşlemek için baña olanak yarattılar. Béynimde sözcükler oluşmaya başladı, ara ara da dilimden düşmeye. Cebimde taşıdığım kâğıda yakalayabildiklerimi yazdım, beğenmediklerimiñ üstünü çizdim. Böylelikle bildiri özetini biñ bir elemeden géçirerek bétikeviniñ (kütüphaneniñ) bilgisayarında sayısal ortama aktardım. Çarşı iznine çıktığım gün sanal evde (internet kafede) yazdıklarımı gözden géçirip düzenleme kuruluna gönderdim.

Bediz 1: Bétikevinde (kütüphanede) çalıştığım bilgisayar başında iken.
"Günler günleri kovaladı, öy né de téz géçiyor!" diyebilirsiniz ancak, çerilikte bir gün, bir yédigüne (haftaya) denktir, dérim. Añlatacak birçok anı olsa da arada, gün gelip çıktı soñuçları açıklamaya. Erteleme olurdu belki, beklentiye girmemek için kendimi yatıştırma çabasında iken gün karardı. Buşkum (heyecanım) doruğa çıkmış biçimde géñel ağa bağlandım. İki muştu vardı. İlki Nevşehir Hacı Bektaşî Veli Üniversitesindeki X. Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi'ne göndermiş olduğum Azerbaycan'ıñ Ortaöğretim Kurumlarında Uyguladığı Kanıtlamalı Matematik Öğretimi ve Türkiye ile Karşılaştırılması başlıklı bildirimiñ taplanmış (kabul édilmiş) olduğu, ikincisi de Moğolistan Millî Üniversitesiniñ düzenlediği Köktürk Yazısınıñ Okunuşunuñ 125. Yılında Orhun'dan Anadolu'ya Uluslararası Türkoloji Sempozyumu'nuñ taplanmış bildiriler başlığı adı altında Köktürk Harfleriniñ Günümüzde Kullanılması İçin Yapılan Çalışmalar ve Çağdaş Türk Damgaları yazısını görmem oldu. Böylesi güzel iki çav (haber) ile yüreğim çırpar oldu. Yérimde duramayıp ayağa kalkarak sévincimi biraz sesli yaşadığımı da söyleyebilirim. Hatta şöyle oldu: Taplananlarıñ dizildiği béti (sayfayı) açtıktan soñra bildiri adlarını bir bir okumaya koyuldum. Yavaş yavaş aşağı iniyordum ve bétin soñuna yaklaşmıştım. Onaylanmadığını düşünmeye başladığımdan dudağımı büzmüştüm bile. Dérken soñ sıralarda bildirimiñ adını gördüm. Görmemle de yérimden sıçrayışım bir oldu. Gérçi biraz burukluk yaşadım, özel bir koñu olduğu için ayrıntıya girmeyeceğim. Aynı gün iki uluslararası onay almış olmanıñ sévincini géceleyin koğuştaki arkadaşlarımla da paylaştım. Sévinç paylaşıldıkça artar, dérler. Öyle de oldu. Koñusu açılmışken çerilik baña epeyce yaradı, diyebilirim. Aynı dönemlerde yazmış olduğum Atatürk'üñ K:44 - G:15 Yivli Defterindeki Köktürk Harfli Metinlerle Yaptığı Çalışmalar adlı bildirim de Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesindeki 4. Uluslararası Filoloji Sempozyumu'nca taplandı.


Anıklanma Buşkusu (Hazırlanma Heyecanı)
Çerilik ödevimi yérini getirip döndüğüm ilk gün İstanbul'da 5.si düzenlenen CNR Kitap Fuarı da başlıyor olacaktı. Uçaktan inip birkaç durak soñra eve déğil de buraya géçtiğim günler gözümüñ öñüne geliyor. O günleri şu bağlantıda uzun uzun añlattığım için koñusunu añlatmayacağım. Değinmek istediğim, bétik sergisinden (kitap fuarından) soñraki günlerde yaşamış olduğum koşuşturma. Bu yoğunluğu atlattıp sivil yaşama uyum sağlama sürecim ilerlerken pasaport almam gérektiğini bétleğime (defterime) yazmıştım; gözüme ilişti. Eski pasaportumuñ süresi bittiğinden yéñilemek gérekiyordu. Yine eskiden usumda kaldığınca aynı gün emniyete giderek işlemleri yapabiliyor, bir yédigüne de alabiliyorduk. Yéñi çıkan uygulamaya göre de pasaport, sürücü belgesi ve kimlik Nüfus Müdürlüklerinden alınmakta. Géñel ağdan sıra ayırtmak (randevu almak) için başvuru yapayım, dédim. Bir türlü sıra vérmedi. Bilgisayarımdan kaynaklı bir sorundur, diyerek géçiştirdim. Bir iki gün soñra yéñiden dénedim ancak, yine olmadı. Gün ayınca vardım İlçe Nüfus Müdürlüğüne. Sıra almam gérektiği, bunuñ için de géñel ağı ya da ündeği (telefonu) kullanabileceğim söylendi. Oradaki memura, "Eñ erken 21 Hazirana sıra vérmekte." désem de boşa koñuşmuş oldum. Gérgin biçimde géri döndüm. Olağan durumda şöyle olması gérekirdi: Emniyette pasaport vérmekle yétkili 100 memur çalışıyorsa, Nüfus Müdürlüğüne devredilen pasaport vérme işini yapacak 100 memuru istihtam éderek var olan iş düzenini sürdürmek. Peki ne yapılmış? Nüfus Müdürlüğünde birkaç saate ancak bir kimlik belgesi düzenleyen 2 memura, hem pasaport hem de sürücü belgesi vérmesi için de görev yükü vérilmiş. Durum böyle olunca da 2 ay soñrasına sıra ayırtamamak pek doğal bir biçime dönüşmüş. Kime derdini yanacaksın? Moğolistan için uçak biletim bile alınmışken pasaportum olmadığı için gidemeyecek olmanıñ acısını nice betimleyeceksin? İçim içimi yédi! Ata yazıtlarımıza, ata topraklarımıza ulaşmak bu denli yaklaşmışken ona el süremeyecek olmanıñ düşüncesi yüreğimi incitiyordu.

Herhangi bir Nüfus Müdürlüğünden pasaportuñ alınabileceğini öğrendim. İstanbul kalabalık olduğundan sıranıñ gelmesi güç görünüyordu. Çevre illerden gidip alabilirdim. Yalova yakında, olmazsa Bursa'ya da gidebilirdim. Bir belge yüzünden düşümü erteleyemezdim. Géce böylesi kıvranırken gün açtı. Ündekten arama yaparak sıra almak istedim. Çevre illerden de gün vérebileceğini belirttiğimde karşıdaki memur nedenini sordu, ben de açıkladım. Sağ olsun, baña işe yarar bilgiler vérdi. Üniversiteden gönderilen davet mektubunu götürmem durumunda yardımcı olunacağını bilmek içimi inçlendirdi. İşi gücü bırakıp bir koşu Nüfus Müdürlüğüne vardım. Böyle böyle, dédim. Belgelerime baktılar; "Yarın sabah mesai başında gel" dédiler. Gittim gitmesine de benden öñce gelenler de olmuş. Hatta ellerinde bir kâğıt, kendi aralarında sıra bile yapmışlar. Öyle ki, birisi Küçükçekmece'den 6.30'da gelmiş. Hep birlikte dertleştik, ülkemizdeki doğaçlama yapılan işlerden véryansın éttik. Vardım müdürüñ yanına, dil döktüm. Elini ündeğe uzatıp memuru aradı: "Talebemiz gelecek birazdan." deyü. Talebe ya da muallim! İşimiz görüldü soñuçta. Bu öyküye beñzer onlarcası, belki de biñlercesi vardır. Altyapısı kurulmayan bir düzeneğiñ géçişinden dolayı başına gelmedik kalmayan biñlercesi vardır, biliyorum.

Bir bét açıp götürülecekler dizimini çıkardım. Daha öñce hiç böyle liste tutmamıştım. Bu da ilkim oldu. Neler götüreceğimi 26 maddede bélirledim. Bavul toplamanıñ vérdiği buşkuyu bilirsiniz. Ben bunu uzun uzun yaşamayı séverim, ağırdan ağırdan giysilerimi, géreçlerimi yérleştirim. Saat gittikçe yaklaşıyordu.

Yolculuk başlıyor - 01/06/2018
İstanbul Atatürk Havalimanı. Burcu Yanıklar ile birlikte güvenlik denetlemesini géçtikten soñra dış hatlarıñ gidiş bölümüne geldik. Uğurlanmak güzeldi.

213 sayılı kapıda beklemeye koyuldum. Rusça koñuşanlar ağırlıkta idi. Démek ki Moğolistan'da Rusça epey egemenmiş, diye düşündüm. Arada çekik gözlüler de olduğundan doğru yérde olduğuma kuşkum yoktu. Gitmemize kırk dakika vardı ancak ortalıkta hiç tanıdık yüz de göremiyordum. Bir neñler (şéyler) yanlış gidiyordu diyerek biletime yine baktım; doğru yérdeydim. Yine de kalkıp soruşturayım deyü oradan ayrıldım. Kuşkumda ülevli (haklı) çıktım. Kapı sayısı 223 olarak değiştirilmiş. Koşuşturmaca içinde oraya değin gittim. On dakikadan çok sürdü. Kapıdan girdiğimde onlarca tanıdık yüz gördüm, bütün bilgeler (hocalar) burada idi. Rusça konuşanlar da Moğolistan'a gitmiyormuş, démek.

Uçağa almaya başladılar. Yolculuk başlıyor.

Bindik bir alamete
Uçaktaki yérlerimizi aldık, kuşaklarımızı bağladık. Üç kişilik yerde ortamız boş kaldığı için de mutluyduk. Ancak uçak kıpırdamıyordu bile. İlk yarım saat ne ara géçti, bilmiyoruz. Buşkumuzdan dolayı oracıkta öylesine beklemek kimseyi gocundurmuyordu. Dakikalar ilerlerken soñunda bir açıklama geldi yétkililerden: "Yiyecekleriñ gelmesini bekliyoruz." Bir süre daha bekledik. Bu yüzden uçağımız tam bir saat gécikme ile kalktı. Hepimizde géç olsun da güç olmasın düşüncesi egemendi. Peki, uçağımız neden Bişkek'e gidiyordu?

