Irk Bitig'iñ 3. baskısı bugün yayımlandı

Irk Bitig'iñ 3. baskısı bugün çıktı. Uzun bir süredir piyasada bulunmuyordu, birazcık géçikmeyle de olsa yéñiden günyüzüne çıkışını görmek sévindirici.

video

İstanbul TASAD'da I. Göktürkçe Kursu Bitti

İstanbul'da ilk kéz özel olarak Tarih ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TASAD) tarafından düzenlenen Göktürkçe kursunuñ I. aşaması bugün sınav yapılarak bitti. Ardından pasta kesilerek küçük bir kutlama yapılıp, katılımcılara belgeleri sunuldu.





























1 Kasım 2014 - Damga dergisi yayımlandı

1 Kasım 1928'de 1353 sayılı "Yeni Türk harfleriniñ kabul ve tatbiki hakkında Kanun"uñ kabul édilmesiyle bugünkü Lâtin kökenli yazıya géçilerek "Harf İnkilâbı" gérçekleştirilmiştir. Bugün ise 1 Kasım 2014'te daha çok Göktürkçe adıyla tanınan Türk damgalarıyla çağdaş dilimiziñ kullanıldığı ilk yayını çıkardık.

Bu hoş tesadüfüñ toplumumuza uğurlu olması dileğiyle. Onlarıñ tesadüfleri varsa, bizim de tesadüflerimiz var.


Sürdürümcü (abone) olmak için
eposta adresine ileti yazabilir, 0539 923 5499 sayılı telefonu arayabilirsiniz.

Çalışmalarımızı sürekli izlemek isterseniz:
www.facebook.com/damgadergisi

Milli Mefkure Birliği'nde Göktürkçe aytışı

Milli Mefkure Birliği'niñ 19.10.2014 günü İstanbul'daki Hoca Ahmet Yesevi Vakfı'nda düzenlemiş olduğu Göktürkçe: Türk harfleriniñ öyküsü konulu aytışa (sohbete) katıldık. Kardeşim Cafer'iñ de katkılarıyla sürdürdüğümüz sunumumuz pek vérimli géçti.












Göktürkçe yarının abecesi olabilecek mi?

Kanada'da yayımlanan Bizim Anadolu çavlığında (gazetesinde) çalışmalarımızdan söz étmişlerdi. Daha öncesinden şu bağlantıda bildirmiştim. Sağolsun Ömer Özen bey basılı yayından da görüntüler gönderdi.

Göktürkçe yarının abecesi olabilecek mi?
Ünlü THY Iğdır havaalanı tanıtımındaki çocuğuñ sözleriyle yanıt vérelim:
Çok istersek olar mence.




Kanada basınında Göktürkçe

Kanada'da yayımlanan Bizim Anadolu çavlığında (gazetesinde) çalışmalarımızla ilgili bir söyleşi yayımlandı. İlgilerinden dolayı sağ olsunlar.

http://www.bizimanadolu.com/sanat/sanat140804.htm

***

Göktürkçe'ye büyük ilgi
ÖMER F. ÖZEN

1889 yılında Moğolistan'da bulunmasının ardından biri Danimarkalı öbürü Rus, iki dilbilimci ve tarihçilerce çözülüp bilim dünyasına tanıtılan Göktürk (Orkun) Yazıtları, dilbilimcilerce coşkuyla karşılanmasına karşın uzun süre üzerinde pek durulmamıştır. Bizce bunda, 20. yüzyıl başında savaşların olması ve Türklere karşı bir edim olmasının da önemli etkisi vardır.


Göktürk Yazıtları üzerinde 1930'lardan sonra, özellikle Türkiye'de dilde devrim ve arılaştırma çerçevesinde yavaş da olsa inceleme / araştırma başlatılmıştır. Dil, sözcük dağarcığı, tümce yapısı, dilbilgisi kuralları yönünden biçok incelemenin yapıldığı Göktürk Yazıtlarının Türkçe'nin yanı sıra evren dilleri açısından da öneminin büyüklüğü dilbilimcilerce belirtiliyor.