Bişkek'te gün doğumu - 02/06/2018
Ulan Batur'a İstanbul'dan doğrudan uçuş olmuyormuş. Önce Bişkek'e, oradan da aktarma yaparak Ulan Batur'a géçiş yapılıyormuş. 6 saatlik yolculuk soñunda Bişkek Havalimanına vardık. Aktarma odasında beklemeye alındık.

Herkes kendine bir yér bulmuş, öbekleşmeler başlamış, aytışlar (sohbetler) kahkaha ve gülüşmelerle içten bir ortam yaratmıştı. Saatler ilerliyor, herkes bir yérlere gidip bir yanıt alma çabasına girmişken gün de doğmaya başladı. Ortalıkta birçok dédikodu dolanır olmuştu. Işık hızı bir, ses hızı iki, dédikodunuñ yayılma hızı da üç! Ortalıkta şöyle sözler dillendiriliyordu:

"THY, Bişkek'e gelen kişi sayısı az olduğu için ayrı bir uçak kaldırmamış, bizimkine ek yapmış. O yüzden buradayız."

"Hava koşulları uygun olmadığı için THY uçak kaldırmıyormuş".

"Uçağı uçurak kişiler takımca evlerine gitmişler. İstanbul'dan tam 1 saat géç gelince 6 saat yolculuk ile birlikte toplam 7 saat uçakta kalmışız ve uçmanlar eñ çok 8 saat yolculuk édebiliyorlarmış. Bu yüzden bizi getiren uçman takımı diñlenmeye çekilmiş. Bişkek'ten uçağı kaldıracak kişiler de ortalıkta kimse olmayınca (yani biz géç gelince) havalimanını terk éderek evlerine gitmişler."

Bu üç sorun tanımlaması çokça dile getirildi. Yapacak bir neñimiz yok, elimiz ayağımız boş idi. Söz üretmekten, oradan buradan işittiklerimizle durumu değerlendirmekten başka né édebilirdik? Kırgız yétkililer koñu hakkında bilgileriniñ olmadığı söylerken ortada bir kişi bile olun THY yétkilisi bulunmuyordu. Durum böyle olunca THY'ye kızan bizler yérden yére vuruyor, olumsuz tüm yakıştırmaları yapıyorduk. Ben bu duruma bir de daha bir ay önceki Alanya yolculuğumuzu da örnek gösterip THY'niñ çöküş sürecini başlattığını düşünüyordum. Alanya uçağına hava güllük gülüstanlık iken alınmamış, saatlerce havalimanında bekletilmiş, soñra Antalya'ya için bilet vérilmişti bize. Antalya'dan soñra kendi olanaklarınızla Alanya'ya géçersiniz gibi yakışıksız sözle yönlendirilmiş ve öğlen olmamız géreken yére kimilerimiz géce 24.00'te kimilerimiz de 02.00'de olmuştuk. Étkinliğin bir günü boşa gitmiş olsa da İstanbul'da iken THY yétkilileriñ, "Hava koşulları olumsuz" sözleri ile elimiz kolumuz bağlanmıştı. Bizim biletlerimiziñ cayıldığı (iptal édildiği) anda Onur Air uçak kaldırdığı için tüm yolcular olarak epeyce eleştirmiş ve gözümüzden düşürmüştük. Aradan bir ay géçmiş ve bu kéz de aynı sözü Bişkek'te işitir olmuştum: "Hava koşulları olumsuz." Şaşırmamış olsam da bu söze kızmıştım. Bir yandan da ülkece markamız olduğu için övünç duyduğumuz bir kurumuñ böylesi çöküşü andıran tutumundan dolayı üzülüyordum.

Ortalıkta yéñi bir söz işitildi: "Bizi burada bir otele yérleştirecekler, akşama da yola çıkacağız." Peki, bu sözler nereden çıkıyordu? Saat epey ilerledi, otele de gitmedik. Kimileri "Terminal" filminde yaşananları örnek gösteriyor, kimileri de hiçbir neñ yapmadan öylece oturuyor, kimileri de bir çözüm bulurum diye ortalıkta doğaçlama biçimde dolanıyordu. Böyle böyle dérken bir kımıldanma oldu, bir Kırgız yétkili gelip açıklama yaptı, bizi pasaport denetlemesine yönlendirdi. Söylentiler doğru çıktı, Bişkek'te ağırlanacaktık.

Kırgızistan'dayız
Sévinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Bu aksaklık nédeniyle Kırgızistan'ı da görme olanağım oldu. Né ara gelirdim buradaya? Olayıñ tek iyi yanı buydu. Öyle ki, kötü yanına ağır basıyordu. Bu yüzden sanırım sévincim daha çoktu. Pasaport sırasında iken bir ayrıntıdan da söz édeyim. Kırgız yétkililer gişeleriñ biriniñ öñünde kocaman, belki 1,5 m uzunluğunda oyuncak ayıyı oturağa oturtmuşlardı. Niçin? Bilemedik! Kırgız yétkiliniñ pasaportu denetlediği sırada Türkiye Türkçesi koñuşması da güzel bir ayrıntı idi. Damga basıldı; artık bir başka Türk ülkesindeyiz: Kırgızistan'da!

Yéñi sözcükler öğrenmeye de başladım:
даараткана (daaratkana) sözcüğü bekleme yérinde ilgimi çekmişti. Daarat bizim taharet dédiğimiz, kana da hane olarak kullandığımız sözler. Taharethâne diye Türkiye Türkçesine uyarlanabilir. Bizdeki ayakyolu démek.

эл аралык аэропорт (el aralık aeroport) da orada ilgimi çeken bir başka sözcük. Él, bizde il (él) sözcüğünüñ kendisi. Éle güne déyimindeki élin ta kendisi. Aralık da yine bizim arası diye kullandığımız sözle kökteş. Aeroport da havalimanı diye Türkçeleştirdiğimiz yad sözcük. Böylece él aralık démeli él arası, uluslararası sözünüñ karşılığı olarak Kırgızlarda kullanılıyor.

Kırgız topraklarına adım attık. Güneşli bir gün, keyifler yérinde. Aracımızda ilerliyoruz. Vérimli topraklarda ekin biçin işleriniñ ileri olduğu gözümüze çarpıyor. Ülke géñeli böyledir, diye iç géçirdim. Düzlük, alabildiğine bir düzlük var. Iğdır'ımı anımsatıyor baña. Soñsuzluk duygusu yaratan bir ufuk!

Koñaklamak için otelimize geldik. Kırgız görevlilerle kendi dilimizde añlaşmayı yéğlerdim. Kırgız ya da Türkiye Türkçesi. Kırık Rusçam ile iletişimde güçlük çektiğim için döndüğümde dilimi geliştireceğimi kendime öğütledim.

Gidiş için el aralık aeroportta beklemeye koyulduk yine. Bu sıra Süer Eker Bilgemiz (Hocamız) bir genç ile yanımıza geldi. Kırgız yurtaşı olan Ulan, adıyla aynı ile Ulan Batur'a çalışmaya gidiyordu. Süer Bilge, bizim kendi dilimizde añlaşabileceğimizi söyleyerek koñuşmamızı istedi. Ulan, Kırgız Türkçesinde biz de Türkiye Türkçesinde koñuştuk. Kimileyin birbirimizi añlamasak da epeyce aytıştık (sohbet éttik). Ülkeler arası iletişimimiz daha sık olsa añlaşma oranı daha yüksek olur soñucuna vardık. Azerbaycan ile aramızdaki iletişim, umarım ileride öbür Türk ülkeleri ile de olur.

Cengiz Han'ıñ ülkesine vardık - 03/06/2018
Uzun bir yolculuktan soñra Ulan Batur'a vardık. Cengiz Han Havalimanını géñel ağdan görmüştüm. Buraya gelenler, buranıñ bedizini (fotoğrafını) çekip paylaşırlardı hep. Ben de bakıp bakıp iç géçirirdim. Şimdi içindeyim. Bavulumuñ gelmesini bekliyorum. Beklemeye alışkınım gérçi. Çerilikte bize iyi öğrettiler. Herhangi bir yérde añlamsızca saatlerce bekleyebilirim. Tüm yolcular bavullarını, çantalarını alıp gitmişken benim, Süer Bilgeniñ ve Fatma Albayrak'ıñkiler ortada yoktu. Kore'den gelenleriñ çantaları da bantta dönüyor, onlarıñ da birçoğu alıp gidiyorken bizimkileriñ yokluğu kaygı vérici durum almıştı. Epey gécikmeden soñra bizimkiler de göründü. Yokluklarında ortaya çıkabilecek karmaşı düşlemek bile istemiyorum.

Kapıda bizi tüm étkinliğiñ, bilgi şöleniniñ sorumlusu Şaban Doğan Bilgemiz karşıladı. Araçlarımıza bindik. Hepimiziñ öñceden bélirlenmiş araçları, yérleri vardı. Tüm étkinlik boyunca hepimiz sayı atanmış araçlarımızda, odalarımızda ve hatta sayıyla belirlenmiş çadırlarda kalacağımızı biliyorduk. Daha gelmeden düzenleme kurulunca bilgilendirme iletileri alıyor, bizi néleriñ beklediği koñusunda bilgilendiriliyorduk. Yénecek yémeğe değin değinilmiş, péynir zeytinden bile söz édilmişti bu yazılarda. Hava koşullarından tutun da nélerin yanımıza alınacağına dek tüm açıklamalar ayrıntılı biçimde vardı. Bunları yazmak da kuşkusuz deneyim gérektiren, işiñ uzmanlığı bir yana içtenlikle yapılmasıyla elde édilebilecek ayrıntılardı.

Koñaklama için odamıza çıktığımızda saat géce yarısını çoktan géçmişti. Türkiye ile arasında tam 5 saatlik fark bulunan Ulan Batur'da 02.30 gibi yatağa uzanmıştım. Oda arkadaşım ise Mustafa Aksoy Bilgemiz idi. Dünya küçüktür, dérler ya! Mustafa Bilgeniñ yazmış olduğu Damgalar bétiği 4-5 ay sergelimiñ (masamıñ) üzerinde durmuş, büyük bölümü özenle çekilmiş bedizlerden oluştuğu için de yavaş yavaş okuyup incelemiştim. Şimdi ise bu yapıtıñ yazarı oda arkadaşım idi.

Bilgi şöleni başlıyor
Erkenden uyandık. Uçağımızıñ gécikmesinden dolayı dünkü, démeli ayıñ 2'sindeki tüm étkinlikler kaldı. Kahvaltıdan soñra Moğolistan Millî Üniversitesine géçtik. Kayıt işlemlerinde bize güzel bir el çantası vérdiler. İçindeki Soğd damgalarıyla adımıza özel yazılmış ferman biçimindeki armağan ilgi çekici idi. Yine Tonyukuk Yazıtından alınmış kopya da çantadaki şaşırtılrdan biri idi. Gérçi Şaban Bilgemiz géñel ağdan bir bediz paylaşmıştı bir ay kadar öñce. Orada Tonyukuk Yazıtınıñ başında çalışır durumda iken bilgi şöleni için çalışmalarıñ sürdüğünü yazmıştı. Elimizdeki bu kopyanıñ oradan geldiği gözümüñ öñüne geldi.

Bediz: Açılış koñuşmalarınıñ yapıldığı Bilge Kağan salonuñda başlangıç için koñuklar yérleşirken.
Açılış için Bilge Kağan Salonuna girdik. İç tasarımı güzel yapılmış çağdaş bir yérdi. Moğol bir kız, Türk bir oğlanla birlikte açılışı başlattılar. Bizimki Türkçe, Moğol kızımız da Moğolca koñuşarak iki dilli bir étkinliği başlattılar. Moğolistan Millî Üniversitesiniñ başbilgesi (rektörü), bizim Moğolistan élçimiz, TİKA'nıñ Moğolistan başkanı ve Şaban Bilge koñuşma yaptılar. Konuşmalardan betleğimde (defterimde) tuttuğumun notlar şöyle idi:

Dinleyiciler ara ara kendi aralarında konuşuyor, yöneticiler de umut vérici sözler söylüyorlar. Élçimiz sıcak kanlı gibi. TİKA yétkilisi Veysel Çiftçi Bey külliye yaptıklarından söz édip yéñi bir müzeniñ yolda olduğunu çavlıyor (haber édiyor). Bilge Kağan Müzesi yéñilenmiş, yéñi bir müzeniñ planları da tamamlanmış. Yéñi bulunmuş bir kurgan için de müze yapımınıñ sürdüğünü söyledi. Altay Dağlarında bulunan Göktürk Kadını mumyasına da devletimiziñ el attığını bélirtti. Bu sözleri buşku vérici. Bulunan kumaşıñ 1000 yıllık olduğunuñ tespit édildiğini dile getirerek koñuşmasını sürdürdü. Akademik çalışmalara arka çıkacağını sözlerine ekledikten soñra Tonyukuk yazıtınıñ bulunduğu bölgede enstitü kurulacağından da söz étti.

Ahmet Bican Ercilasun Bilgemiz konuşmasında; "Atlarla gitmiştik, şimdi uçakla Bişkek'e uğrayarak geldik." dedi.  Ardından Moğolistan Milli Üniversitesiniñ başbilgesi kürsüye çıktı. Türkoloji Araştırmaları bölümü açılacağını söyledi (doğru añladım ise).

Bediz: Ahmet Bican Ercilasun konuşmasını yaparken. Soluñdaki ise çévirmen Ankbayır Ultısı.
Konuşmalar çevirmenler aracılığıyla sürdüğü için uzun sürüyor. Yalnız şöyle bir sorun var: Bizimkilerin konuşmaları Moğolcaya çevriliyor, Moğol gençler çevirmenlik yapıyor, ancak Moğol bilgelerin konuşmalarında çevirmen yok. Bu yüzden Moğol bilge bir konuyu açıklıyor, güzel bir çav veriyor, bu sıra odadaki (salondaki) Moğollar alkışlıyor, ardı sıra çevirmen Türkçeye çevirdiğinde konuyu anlayınca biz de alkışlıyorduk. Bu arada yeri gelmişken belirtmem gerek, Moğol genç Ankbayır Ultısı bilimsel düzeyde takılmadan, üstelik Osmanlıca terimlerle akıcı bir çevirmenlik yapabilme yeteneğine iye. Hepimiz onuñ bu becerisini kutladık.

Karşılıklı bol övgüler ile konuşmalar ilerledi. Şaban Doğan Bilgemize gerek başbilge olsun, gerek elçimiz olsun, tüm konuşmacılar övgüler dizdiler. Ardından Moğol başbilgesi Şaban Bilgemize Üstün Hizmet Ödülü sundu. Ardı sıra Tuncer Gülensoy Bilgemiz kürsüye çıkarak yanında getirdiği betiklerini buranın betikliğine armağan etti. Sonrasında Moğolistan'daki Türklükbilimcilere ödüller verilerek yemek arasına geçildi.

Bediz: Bilgi şöleniniñ düzenleyicisi Şaban Doğan ile birlikte iken.
Bediz: Tuncer Gülensoy Bilgemiz ile birlikte iken.

Bu arada kimin söylediğini bilmiyorum, katılımcıların büyük çoğunluğunun Türkiye'den olmasından dolayı bir bilgemiz şöyle demiş: "Orhun'dan Anadolu'ya değil, Anadolu'dan Orhun'a Türkoloji Sempozyumu." Durum, bir bakıma doğru idi. İşitince gülümsemiştim.

Dede Korkut Salonuna gelip Moğol öğrencileriñ yanında oturdum. Bişkek'teki bekleme sırasında tanıştığım Fatma Albayrak Bilgemizden Moğolca birkaç söz öğrenmiştim. Bu yüzden bu genç arkadaşlara "Senbeno?" diyerek gülümsedim. Onlar da gülerek birbirlerine baktılar. Fatma Bilgeme esenlikler/merhaba nicedir dédiğimde Сайн байна уу? diye sormam gérektiğini söylemişti. Dilim çévirmeyince de sen ben o diyebilirsin diye kısa bir yöntem de göstermişti. Moğollar esenlik dilemiyor, doğrudan nicesin daha doğrusu esen misin diye soruyla karşılıyorlarmış birbirlerini. Sen dénilen sözcük, bizdeki esen sözcüğü imiş. Moğolcam burada bittiğinden genç arkadaşlarla iletişim arkımız da durmuş oldu. İngilizce birkaç söz söyledi biri, bilmediğimi söyledim. Rusça biliyor musunuz? diye sorduğumda da birbirlerine baktılar añlamsızca. Böylece aramızda yalñızca gülümsemek gibi uluslararası dilden başka da dil kalmadı ne yazık ki. Öğrendiğim, ancak bir türlü söyleyemediğim Moğolca sözcükleriñ doğru söylenişi konusunda 3-4 dakika daha girişimimiz oldu.

Nereden katılıyorsun?
Oturum aralarında birçok bilge ile tanıştım. Géñel ağ üzerinden tanıştığım, ulatı (eposta) ile yazıştığım bilgelerimiz ile yüzyüze tanışma olanağımıñ olması güzeldi. İlk kéz tanıştığım bilgeler ise géñelde şu soruyu yönlendiriyorlardı: Nereden katılıyorsun? Bu soruda beklenen yanıt, hangi üniversite adına burada olduğum idi. İşiñ özünde Anadolu Üniversitesinde hâlâ öğrenciyim. Bunuñ yerine onurla; Türk Dili Dérneği adına katılıyorum, dédim hep. Géñel olarak şaşırdıklarını de bélirtebilirim. Dérneğimiz, dilimiziñ gelişimine katkı sağlayan kurumlar arasında yérini aldığından bunu övünçle diyebilme özgücünü gösterebiliyordum.

Bediz: Bildirileri sunduğumuz Moğolistan Millî Üniversitesiniñ terasından Ulan Batur'uñ géñel görünüşü.
On yıllık çalışmanıñ özeti
Oturum başkanımız Ali Akar ile Aysu Ata Bilgelerimiz idi. Ali Akar Bilgemizi dil üzerine yaptığı söyleşiden tanıyorum. Aysu Ata Bilgemiziñ ise bétiğini okumuş, birkaç yérde de adına yapılmış kaynak göndermesinden dolayı adını biliyordum. Kendisini bu yüzden merak édiyordum. Sergeldeki yérini aldığında çok şaşırdım. Çünkü daha bu sabahki açılış töreniñde öğlene dek yanyana oturmuş, birkaç kéz de koñuşmuştuk.

Oturumdaki soñ koñuşmacı olduğumdan her koñuşmacı soñrası sıra baña geldiği için buşkum gittikçe artıyordu. Dile kolay, on yıllık çalışmalarımızı birazdan añlatacaktım. 2008 yılından beri üzerinde durup geliştirdiğimiz yazı düzeneğini burada bilgelerimiziñ karşısında sunacaktım. Aylardır yapacağım bu koñuşmayı düşünüyor, nélerle karşılaşacağımı, süreciñ nice ilerleyeceğini kuruyordum béynimde. Arada derin soluk alarak kendimi yatıştırmaya çabalıyordum. Tañrı'm bu buşkuyu benden almasın. Hep ilk günkü gibi diri olan bu buşkum, çalışmam için, engellere direnmem için baña güç vériyor. Bunuñ ayrımındayım. Çağdaş Türk Damgaları adını vérdiğimiz düzeneği 10 yıldır kullanıyoruz. Birçok bétikte duyurusunu yaptık. Dérnek, vakıf ve üniversitelerde konferanslar düzenledik. İl il dolaştık. Yéñi yazımızı öğrettik, bunuñla ilgili bétikler yazıp, adına Damga dédiğimiz bir de dergi çıkardık. Şimdi ise bunu, burada, üstelik bu yazınıñ kaynağınıñ olduğu yérde, démeli Moğolistan'da bilgeleriñ huzurunda duyuracaktık. Bu koñuşmanıñ, bu sunumuñ benim için añlamı çok yüksekti. Buşku duymam, yüreğimiñ göğüs kafesimi zorlarcasına atmasınıñ nédeni buydu. Türk Dili Dérneği olarak 10 yıldır vérdiğimiz emeğimiziñ karşılığını görmek üzereydik, işte bu yüzden şimdi bile yazarken yoğun bir duygu içindeyim. 

Ali Akar Bilgemiz adımı okuduğunda kürsüye doğru adımladım. Sunum belgemi açtıktan soñra mikrofonu kendime yaklaştırıp "Sen ben uu" ile sözüme başladım. Aylardır düşlediğim, yıllardır beklediğim anı yaşamaya başladım. Tañrı'ma baña bu olanağı vérdiği için alkışlar olsun.