Bu arada gözlemlediğimiz kadarıyla, belirli bir süredir bu çalışmalardan bir bölümü toplum bireyleri düzeyine indirilip yoğun bir Göktürk Abecesi öğrenme/öğretme yönünde adımlar atılıyor. Bu alanda yoğun çaba gösteren en önemli kişilerden biri Gökbey Uluç'u tanıdık. İlk Göktürkçe öğrenme işliğini Iğdır'da açan, daha sonra Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de sürdüren, ayrıca bu konuda yayınlar da yapmaya başlayan Matematik Öğretmeni Gökbey Uluç'tan konuyla ilgili bilgiler aldık. İşte sorularımız ve söyledikleri:
 
BA: - Bu konuya girmenize önayak olan nedenler nelerdir?
- Türkçe'ye olan duyarlılığım, çalışmalarıma başlamamdaki eñ étkin nedendir.


BA: - Türkiye'de Dil Derneği, Türk Dil Kurumu ya da üniversitelerin Türk diliyle ilgili bölümleriyle iletişime geçip birlikte çalışma olanakları aradınız mı? Aradıysanız, yaklaşımları nasıl oldu? Ne tür yanıtlar aldınız?
- TDK ile iletişime géçmiş, Iğdır'daki öğreneğimiziñ günlük soñuçlarını tutanak biçiminde yazmış, soñra kendilerine göndermiştim. "İleride bir kılavuz anıklayacak (hazırlayacak) olursanız, sizlere yol gösterir" diye de eklemiştim. Géri dönmediler. Yıllar soñra Bakü'de kendi tutanağımı kullanarak bir kılavuz hazırladım. Bugün "Göktürkçe Öğreniyorum" adı ile 3. baskısı satılan kılavuzu yayına anıklama göreviniñ baña düşmesinden dolayı büyük bir mutluluk, hem de onur duymaktayım.


BA: - Türkiye dışında Azerbaycan'dan başka Türkçe konuşan ülkelerin dil yapısı/yazısı üzerine eğildiniz mi? Eğildiyseniz ne gibi sonuçlar çıkardınız?
- Çalışmalarım hep Türkiye ile Azerbaycan türkçeleri üzerine oldu. Öbür Türk yurtlarına uğramak, hem de o yörelerimiziñ dilleri üzerine çalışmayı çok istiyorum. 


BA: - Bugün değişik toplumlarla ilişkiler dolayısıyla değişik söylem / yazım biçimlerine uğrayan, artık belki Türk Dili değil de, Türk Dillerinden söz edebileceğimiz bir ortamda 'ortak bir abece' yaratılabileceğine inanıyor musunuz?
- Ortak dil, ortak yazı çok tartışmalı bir konu olsa da, şu kesin bir gérçektir ki, İstanbul Türkçesi artık Türk toplumlarınıñ ortak dili, hem de ortak yazısı olmuştur. Tartışmalar arasında birbirine yakın lehçeleriñ karmasınıñ alınması, yad sözcükleriñ ayıklanıp öz olanlarla yéñilenmesi gibi onlarca yapay ortaklık aranmış; yéri gelmiş Azerbaycan, yéri gelmiş Türkiye lehçeleri ana lehçe olsun diye çıkışlarda bulunulmuştur. O benimki olsun, bu bizimki olsun diye diye de bir türlü soñuca varamamışlardır. Ancak Türkiye'niñ özellikle de bakacak (televizyon) alanıñdaki ağırlığından dolayı, İstanbul Türkçesi öne çıktı, kimseye de çaktırmadan ortak bir dil oldu. Bugün Azerbaycan sokaklarındaki bir satakta (dükkânda) Serdar Ortaç çalıyor, onuñ hemen önüñde park étmiş taksiden İbrahim Tatlıses'iñ türküsü okunuyorsa, bugün İran'da İstanbul Türkçesiyle elini kolunu sallayarak istediğiñ yérde gezip, istediğin yérde oturup yiyebiliyorsansa, bugün Orta Asya'daki Kırgız, Kazak, Özbek gençleriyle bir araya geldiğinde İstanbul Türkçesiyle añlaşıyorsansa, démek bizim ortak dilimiz çoktan İstanbul Türkçesi olmuş. Bu bağlamda ortak yazı dili, ortak bir damgalık (alfabe) olsun istiyorsan, İstanbul Türkçesi üzerinden çalışmalarımızı yürütmeliyiz. Ortak bir diliñ kullanacağı damgalık, düz mantıkla yine ortak bir damgalık olacaktır.