Dünkü gécikmeden dolayı bugünkü sunumlarıñ süreleri kısaltılmıştı. Uzun uzun añlatmak isterdim, ancak kimi bölümleri özetlemek durumunda kaldım. Bu durumdan dolayı tüm bilgeler yakındı. Baña göre bilgi şölenlerinde durum şöyle olmalıdır: Koñuşmacıya 30 dk sunumu için süre vérilmeli, hemen bitiminde de 10 dk.lık soru-yanıt bölümü olmalı. Böylece 40 dk sürecek bildiri sunumunda bilge, araştırdığı koñuyu ayrıntılı olarak añlatacak, diñleyicilerinden sorusu olan usuna geleni soracak, koñu gérçekten işlenmiş olacak. Ek olarak oturumlar da eş öylü olmamalı. Böylece diñleyiciler tüm bildirileri diñleme olanağına iye (sahip) olabilirler. 
Bediz: Ali Akar'dan katılım belgesini alırken.
Sunum bittiğinde katılım belgelerimizi (sertifikalarımızı) almak üzere çağrıldık. Aysu Ata Bilgemize kendisiyle tanışmak istediğimi söyledim. Yan yana oturduğumuzu anımsattı. Yüzünü görmediğimi, yalñızca adını bildiğimi söyleyerek durumu açıkladım. Sunum koñumu beğendiğini, daha soñra ayrıntılı koñuşmak istediğini belirtti. Ali Akar Bilgemiz de ilgisini çektiğini söyledi. Diñleyiciler arasında sunum sırasında gözleriniñ parladığını gördüğüm bilgelerim de oldu. Yérime géçerken Engin Ömeroğlu Bilgemiz koñunuñ sıradışılığından söz étti. Böylesi kısa sürede yaptığım sunum epeyce ilgi gördüğünden pek mutlu idim. Omuzlarımdan büyük bir yük alınmış gibi gönenmiş duruma çıktım. Sunum bitiminden soñra asansörde inerken koñu açılmış, géñelde herkesin sessiz durduğu bir yérde sunum koñumuzu koñuşur olmuştuk.

Köktürk Harfleriniñ Günümüzde Kullanılması İçin Yapılan Çalışmalar ve Çağdaş Türk Damgaları bildirisiniñ tam metni için tıklayıñız. >>>

Oturumlar tüm hızıyla sürüyor
Konu başlıkları gerçekten ilginçti. Hangisini dinleyemeye yetişeceğimi bilemedim. İçeriklerini çok merak ediyordum, ancak ne yazık ki çok azını dinleyebildim. Gerçi katıldığım oturumun birinde konuşmacılar yazıtlardaki sözleri İslam'a ve Kur'an-ı Kerim'e bağladılar sürekli. Adlarını anmaya gerek duymuyorum. Süer Bilgemizin şu sözlerini ise çok beğendim: "Yazıtları siviller okudu, ancak yazanlar askerdi."

Oturum aralarında çay, içerken bir yandan da dilbilimsel tartışmalar süregidiyor, yeni tanışıklık elde ediyordum. Genel ağdan tanıdığım Arailym Arman ile Moğolistan'da denk gelmeyi ummuyordum. Kendisi Moğolistan Kazaklarından.

Moğol bir bilge, ilk çalışmaları yapan yaşlı bir aksakal (ne yazık ki adı hiçbir yerde yazmıyor) konuşma yapıyor. Ercilasun Bilgemiz ile ortak çalışmaları olmuş. Sonunda biri Moğolca konuşmayı Türkçeye çevirmeye başladı. Ankbayır'ın akıcı Türkçesine tutkun kaldık. Adını bilmediğim bu bilge, Molistan Milli Üniversitesinde açılacak olan Türkoloji Ensititüsünden söz edip mutluluğunu dile getirdi. Ardı sıra Vahid Türk Bilgemiz sonuç bildirgesini okumak üzere kürsüye çıktı. Oy birliği ile bildirgeyi tapladık. Böylece bildiriler bölümünü alkışlarla kapattık.

Bediz: Bildiri soñrasında çekindiğimiz toplu bediz.
Ulan Batur elçimizin kabulündeyiz
Bildirilerin sunumlarının bitmesi akşamı bulmuştu. Bitiminde araçlarımıza binerek Ulan Batur elçimiz Ahmet Yazal'ın kabulüne geldik. Konuşması sırasında içten biri olduğunu sezdirmişti, şimdiki tutumuyla Anadolu insanının konukseverliğini en iyi biçimde yansıtıyordu. Güleryüzlü idi, daha önemlisi, orada bulunduğumuz için mutluluk duyuyordu.
Bediz: Elçiliğimizdeki Moğolistan bayrağı ile birlikte iken.
Kendisini daha önceden tanıdığım, genel ağdan yazıştığımız İsa Sarı Bilgemizle de burada yüzyüze görüşme olanağım oldu. Geçmişteki çalışmalarımızdan, gelecekte neler yapabileceğimizden konuştuk.

Tonyukuk'a gidiyoruz - 04/06/2018
Erken saatte yola koyulduk, Tonyukuk'a, büyük büyük dedemizin yanına gitmek için. Yolda ilerlerken inşaatlar ilgimi çekti. Birçok yerde yeni yapılar dikiliyor. Yine de yurtlar (otağlar/çadırlar) da çokça var. Yurtta kalmayı, yapıda kalmaya yeğliyorlar. Tam bir geçiş aşaması diyebilirim. Benzer durumu Uygurların yerleşik yaşama geçişinde gördük, desem yeridir. Tarihte yolculuk yapan tinim (ruhum) böylesi konuşmama olanak veriyor.

Çevremi kolaçan ediyorum. Kimi dağlar ağaçlı, kimileri de boz toprak. Daha da ilginci ikisi de yan yana. Treleybüsler hala ulaşımda kullanılıyor. En son Azerbaycan'da iken binmiştim. Bunları görünce çocukluğum geldi usuma. Yolculuğumuz sürüyor, Moğolların yukarıdan aşağıya yazılan Soğd kökenli yazı düzeneğini resmi olarak birçok yerde kullandıklarını görüyoruz. Otobüsün üstünde ya da bir satağın (dükkanın) tabelasında...

Tonyukuk'u gözlerimle gördüm
Ulan Batur'dan Bayançotko bölgesinde bulunan Tonyukuk Yazıtının arası 100 km kadar uzaklıkta. Yollar bozuk ve sapa olduğu için yaklaşık 2 saate vardık. Otobüste giderken "geldik" sözünü işitince aniden yerimden irkildim. Penceren dışarıya baktım, oradaydı, öylece duruyordu. İvedi elimdekileri çantama tıkıştırıp ayaklandım. Bizden önce giden otobüsteki bilgelerimiz çevresini sarmıştı. Koşar adımlarla gittim. İşte! İşte, karşımda. Orada, öylece duruyor. Karşı karşıyayız. Az ötemde Türkçenin ilk yazılı metinlerinden biri var. Karşımda ulu bilge Tonyukuk'un el emeği var, gönül sözleri var. Ulusu okusun diye diktiği sözleri var. Geldik işte, geldim işte. Bak, buradayız. Sözlerini okumak için geldik. Bize anlatmak istediklerini dinlemek için buradayız. Yüreğim atıyor. Kaskatı kesilmiş biçimde öylece yazıta bakıyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Yıllardır görmek istediğim, kendimi adadığım sözlerin kaynağına ulaşmıştım. Elimi göğsüme koyup Tanrı'ma alkış ettim. Çevremde tak tuk sesler işitir, az ileride Tonyukuk'u görür olmuştum. Gönül gözüm açılmıştı da yüzyıllar öncesine gitmiştim. Taşı yere uzatmış, kendi olanaklarıyla sözlerini taşa kazıyan gururlu bilgeyi görüyorum. Alnındaki ter damlası taşa düşüyor, yorgun, daha önemlisi kırgın bir bilgeyi görüyorum. Duraksadı, geriye çekilip oturdu. Kim bilir ne düşünüyor? Kutlu Kağanı mı dersiniz, oğullarını mı? Yardım etsem mi? Kımıldayamıyorum! Arkadan bir bağırma sesi geliyor: "Böyle olmaaz!" Tonyukuk ile göz göze geliyoruz, ulu bilgem bana el uzatıyor. El veriyor bana. Arkadan gelen ses ile büsbütün kendime geliyorum. Tonyukuk'un tini beni boyut değiştirmişti. Şimdi gerçek dünyaya döndüm, az ötemdeki bilgeleri görür, dahası işitir olmuştum. "Böyle olmaz" diye yüksek sesle konuşan Süer Bilgemizin ta kendisi idi.
Bediz: Tonyukuk yazıtınıñ yanında iken.
 Arkeolojik eser öpülür mü?
Süer Bilgemizin tepkisine özellikle değinerek burada yazacağım. Yazıta dokunarak bediz çektiren öbür bilgelere kızmış, böyle olmayacağını yüksek sesle dile getirmişti. Bunun son birkaç saniyesini kaydetme olanağım olmuştu. Arkeolojik eser öpülür mü? Sorusu düşündürücü idi. Herkesin dokunmasıyla, sarılmasıyla yıpranacak taşın çok uzun yıllar var olamayacağını dile getirerek hepimize kızmıştı. Duyarlılığı konusunda özellikle oradan bulunan biz genç araştırmacıların takdirini almıştı. Yaşı büyükçe olan bilgelerimiz kulak arkası etmiş, duymamazlıktan gelmişlerdi. Hele bir ara üç kişi Tonyukuk Yazıtına yaslanmış, az ötede duran bir başkasını da yanlarına çağırmışlardı. O da koşar adımlarla gelirken ayağı zincire takılmıştı da arkadaşlarının üstüne düşer gibi olmuştu. Yazıtı devirdiklerini görseydim, oracıkta kıyameti koparırdım. Süer Bilge sonuna değin haklı idi. 1300 yıl doğanın bütün çetin koşullarına dayanarak bugüne ulaşan yazıtların, bizlerin bu tutumuyla 20 yıl daha ömrü yoktu. İç dökmem (itiraf) etmem gerekirse bu çıkış olmasaydı ben de sarılacaktım. Biz gençler, öncelikle bizden büyükleri örnek alırız. Buraya gelmeden önce yazıtlarla ilgili okuduğum neredeyse tüm betiklerde bir biçimde yazıta sarılmış bilgeler, araştırmacılar görmüştüm. Şimdi de yanı başımızda sarılan bilgeler vardı. Gözümün önünde sarılıyorlardı. Demek ki yazıta sarılmamız gerekiyormuş. Tonyukuk ile tinsel yolculuğa çıkmasaydım aynı yanılgıya kendim de düşecektim. Süer Eker Bilgemize, tarihimize karşı gösterdiği bu yüksek duyarlılıktan ötürü var olsun, diyorum. Kendi payıma almam gereken dersi alıp bellediğimi içtenlikle söyleyebilirim.