BA: - 1920'lerin sonunda Arap abecesinin değiştirilmesi sırasında değişik abecelerin incelendiği, bunların içinde Göktürk abecesinin de olduğu, ancak günümüz Türkçesine en uygun olarak Latin abecesinin seçildiği savı vardır. Her sese bir imge yöntemiyle Türkçeye göre düzenlenen Latin abecesinin yerine bir gün Göktürk abecesinin geçirilebileceğine inanıyor musunuz?
- Lâtin'e géçtiğimiz dönemlerde konuşma dilindeki yabancı sözcük oranı % 65 idi. Bu yüzden "her sese bir damga" düşüncesiniñ benimsenmesi çok sıradan bir durum, hatta olması gerekendi. Aynı zamanda Göktürk damgalarınıñ incelenmesi, Türkiye'de 1930'lardan soñra başlamıştır. O döneme değin tam olarak ne olduğu bilinmiyordu. Soñrasında pek konuşulmuyor ancak, bunuñ bir de maddi, iktisadî boyutu var. Daktilolarıñ, telgraflarıñ Göktürk damgalarına uygun olarak üretilme süreci var. Türkiye'niñ o dönemde bunu kaldıracak durumu yoktu. Daha da önemlisi, halka bu yazıyı öğretecek öğretmen yoktu. Damga (harf) devriminiñ yanlış añlaşılmalarından biri de budur; bir gécede yazınıñ değiştiğini sanarlar. Déğil efendim, toplum démeli yazar kesimi zaten çoktan Lâtin yazısına géçmişti. O dönemde daha meclis yargıya varmadan önce Lâtin ile yazılmış gazeteler, bétikler (kitaplar) piyasada bulunuyordu. Dolayısıyla topluma Lâtin'i öğretecek bir öğretmen kadrosu bulmak çetin déğildi. 


BA: - Bugün özellikle Türkiye Türkçesinde her sese bir imge öğrencesine göre eğitilen kişi oğlu ve kızları için Göktürkçe abece ne kadar sağlıklı bir eğitim aracı olacaktır? Kişiler sıradan bir tümceyi bile, Orhun Yazıtlarını çözer gibi, bildikleri bir tümceyi bile yeniden okumaya çalışmayacaklar mıdır?
- Bu damgalar, démeli Göktürk damgaları Türkçe yazılsın diye yaratıldı, bunuñ için varlar. Dolayısıyla bir Türk kızı, bir Türk oğlu için ne öğrenilmesinde, ne de kullanılmasında çetinlik söz konusu olamaz. Eski dildeki sözcükleri incelemek dilbilimcileriñ işidir.


BA: - Genel olarak bir ünlü uyumu kuralı olan Türkçede, günümüz Türkçesinin gereksinimi karışlanabilecek midir? Örneğin 'alı/kırmızıyı', bir ad olan 'Ali' sözcüklerinin bile yazılıp seslendirilmesinde güçlük yaşanmayacak mıdır?
- "Şükür" sözcüğünü İngilizce'de nasıl yazarlar; "shukur". Peki, bu bir İngiliz için dert midir? Beñzeri biçimde dilimiziñ kurallarına uymayan sözcükleri yazamıyoruz diye bizim de bir derdimiz olmamalıdır. Çünkü bu damgalar Türkçe yazılsın diye var. Bu da, dile yabancı sözcük girmesine bir kalkan olarak karşı durduğunu gösterir. Yabancı sözcükleri yazabiliyor olmak, evrensellik déğil, o yazı düzeneğiniñ gediklerle dolu olması, bir süre soñra yıpranacağınıñ göstergesidir. 


BA: - Bildiğiniz gibi 'ülkü' sözcüğü çok güzel Türkçe bir sözcüktür ve Frenkçe 'ideal' sözcüğünü birebir karşılar. Ancak bu sözcüğü 70'li yıllarda siyasi bir kesim savsöz olarak kullandığı için toplumun değişik kesimlerinde başka çağrışımlar yaptığından olabildiğince kullanılmamaya çaba gösterilir. Şimdi sizin gibi birlikten, gerçek değerlerden söz eden özverili kişiler bu girişimlerini bu önyargılardan kurtarıp geneli kucaklayabilecek midir? Bu konuda herhangi bir kaygı duyuyor musunuz?
- Şunu diyeyim, tüm ülküleriñ ortasında bir yérde bir varız. Ülküler, siyasetler üstüyüz. Biz, bizim yaptıklarımız toplumuñ kültürel olarak bir devinimidir.


BA: - Göktürkçe abecesini öğretmek dışında yeni araştırmalarınız var mı? Varsa neler?
- Göktürkçe araştırmaları dışında roman çalışmalarımla ilgileniyorum. "Sévilmek İsteyen Kişi" ile ikinci baskısı yayınlanan "Ustan Göñüle" adlı iki romanım bulunmakta. Üzerinde çalıştığım yéñi romanımı da eñ kısa sürede okuyucularla buluşturmanıñ düşünü kuruyorum.

 
Bizim Anadolu
Temmuz-Ağustos 2014

Hatay'da Göktürkçe Kursu

İlk kez Iğdır'da düzenlediğim, daha sonra da 5 kez Bakü'de verdiğim Göktürkçe kurslarını Hatay'da da sürdürdüm. Şimdiye değin ülkülerden (ideolojilerden) bağımsız idi, şimdiyse ilk kez bir ülkü kurumunun düzenlemesi ile gerçekleştirdik. Bu bakımdan Hatay Ülkü Ocakları bir ilk oldu. Ramazan Çağrı Eryılmaz'ıñ aracılığı ile ülkü ocaklarıyla iletişime géçtik, konuştuk tanıştık. Böylece uzun bir yolculuğa çıktık.

Öğreneğimiz (kursumuz) üzerine izlenimlerimi, hem de Hatay'a olan yolcuğulumda başımdan geçenleri de yazacağım. Böylesi güzel günleri yazıya geçirmesen suç işlemiş sayılırım.

Hatay`daki Göktürkçe dersinden bir görüntü.
8 Ağustos - Bakü
Bakü'deki uçağımız yaklaşık 2 saatlik bir gecikme ile kalkınca, Nahçıvan'daki otobüsü de kaçırmış oldum dolayısıyla. Bu yüzden Iğdır'a geçmek için başka yolları denemeye kalkım. Derken yolda bir Macır ile tanıştım; şimdiye değin iki Macır tanıdığım vardı, ikisi da çok nitelikli kişilerdi, sandım bu da öyle. Bu arkadaşın yüzünden geceyi bir parkta geçirmek durumunda kaldık. Onun gibi umursamaz olmayı isterdim; çimenlere uzanmış öylece horlayabiliyor olmayı.

Yeri gelmişken değineyim. İşin özü Iğdır'da epey Macır var; sarışın gök gözlü... Gerçi onların çoğusu Rus, demeli sürgüne gönderilmis Malakanlar. Sorsan; ben Türküm, Azeriyim derler. Eriyip gitmişler artık. Macırlar yeni geldiklerinden, bir iki kuşak da olsa kendilerini biliyorlar.

10 Ağustos - Iğdır
Bugün doğum günüm; 26 yaşıma girdim. Ancak büyük ızdırap, keder ve benzeri kötü duygularla girdim. Çünkü ben, çift sayıları sevmiyorum. Şimdi bütün yıl boyunca 26 diyeceğim, aman Tanrım! Ancak gün içinde ilginç olaylar da yaşadım, günüm biraz eğlenceli oldu.

Eğlenceli olay şu; Iğdır'da kamp yapmış yaklaşık 10 İtalyan plakalı karavana denk geldim. Petrol dükkanının önündeydiler gerçi. Neyse efendim, satıcı ile sorun yaşıyorlardı. Uno lira dedim, gülümsedi, grazie dedi. Ben de o sıra sağ elimi sinemin üzerine vurup eyvallah ile karşılık verdim. Ardınca öbür karavandakiler de geldi, yardımcı oldum. O sıra güleç biri "........ Kars" deyince "ayy nooov, davay go tu Kars, yörüyün gedirik" dedim. Beni öndeki karavana aldılar, Kars'a götürdüm. Emekli teyze, amcalarla takılmak eğlenceli geldi, Tarzanca anlaşsak da... Bizim yaşlıların ölüm ma kıyamet sohbetlerinden bin kat iyi.