Tonyukuk'ta cümbüş var
Çağrı Altınışık'ın armağan olarak gönderdiği Göktürk bayrağımı birçok etkinlikte kullandığımız gibi böylesi bir yere de götürmeden edemezdim. Üzerinde damgalarla "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü de işlenmiş olduğundan çok özel bir yeri var. Bayrağımızı açtığımda böylesi yoğun bir ilgi göreceğini hiç düşünmemiştim. Benden başkası da bu bayrakla bediz çekinmez sanıyordum. Tanrı'm böyle yanılgıları bolca yaşatsın, neredeyse herkes çekindi. Üstelik Türklüğün simgesi bozkurtu da yaparak!

Bediz: Tonyukuk'uñ dilbilimci torunları gök bayrağıñ öñünde Türklüğüñ simgesi bozkurt ile.
Ahmet Buran Bilgemizle kol kola girerek öbür bilgelerimizle birlikte Tonyukuk'un çevresinde döndük. Bir bakıma tahaf ettik, diyebiliriz.

Buranın verdiği tinsel coşku ile birbirini tanıyan, tanımayan herkes bir biçimde kaynaşmıştı. Tam bir cümbüş havasına bürünmüştü. Tonyukuk, bayramda evine doluşan torunların sesleriyle neşelenen bir dede gibi orada gülümseyerek bizi izliyordu. Kimse görmüyordu onu, en sevdiği torunu ben dışında.

Bediz: Biñlerce km uzaklıkta tanıştığımız hemşehrim Melis Sezen Güneş ve Şaban Doğan Bilgelerimiz. Géñelde bir yérde tek Iğdırlı kendim olurdum. Tonyukuk'uñ yanı başında ikinci bir Iğdırlı gördüğümden dolayı ayrıca mutlu oldum.
Bediz: İsa Sarı Bilgemizle birlikte sürrealist denemeler yapmak istedik.
Bediz: Bétiklerimi Tonyukuk'a adadım.
Bediz: Atayurttan kendim de içinde olmakla hemen hemen hepimiz toprak ve taş topladık. Uçağa binerken kimilerimizden alsalar da eve toprak getirenlerden biri de benim.
Bediz: Rıdvan Öztürk Bilgem ile birlikte Türk Dili Dérneğiniñ kırlangıcını açtık.

Bediz: Étkinlik boyunca yolculuk éttiğimiz araçlarımızdan ikisi.
Bediz: Tonyukuk yazıtınıñ yüksek çözünürlüklü birçok bedizlerini çekmeye çalışsam da kalabalık olduğundan istediğim vérimi alamadım. Buraya yéñiden gelene değin bunlara yétineceğim.
Bediz: Tonyukuk'ta yaşadığımız kısa şenlikten soñra onu yine kendi başına bırakarak ayrıldık. Yüzyıllardır varlığını sürdürmek güç aldığı yağız yér ve üstte gök ile birlikte.
Cengiz Han'a vardık
Tonyukuk'a veda edip ayrıldık. Biraz ilerimizde Cengiz Han'ın at üzerindeki duruşunun betimlendiği kocaman bir anıtı vardı. Bu anıtın alt katı da müze olarak konuklarını ağırlıyordu. Çıkılabilen en üst kata çıkarak bozkırı yukarıdan izleme olanağını yaşadık. Moğollar Cengiz Han'ı çok seviyorlar.

Bediz: Cengiz Han Müzesiniñ eteklerinde dikili Moğol çerileriniñ anıtı.
Bediz: Soldan başlayarak: Gökçe Aydın, Melis Sezen Güneş, Süer Eker, Burcu Sıbıç, Gökçe Bulut, Gamze Mutlu
Bediz: Cengiz Han Müzesiniñ öñüde iken.
Bediz: Moğol ulusal kadın giysileriyle soldan başlayarak: Gamze Mutlu, Başak Öztürk Bitik, Nina Petrovici
Bediz: Moğollar hem Kiril, hem de yukarıdan aşağıya yazılan eski yazılarını bugün resmî olarak kullanarak géçmişle olan bağlarını sürdürüyorlar.
Aynı kaptan yemek yemek
Cengiz Han Müzesinden ayrıldıktan sonra Hunnu Tur adını dağa yazmış olan kamp yerine geldik. Hunnu demeli Hunlu. Burada taşlardan yurtlar yapılmış, dışına da bezler gerilerek eskin (kadim) bir görüntü oluşturulmak istenmişti. Aş damına geçtik topluca. Tuncer Gülensoy, Nina Petrovici ve Gökçe Bulut Bilgelerimle aynı tabaktan beş parmak yedik.

Bediz: Beşparmak yémeden öñce
Ulan Batur'da yittik
Kamp alanından ayrıldıktan sonra Ulan Batur'a geri döndük. İl odağındaki (şehir merkezindeki) Moğolistan Milli Tarih Müzesine vardık. Yolda gelirken neredeyse tümümüz sızmış, olduğumuz yerde uyuyakalmıştık. Açık alanda yediğimiz yel hepimizi yormuş olmalı idi. Uykumuzu almış biçimde müzeye girdik. İlk katına neredeyse herkes girdi. İkinci katına 30-40 kişi çıktı. Üçüncü katında 5-10 kişi vardı. Dördüncü katında da Süer, Yang ve Nina Bilgelerimle ben kalmıştık. Aşağı indiğimizde kimse yoktu. Müzeden sonra alışveriş odağına gidilecek idi. Kimsecikler kalmamış. Az ötede Gökçe Bulut ile Başak Öztürk Bitik Bilgelerimizi gördüm, sağ olsunlar geride kalan bizimle ilgilenmek için çaba göstermişler. Sonradan öğrendiğimize göre Melis Sezen Güneş Bilgemiz de bizim için çaba göstermiş. Müze sonrası tam bir macera oldu. Süer Bilge yorgun olduğunu söyleyerek otele dönmek istediğini söyledi. Yang Bilge de eşlik edince Nina Bilgemle birlikte yola koyulduk. Gökçe ile Başak Bilgelerimizi de gözden yitirdik. Biraz ilerleyince Tuncer Gülensoy ve yanında iki bilgemizin daha durduğunu gördük. Tuncer Bilgemiz için araç beklediklerini, taşıtla gideceklerini söyleyip, 500-600 m sonra alışveriş merkezine ulaşabileceğimizi söylediler. Yürüdük yürümesine de ortalıkta AVM görünmüyordu. Ulan Batur'daki çarpık yerleşme bizden de kötü durumda imiş, gözlerimizle tanıklık etmiş olduk. Yeri gelmişken bir ayrıntıyı daha dile getireyim. Burada direksiyonlar hem sağda, hem de solda. İkisini de kullanıyorlar. Yollar ise bizdeki gibi sağdan akıyor. Kırgızistan'da da böyle idi. Yüksek tehlike içeren bu duruma ise yasal yaptırım bulunmuyor imiş(!) Biz ise gittikçe gidiyoruz. 500-600 m'den çok gittiğimizi, doğru yolda olmadığımızı anlamıştık. Bir bilene soralım dedik. Yoldan geçen Moğolları çevirip soruyorduk sormasına da anlaşamıyorduk. Kimse yabancı dil bilmiyordu. Bu, bir bakıma iyiydi. Başka bir dilin boyunduruğu altında değiller. Buna benzer bir durumu Gürcistan'da yaşamış idik. Gürcülerin Dil Direnci başlıklı anımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Şimdi de Moğollarla anlaşamıyorduk. Durumu benim için ilginç yapan bir başka durum da şu: Ben Rusçayı bugün için öğrenmiştim. Evet, gerçekten bunun içindi. Rusça öğreneğine (kursuna) başladığımda bilgemiz bize niçin öğrenmek istediğimizi sorduğunda benim yanıtım: "Yazıtlarımızın bulundukları yeri görmeye gittiğimde işime yarasın." diye idi. Ee, geldim işte. Rusçanın burada işime pek yaramadığını acı acı söylüyorum. Bu sıra ilerimizde bir AVM benzeri yer gördük. İçeri girdiğimizde burasının bir halk pazarı olduğunu gördük. Üst kata da çıktığımızda yanlış yerde bulunduğumuzu iyice anladık. Nina Bilgem burayı Ankara'daki Maltepe Pazarına benzettiğini söyledi. Benim Ankara'dan usumda kalan pazar, bir Ufuktepe'deki halk pazarı, bir de Rus Pazarı. Düştük yola yeniden. Bildiğiniz Ulan Batur'da yitmiştik. Ündeklerimiz (telefonlarımız) var yanımızda, ancak ağ bağlantısı yok. Kaldı ki birini arayabilecek Moğol hattımız da yok. Olsa da kimi arayacağız? Kimsenin de ündek sayıları yok. Esnafa soralım dedik. Bir butike girdik. Her iki taraf da birbirini anlamadı. Ancak Moğol kadın bize yukarıyı işaret etti. Yukarı çıktığımızda bir terziye dükkanı vardı. İçeride müşterileri ile ilgilenirken Nina Bilgem yüksek sesle Rusça bilen var mı diye sordu. Sonunda yaşlı bir Moğol teyze gülümseyerek evet dedi. Türkiye'den geldiğimizi, bir öbek olarak dolaştığımızı, topluca bir alışveriş merkezine gittiklerini anlattı Nina Bilge. Yaşlı teyze de olsa olsa Devlet Alışveriş Merkezine gidebilecekleri söyleyerek bize yolu tarif etti. Konuşmaları az buçuk anladığım için içimden seviniyordum. Belki de az önce yazdığımın dışında bir nen konuştular bilmiyorum. Söylenen yolu izlediğimizde devlete bağlı bir AVM'ye vardık. Dışarıda Şaban Bilgeyi de görünce maceramız son buldu.

Bediz: Müzede sergilenen isketlerden biri. Burada kişi, yanında kendisiyle birlikte gömülen nesneler ve atıyla birlikte.

Devlet kurumu olan bir AVM bana sıradışı geldi. Dışında öyle yazıyordu, kadın da öyle söylemişti. Yanlış anlamış da olabilirim. Yine de devletin yeriyse ucuz olmasını beklerdim. Armağanlıklarımızı aldıktan sonra aşağıda araçlarımıza binmek için toplandık.

THY'nin şaşırtısı
Günümüz tüm yoğunluğu ile sürüyor. Kalık (hava) kararmak üzere iken konsere getirdiler bizi. Tümen Eh Moğolistan Ulusal Müzik ve Dans Topluluğunun salt bizim için yapacağı gösteriye üstelik. Özgün oyunlar, özgün sesler karşısında büyülendiğimizi söyleyebilirim. Kimi oyunlarda ise alkışların sesi çok yükseldi. Çünkü onları kutlayacak tek yöntemimiz bu idi: alkışlamak. Onsuz da en sonda hepimiz ayağa kalkarak alkışladık. Güler yüzleri ve işlerini iyi yapmalarından dolayı benzersiz anlar yaşadık. Her biri var olsun.

Gösteri İngilizce duyurular ile sürüyor, yeni biri başlamazdan önce İngilizce bir nenler söyleniyordu. Sona doğru Türkçe sözler işittik. Dış ses Türkçe olarak: Türk Hava Yollarının size sürprizi var." diyince hepimiz şaşırdık. Gösteri yapan Moğollar Türkçe şarkı söyleyince hepimiz eşlik ettik. Atayurdunda anadilimizde eğlenir olmuştuk. THY, gönlümüzü alır oldu. En azından yumuşattı diyeyim.

Bediz: Sergilenen oyunlardan birinde yaşlı bir kam tinleri çağırmıştı da onlar da işte böyle gelmişlerdi.
Moğolları burada bir kez daha kutlayacağım. Salt kendilerine özgü gösteriler sergiledikleri için. Bizimkiler de böyle nenleri örnek alır da uygular umarım. Başka ülkeden gelenler bizim ekinimizi (kültürümüzü) görmek istiyorlar, bizim gezginlik işletmecilerimiz (turizm acentelerimiz) ise gösteri düzenlettiğinde Avrupai nenler sergileyerek onlara şirinlik yaptıklarını sanıyorlar. Oysa gezginler yeni nenler görmeyi diler. Bizim onlara gösterdiklerimizi, onlar onsuz da geldikleri yerde görüyorlardı.

Ankara'da akşam yemeği
Bize kendimizi özel duyduran (hissettiren) gösteriden sonra yemek için Ankara Restorantına getirdiler. Burada özel bir şark köşesi vardı, bizim adını henüz koymadığımız öbeğimiz burada kendine yer edindi. Ayakkabılarımızı çıkarıp bağdaş kurarak oturduk. Öbür tüm bilgelerimiz sergelde olağan biçimde ağırlanırken biz epey özel ağırlanmış olduk. Birçok bilge de bizim küçük odanın yanından geçerken bakış atıp gülümsüyordu. Söz atanlar da olmadı değil. Malatya'da 2 yıl üniversite okumuş bir Moğol garson vardı, Türkçesini çok geliştirmiş olduğundan iletişimimiz iyi oldu. Okulunu bitirmesini dilerdim. Konuşma biçiminden anladığımca elinde olmayan nedenlerden ötürü yarım kalmış.

Bediz: Dokunmadan Sév, bu sergelde (masada) kuruldu.

Sonunda günün etkinliklerini bitirdik. Böylesi dolu dolu yaşadığım bir günüm olmamıştı. Yarın erkenden kalkacağız, şimdi uyku öyü.

Kağan'ımızın huzura varacağız - 05/06/2018
Tan ağarmaya başlıyor, saat: 04.00. Dün de 07.00'de kalkıp anıklanmıştık. Bugün yolumuz uzak olduğu için daha da erken kalktık. Araçlardaki yerimizi aldık. Dün, hemen hemen yerlerimizi benimsemiştik arkada. Öyle ki, her toplulukta olduğu gibi bizim bu etkinlikte de öbeklenmeler çoktan olmuştu bile. Bizim en arka iki sırayı öbeklendirdiğimiz erkcil (enerjik) bir topluluğumuz vardı. Aracımıza Moğol konuklarımız da geldi. Bizim önümüzde Moğolistan Milli Üniversitesinin Türkolojisindeki Gerelmaa ile Ariyacav Batçuluun Bilgelerimiz idi. Boş kalan son yere, demeli benim yanıma da öğrencileri Batçimeg Munhçol oturdu.

Yolumuz çok uzun. Ulan Batur'a ortalama 450 km uzaklıktaki Karakurum iline bağlı Hoşa Çaydam bölgesinde yer alıyor. Bu yüzden kahvaltı bile yapmadan otelden çıktık. Yolluklarımızı kumanya biçiminde hazırlayan otel yetkilileri böylece öy yitirmemizi de önlemiş oldular.

Yolculuğumuz sırasında Batçimeg ile epey kaynaştığımızı belirtmeliyim. Öyle ki, ilerleyen saatlerce öbekçe onu arar bile olduk. Dünkü gösteride kullanılan çalgıları sorduk, dili döndüğünce Türkçe anlatmaya çalıştı. Dilimizi epeyce öğrenmiş. Başarılı bir hanım kız. İngilizce ve Farsça da öğrenmiş. Süer Bilge onun için epey övgü dizdi. İlerleyen günlerde şimdiye değin gördüğü öğrenmeye en istekli öğrenci olarak bile tanımladı.

Ayakyolunun kökeni
Türkiye Türkçesinde gereksinim gidermek için kullanılan yerin birçok adı var: Yüz numara, kalafa, ayakyolu... Kırgızistan'da bunlara ek olarak bir taharethane sözcüğünü öğrendim. Gel gelelim ben, ayakyolu sözcüğü üzerinde durmak istiyorum. Bizim sözcüğümüz... Ekiyle köküyle Türkçe bir sözcük. Daha da beğenmemin bir başka nedeni de Türk yaşam biçimine, Türk anlağına göre türetilmiş bir sözcük. Böylesi ayrıntılı yazdığım anıda, bu ayrıntıyı göz ardı edemezdim. Nice edeyim? Neler yaşandı, neler? Şöyle diyeyim, gözün alabildiğine bir düzlük, uçsuz bucaksız bir toprak... Kuş uçmaz, kervan geçmez bu yerlerde dinlenme tesisleri de yok. Varın neler yaşandığını siz düşünün. Biz yaşadık, anlatılsa inanmayacağımız nenler yaşadık. TİKA, bir an önce bu işe de el atsa yeridir.

Gültekin'in yasına ortak olduk
Kağanımız, kardeşi Gültekin öldüğünde büyük bir çöküntü yaşamış, derin bir yas tutmuştur. Görür gözüm görmez, bilir usum bilmez oldu diyerek ne denli derin bir çöküş yaşadığını dile getirir. Şimdi biz de burada, Bilge Kağan'ımızın yasına ortak olmaya geldik.

Bediz: Bilge Kağan ve Gültekin yazıtlarınıñ bulunduğu müzeniñ géñel görünümü.
Bilge Kağan ve Gültekin Yazıtları bir müze içine alınmış durumda idi. Tonyukuk gibi yazgısına terk edilmiş durumda değildi. Daha görkemli, daha iriydiler. Devlet belgeleri oldukları, devlet gücüyle yapıldıkları, özellikle Tonyukuk ile karşılaştırıldığında açık ara belli oluyordu. Yalnız burada kimse yazıtlara el süremedi bile. En azından ben görmedim. Oysa bir sırça (cam) içinde korunmuyordu, burada da sarınılabilir, kucaklanabilirdi. Kimseden böyle bir davranış görmedim. Peki Tonyukuk'a niçin öyle davranıldı. Korunaksız diye mi? Bu, bir bakıma tinsel (psikolojik) bir durum. Nesne ya da birey korunaksız ise başına bin bir nen gelebilir. Bunu yazarken usuma şu görüntülerdeki deney geldi:


Tonyukuk'un orada öylece kimsesiz kalışı ile Marina Abromoviç'in kendini savunmasız bırakarak kişilerin neler yapabileceğini gösterdiği görüntüleri eşdeğer görüyorum.

İçerideyiz
Müzeden birçok bediz çekindim. Birkaçını paylaşayım.

Bediz: Müze içinde bir tablo olarak duvara asılmış bu bedizde, yazıtlarıñ müzeye taşındığı anlar gösterilmekte.
Bediz: Müzeye, salt yazıtlar déğil çévresindeki anıtlar da aktarılmış.
Bediz: Göktürk bayrağımızı burada da açtık.
Bediz: Genç Türklük bilimcileri bir arada. Arkalarında ise koca bir Türk tarihi var.
Bediz: Géñelde hac ziyaretlerinde yapılan not kâğıda ad yazma étkinliğini yazıtlarda da yapmış bulunduk.
Bediz: Gültekin yazıtınıñ öñünde Ahmet Bican Ercilasun ve İsa Sarı Bilgelerim ile birlikte iken.
Patenti alınmış damga
Gültekin yazıtının dibinde durup yukarıya doğru uzunca baktım. En üstündeki damgaya odaklandım. Çünkü sözünü ettiğim bu damgadan dolayı 2015'ten beri süren bir mahkeme davamız var. Hatta yarın (06/06/2018) yine duruşmamız olacak. Gülümseyerek bakıyorum, aynısı olduğunu görünce mutlu oldum. Çünkü biz bu damgayı, gördüğümüz bedizlerden bakarak almış da derneğimize belirtke (logo) yapmıştık. Bize dava açan Cengiz Alyılmaz, bu konuda öylesine çok diretti ki, bir ara açık söylemek gerekirse yazıtta böyle bir damganın olmadığını bile düşünmüştüm. Gerçekten de kuşkuya düştüğüm günler oldu. Birçok betiği karıştırıp böyle bir damga yazıtta gerçekten var mı diye bakmışlığım var. Öte türlü inanmak güç geliyordu; bir profesör yazıttaki damgayı patentleyecek, inanamıyordum. Şimdi ise gözlerimle gördüm, bizim kullandığımız bu damga, kağanımızın kardeşi için diktirdiği yazıtın en üstündeki damganın ta kendisi idi. Ulu babamızın malı da hepimizin ortak malı olduğundan herhangi birimiz herhangi bir biçimde kullanabilirdi. Bunun için kimseye hesap verecek, kimseye de akça (para) ödeyecek değildi. Biz, Türk Dili Derneği olarak böyle düşünüyor, bunu da savunuyoruz. Konuyla ilgili olarak şöyle bir basın açıklaması yapmıştım:


Gideceğimize dair duyuru yapıldığında müzeden dışarı çıkmaya başladık, birçoğumuz da çıktı bile. Gönlümde bir nenler eksik kalır gibi olduğundan durdum, koşar adımlarla geri döndüm. Bilge Kağan ve Gültekin ile başbaşa kaldık. Atalarımın emanetlerine bakarak onlara bir söz verdim.
Bediz: Türk Dili Dérneği olarak kullandığımız bélirtke (logo) ile söz koñusu damganıñ kaynak alındığı Gültekin yazıtınıñ öñündeyim.
Karakurum Müzesi
Moğollar buraya Xархорин (Harhorin) diyorlar. Xаp sözcüğü bizdeki kara sözcüğünüñ değişmiş biçimi. İs añlamındaki kurum da хорин (horin) olmuş olmalı.
Bediz: Karakurum Müzesiniñ girişinden géñel görüntü.
Bizim kendi yazıtlarımızı sergilediğimiz müzeden soñra geldiğimiz burada, Moğollar özenli davranmışlar. Özel giysileri olan kılavuzlar anık durumda bekliyorlar. Ulan Batur'daki müzede de öyleydi. Bizimkinde gözüme çarpan kimsecikler olmamıştı. Moğollar, böylece doğrudan kendi geçmişleriyle ilgili olanlara özen gösteriyor, diyebiliriz. Bizim gibi Tanrı'ya emanet étmiyorlar.

Bu müzede özellikle kurgandan çıkan nesneler sergileniyor. Moğolca yazılı anıtlar da epeyce var. Kilden yapılmış küçük küçük heykelcikler de burayı öne çıkaran miraslardan. Bu heykeldeki kişiler hem ayrıntılı işlenmiş, hem de renkli yapılmış. Bu topraklarda heykelcilik bu denli gelişmiş değilken, böylesi yapıtları görmek şaşırtıcı geldi. İnce ince işlenmiş akçalar, yine birçok kadın süsü yer almakta idi. Doğrusu, kadınlarımızıñ süsü olmasa arkeolojik nesneleriñ sayısında belki yarı yarıya düşüş olacaktı.

Çıkışta müzeniñ anı bétleğine (defterine) de birkaç söz yazdım.

Erdene Zuu Tapınağındayız
Bulunduğumuz bölgeye yakın yapıtları dolaşmayı sürdürüyoruz. Şimdiki durağımız budacılarıñ (budistleriñ) 16. yy'dan beri étkin olarak kullandıkları Erdene Zuu Tapınağı. Gezginler için de açık tuttukları bu yér, bana Sultanahmet Camisini anımsattı. İlk kéz bir budacı tapınağı gördüğüm için inceliklerini gözlemlemeye çalıştım. Buna beñzer yérleri géñelde bakacaklardan (televizyondan) gördüğümden nesneler tanıdık geliyor olsa da içinde bulunmanıñ duygusu ayrı. Bizim Batçimeg de budacı olduğunu söyledi. Tapınakta olduğumuz için koñuları da açıldı doğal olarak. Doğru añlamışsam, burada yoksullarıñ gömülecek yéri olmadığı için ölülerini yaktıklarını da söyledi. Kamlar (şamanlar) da varmış burada. Bir kam tapınmasına (ibadetine/ayinine) katılıp néler yaptığını görmek isterdim. Gérçi beni bir lamanıñ (budist rahibiñ) huzuruna götürebileceğini söylemişti. Öyümüz olmadı. Budacılık burada epey ağırlığı olan bir inanç. Tonyukuk olmasaydı Anadolu'ya değin yayılabilecek bir inanç olabilirdi.
Bediz: Erdene Zuu Tapınağınıñ öñünde iken.
Bediz: Tapınakta bulunan kocaman anıtlardan biri.

Bediz: Tapınağıñ avlusundan géñel bir görüntü.
Orhun ırmağında kutsandım
Tapınaktan ayrıldıktan soñra (tapınağa giden yoldaki armağanlık satan sataklarda alışvériş yapıldıktan soñra) Orhun ırmağınıñ kıyısına vardık. Doğrudan ırmağıñ dibinde bittim. Çömeldikten soñra elimi suya daldırdım, buz gibi serindi. Yüzümü yudum. Adını anmaktan onur duyduğumuz, uzaklarda bir yerde böyle bir yérin varlığını bilerek umutlandığımız ırmağıñ dibinde idim. Bu ad, Orhun adı kutsallık içeriyor. Çünkü bilinçaltımızda bizleri paklayacağına inanıyoruz. Türkleriñ üstündeki ölü toprağını yuyacağına, arındıracağına inanıyoruz. Orhun ırmağı, bir bakıma Türkçülükle özdeşleşmiş bir kavramdır. İşte birazdan bu bengü sudan bir avuç dolusu suyu içtim de tinimi arındırdım.

Bediz: Orhun ırmağınıñ kıyısında iken.
Bediz: Orhun ırmağı kıyısındaki gemicik.

Kalık (hava) iyiden iyiye bozmuştu, yağmur geldi gelecek idi. Irmağıñ kıyınca yürüdüm. Yürürken de Tañrı'mla koñuştum. Ona, baña bu olanağı sunduğu için alkış kıldım. Burada bulunmanıñ vérdiği göñül inçliğini söyledim. Göñenmiş tinim, Orhun ırmağında huzura erişti.

Bediz: Orhun ırmağı kıyısındaki kayalıklara, yérden aldığım taş ile adımı kazıdım.
Bediz: Burcu'nuñ adını da kazıdım. :)
Soğuk, daha da soğuk olacak
Günlüğümü tuttuğum bétleğe şöyle yazmışım: Oba çok soğuk. Yurtta soba olmasına karşın içeri buz gibi. Neyseki kalın giysilerim var. Gün karardıkça artan soğuğa ne kadar dayanır, bilmiyorum. Annem sağ olsun, yün çorap bile koymuştu çantama. Soğuk olduğu için çorabımın üstüne bir de onu giydim. Soba da bir türlü yanmıyordu. Gündüzüñ sıcak, géceleriñ böylesi soğuk olduğu iklim baña çok tanıdık. Bizim Iğdır da böyle. Yazın gündüzleri sıcaktan dışarı çıkılmazken, géceleri yorgana sarılıp uyunur soğuktan. Her ikisi de bozkır soñuçta, bu ilişki duygusal bakımdan güzel olsa da üşüyordum. Dışarı çıkacak durum da yok, yağmur yağıyor. Aş vérilen yurda (ger sözcüğünü de kullanıyorlar) géçtim. Çay içen bilgelerimiz vardı, burası sıcak olduğundan kuruldum sergellerden birine. Çay iyi geldi doğrusu. Süer Bilge yine odlu koñuşmalar içindeydi, yanlarına vardım. Uzun uzun aytışlar oldu. Moğol arkadaşıñ; "Cengiz Han'ıñ hatrına bizim devletimiziñ varlığı sürüyor" sözleri baña ilginç geldi. "Bizim géçmişten gelen tarihimiz bizi burada meşrulaştırıyor. Bu yüzden büyük devletler buradaki varlığımızı kabul édiyorlar." sözüne bir de "Adı malum kişi niçin devlet kuramadı?" sorusuyla devam édip; "Onlarıñ meşru bir tarihi olmadığı için." diyerek bizi ve bulunduğumuz coğrafyayı da bildiğini gösterdi. Koñuşması anımsadığımca böyle idi. Doğruluğu yanlışlığı tartışılır. Saatler ilerledikçe sergeller boşalıyor, yurduna (gerine) uyumaya çekiliyordu herkes. Kocaman termos, Süer, Başak, Arzu Bilgelerimle kaldık. Bir yandan çay içiyor, bir yandan da dilbilim üzerine tartışmalar gérçekleştiyorduk. Orhun ırmağınıñ yanıbaşında kurulmuş, dilimiz üzerine koñuşuyoruz. Bu yaşam dilimiñ içinde olduğum için ne denli olcaylı (şanslı) olduğumu düşünüyorum.

Bediz: Geriñ (yurduñ) içine dizilerek lokanta havası vérilmiş sergellerde yémeklerimizi yédik. Patates ve et ağırlıklı idi. Kımız vérmediler.
Bediz: Kaldığımız oba kampıñ géñel görüntüsü.
Hepimiz yorgun düştük, uyumak için bizler de kalktık. Dışarı çıktığımızda bütün gerlerden duman tütüyordu, bizimki dışında. İçeri girdim, Mustafa Bilgem kat kat sarınmış da uyumuş bile. Gérçekten çok soğuk. Yatağa girdiğimde daha kötülerini yaşadığım günlerimi anımsadım. Çok değil, daha birkaç ay önce tuttuğum sıraları (nöbetleri) anımsadım. Yağmur altında kaldığımız, soğuktan parmaklarımızıñ çatlayıp kanadığı günleriñ anıları diriydi usumda. Böyle böyle gözümüñ öñüne geldikçe buradaki koşullar yumuşadı.

Étkinlik tıkır tıkır
Gittiğimiz her yér bizi bekliyor. Bu çok önemli bir ayrıntı. Birinde bile sıkıntı yaşanmadı. Yaşanmış olsa bile bize yansıtılmadı eñ azından. Değme neñ öñceden ayrılmış, gittiğimizde karşılanıyoruz. Étkinlik tıkır tıkır işliyor. Program tüm akışıyla sürüyor. İncelikle düşünülerek yapıldığı besbélli. Uçaktaki géçikme dışında sözünü édebileceğimiz bir aksaklık yok. Kaldı ki, bu aksaklık da buradaki düzenleme kurulunuñ ötesinde olan bir durum. Bunları yazıyorum, çünkü daha bir ay öñce bulunduğumuz Alaaddin Keykubat Üniversitesindeki bilgi şöleninden sorumlu Asos yetkilileri, étkinliğiñ gidişine egemen déğillerdi. Étkinlik sıralamasına göre üniversiteden soñra gittiğimiz Damlataş Mağarasınıñ girişindeki yétkili; "Bizim bundan haberimiz yok." démişti. Varıñ gérisini düşünüñ.

Düş gibi günler - 06/06/2018
Orhun ırmağınıñ kıyısında gécelemiş olmanıñ sévinci ile uyandım. Gérçi saatimi 04.00'e kurmuştum. Irmağıñ kıyısında gün doğumunu izleyecektim. Bunuñ için uyandım da ancak, yağmur yağıyordu. Başımı yastığa koyup uyudum. Ertan uyandığımda yine yağıyordu. Kalık da epey kapalı idi. Orhun ırmağında çimmek de isterdim.

Birazdan yola çıkacağız. Bugün ayrıca Gültekin yazıtındaki damgadan dolayı İstanbul'da duruşmamız var. Ne ilginç bir durum! Böylesi denk gelmesini istesem olmazdı sanırım. Orhun yazıtlarınıñ dibindeyim, burayla ilgili Anadolu'da ceza mahkemesinde hakkımda duruşma var.

Şu an ayrılmak üzereyiz. Kamp yérindeki Moğolar topluca bize el sallıyorlar.

Yérleşik yaşama géçtik
Göktürkleriñ yaşam biçimi olan gerlerde (yurtlarda/otağlarda) gécelediğimiz günüñ ardından Uygurlarıñ başkenti olan Karabalasagun'a vardık. Uygurlar, Göktürkleri yıktıktan soñra başkenti buraya alarak yérleşik yaşama géçtiler. Kırgızlara egemenliği kaptırana değin de burayı kullandılar.

Bozkırıñ orta yérinde kale yapılmış. Ancak ilginç olan durum, kale duvarları kerpiçten yapılmış. Çevrede taş görünmüyor, kerpici séçmeleri añlaşılır görünüyor. Mısır'daki piramitleriñ yapımını göz öñüne alacak olursak başka neñler de düşünüp söyleyebiliriz. Kerpiçleriñ bugüne ulaşmasına ise çok şaşırdığımı söylemeliyim. Gözümü açtığım, çocukluğumuñ géçtiği evleriñ de kerpiçten yapıldığını söyleyerek, kerpiciñ yüzyıllar soñrasına ulaşabildiğini görmeniñ şaşkınlığını yaşadığımı da bélirteyim.

Bediz: Kerpiçten yapılan kale duvarları, bugün kuşlara yuva olmuş durumda.
Bediz: Kale içindeki yüksek yapınıñ üzerine çapıtlar bağlanmış. Bu çapıtlar arasında "Amarok" yazısınıñ damgalarla işlendiği bir sancak da var. Kerime Üstünova Bilgemiziñ özgürlüğe açtığı kolları ile güzel bir görüntü oluşturdu.
Bediz: Géçmiş dönem başkentimizi bu duvarlar koruyordu.

Ahmet Buran Bilgemizden burası hakkında édindiğim bilgiye göre, buralarda kazı çalışması yapılmamış. Uygurlarıñ karargâh olarak kullandığı bu bölgede yapılacak kazıda, özellikle yérleşik yaşama géçmiş atalarımızıñ birçok nesne bırakabileceğini söyledi.

Karabalsagun yazıtını görmedik
Bilimsel çalışmalarımız için véri topluyoruz, çekimler yapıp kayıtlar alıyoruz. Elimde bétleğimle bir neñler karalıyorum, dérken yüzümüze bir tokat gibi çarpan olay yaşadık. Karabalsagun yazıtını görmeden oradan ayrıldık.
Bediz: Başak Bilgemiziñ çektiği bu yazıtı göremedik.

Aracımıza bindik gidiyoruz. Başak Bilgem bize Karabalsagun'daki yıkık, 5 yatayan oluşan Uygur döneminden kalma damgalı anıtı gösterdi. Az öñce çektiğini söyledi. Damgalar açık séçik okunuyordu, bunu bedizden déğil de yerinde dünya gözüyle görüp okumayı isterdim. Moğol tarihçi arkadaş, sözünü éttiğim bécerikli çévirmen Ankbayır kılavuzluk étmiş de birkaç bilgeyi oraya, kaleniñ 400-500 m ötesindeki anıta götürmüş. Başkalarınıñ da gelmesini istemiş, hatta bizim bulunduğumuz yére gelen sözüm ona bilgelere de buraya gelinmesi için bilgilendirilmemizi istemiş. Kim olduklarını bilmiyoruz, ancak bizi çağırmadıklarından ayıp éttiklerini burada yazacağım. Ankbayır, araçta iken néden gelmediğimizi sorduğunda bilgimiz olmadığını söyledik. Başak Bilge de orada kendisi ve birkaç kişiden başka kimseniñ olmadığını, élçi gönderdiklerini de söyledi. Kızdık duruma, soñra kendimize gelip suçuñ kendimizde olduğu yargısına vardık. Süer Bilge arkada biz gençlere şunu sordu: "Dosyanız nerede?". Buraya gelmeden öñce bir dosya hazırlayıp hazırlamadığımızı sordu. Birbirimize baktık. Gidilecek yérleriñ listesi, görülecek yazıtlarıñ adları ve hatta bédizleriniñ bulunduğu, özet bilgileriniñ yér aldığı bir dosyamız yoktu. Kendim, kendimce anıklanmış, bunuñ için çanta düzenlemiştim. Gétireceklerimi, yapacaklarımı yazmıştım. Süer Bilgeniñ sorusu karşısında sessiz kalmayıp yanıt vérebilmeyi isterdim. Bu koñuda daha deneyimli olabilirdik, üzüldüm doğrusu. Gérçi bir musibet biñ nasihattan iyidir dérler. Karabalsagun yazıtını görememiş olmamız, bizim için büyük bir ders oldu. Usumdan çıkarmayacağım bu dersiñ ilerleyen yıllardaki çalışmalarımda étkisi olacağını bélirteyim. Genç arkadaşlarımıñ da benim gibi düşündükleri yüzlerinden bélli oluyordu. Bu étkinlik bir bakıma bilgilerimizi géñişletmek, ufkumuzu açmak için de yapılıyordusa şu an édindiğimiz ders de iyi bir çıkarım sayılabilir idi.

Bediz: Güzel insanlarla birlikte iken.
Moğolcamı ilerletiyorum
Dönüş yoluna géçtik. Yolumuz uzun olduğundan kendi aramızda da koñuşuyorduk sürekli. Batçimeg'den Moğolca dersleri almayı sürdürdüm. Kimi sözcüklerimiz birebir aynı neredeyse. Öğrendiğim sözcüklerden birkaçını yazayım:

(harbalgas): har sözcüğünüñ kara démek olduğunu öğrenmiştim. Balgas da balasagun'uñ kısalmış biçimi. Böylece bizim Karabalsagun'u Harbalgas olarak söylüyorlar.
(biç-): yaz- éylemi. biçih de yazmak démek. Bétik, bitig, bitimek sözleri kökteş olması gérek. Bizdeki -mAk eki de Moğollarda -ix (ih) biçiminde kullanılıyor. Eylemiñ soñuna bizdeki gibi ekleniyor. (unş-): oku-, (unşih) okumak gibi.
(zügeeree): rica éderim.

Bediz: Bu uçsuz bucaksız gibi görünen ufuk, Moğolistan'daki géñel bir doğa görüntüsüdür. Kişi burada, kendini özgür, bir o denli de yalñız bir savaşçı gibi duyuyor. Korunaksız bir çevre, tehlikeye her an açık topraklar, kişiñ tetikte olmasını, dolayısıyla da diri/zinde kalmasına neden oluyor.
Dokunmadan sév!
Yolculuğumuz uzun olduğundan aytışlarımız da (sohbetlerimiz de) koyu oluyordu. Öbeğimize bir ad bile bulduk: Dokunmadan Sév! Gökçe Bilgemiz işi biraz daha ilerletip yazıtlarda hemen hemen herkesin aynı el imini yaparak Türk sözcüğünü göstermesinden esinlenerek bu parmak hareketlerini öbeğimize simge yapmayı öñerdi. Hepimiz benimsedik. Soñraki gittiğimiz yérde bu el hareketi ile pozlar vérmeyi de eksik étmedik.

Ulan Batur'da soñ géce
Ankara Restoranında yine aynı şark köşesine denk geldik. Bizim için özel ayrılmış gibi. Dokunmadan Sév öbeği olarak baş köşede Süer Bilgemize yér ayırtmış, kendisine bir de Süer Kağan adını kara budun olarak atamıştık. Gérçi kendisi bu adı benimsemediğini söyleyerek géri çévirdi.

Otel odasında ayaklarımı uzatmış diñlenirken kendimi evimde gibi duyduğumuñ ayrımına vardım. Buraya çok alışmıştım. Bir an yérimden kalkıp dışarıyı izledim. Moğolistan'da bulunduğumu anımsayıp bu mutlu günlerimden dolayı bir kéz daha mutlu oldum. Ağır ağır bavulumu toparladım.

Ata topraklarını ikinci kéz géride bırakmak - 07/06/2018
Bu toprakları atalarım terk étmişti, şimdi de torunu olarak ben de yüzyıllar soñra géride bırakarak gidiyorum. Sévinçli ve mutlu olarak dönüyorum, dönüyoruz. Havalimanında Şaban Bilgemiz bizi uğurlamaya gelmişti. Büyük bilgelerimiz tokalaşarak ayrılsa da ben kendisine sarılmayı yéğledim. O, bize bir kişiniñ tek başına néler yapabileceğini bir kéz daha göstermişti.

Pasaportlarımız onaylandıktan soñra bekleme alañlarında saatimizi beklerken Bişkek'te tanıştığımız Ulan'ı da yéñiden gördük. Kaldığımız yérden aytışımızı sürdürdük. Uçaktaki yérlerimize géçtiğimizde de hemen arkamızda idi. Bu sıra pilot açıklama yapmaya başladı. Hepimiziñ yüreği ağzına geldi. Yine mi géçikecektik, yine né olmuştu? dérken 5 dk'lık bir géçikme ile kalkacağımızı, kalkış için onay beklediğini söyleyince kahkahalar koptu. Béş dakika mı? Bunuñ için açıklama yapmaya bile gérek yoktu.

Orhun'dan Anadolu'ya
Yolculuğumuzda aksaklık çıkmadan İstanbul'a vardık. Orhun'dan Anadolu'ya bu kéz uçakla gelmiştik. Havalimanında sarılmalar, uğurlanmalar epeyce sürdü. Böylece bir düşü gérçekleştirmiş olmanıñ kıvancıyla evlerimiziñ yolunu tutar olduk.
Bediz: İstanbul Atatürk Havalimanında ayrılmadan soñ kéz bir araya geldik.

Tañrı'm bir kéz daha gördürsün.

Bayırıllaa!