Ayrıca değinmek istediğim konuysa; Türkiye'deki arkadaşlarımın ad günün, Azerbaycan'daki arkadaşlarımın ise doğum günün diye yaptığı kutlama sözcükleridir. Değiştokuş yapılması, iyi bir etkileşim olduğunu da göstermektedir.

12 Ağustos - Diyarbakır
Kürtlerin böylesi yoğun olduğu bir ile ilk kez geldiğim için ufak da olsa bir ilginçlik duydum. Gelişmiş bir il yapılanması var, yeni dikintiler, yeni yerleşim birimleri... Ancak tarım topraklarının üzerine yapılanmış olmaları kötü... Ekim, biçim konusunu çok boşvermişler.

Otogardan ayrılırken de başka bir ilginç duruma denk geldim. Bizim aracımıza 13 genç bindi; saçları çeri (asker) tıraşı olmuş, 20'li yaşlarında gençler... Hepsi de buşkulu (heyecanlı) idiler. Urukları (aileleri) de aşağıda alkışlıyor, ıslık çalıyor, ellerini ağızlarına vurarak sesler çıkarıyorlardı. En büyük asker bizim asker sözleri ile çocuklarını havaya atışlarını da söyleyeyim. Çeriliğe gittiği için, Türk ordusuna katıldığı için sevinen Kürt gençleri ma onların urukları.

Beni şaşırtan bir başka olay ise, Iğdır'dan Hatay'a doğrudan bir otobüs bulunması oldu. Yolculuğumu Has Diyarbakır işletmesi ile yaptım. Sunumları çok iyi, nerdeyse 2 saatte bir (her il geçtiğimizde) içecek verdiler. Hatta akşam üzeri dondurma bile dağıttılar. Yine de, hareket halinde iken sürücülerin yer değiştirmesi sıradan bir olaymış gibi karşılandı. 

13-19 Ağustos - Hatay
Antakya öğretmenevine yerleşip biraz olsun dinlendim. Uzun bir yolculuk sonrası su altına girip de, uzanmak gibisi yok. 

Ülkü ocağına gidip başkan Naci Akkaya ile uzunca bir aytıştık (sohbet ettik). Akşama doğru ise ülkü ocağının ortaokul çocuklarına düzenlediği kamp uygulamasının kapanış törenine katıldık. Törene MHP Hatay milletvekili Şefik Çirkin de katıldı.


Ertesi gün ilk dersimize başladık. Kardeşim Cafer de İstanbul'dan geldi. Böylece ders görüntülerimizi çekip kurgulamalarıyla uğraştı.


İlgiden dolayı çok mutlu olduğumu belirteyim. Ders süremizi 1 saat olarak düzenlemiştik ancak, öylesi bilgiye aç gözlerle bakan öğrenciler vardı ki, dersi bölmeye bir türlü kıyamadım. Bu yüzden derslerim çok hızlı geçti de, kimi öğrenciler ikinci günün sonunda adlarını yazmaya başladılar.



Ders saatlarimiz akşam üzeri olduğundan, gündüzleri şehri geziyor, yöresel yemeklerin tadına bakıyordum. Sağ olsunlar, ülkü ocağındaki arkadaşlar beni yalnız koymadılar. Ramazan Çağrı Eryılmaz arkadaşımız da soñ gün epey yédirip, içirdi sağ olsun. Künefesi ünlüdür, bir de burda ye deseler de, İstanbul'da yediklerimden pek bir ayrım bulamadım. Kağıt kebabı, kendilerine özgü dürüm köfteleri, dönerleri... Bunları çok beğensem de, en çok övgüyü haytalı adlı tatlılarına dizerim. Özel kaşığını bile tasarlamışlar. Yeniden Hatay'a gider olur da, haytalı yemeden dönersem kendimi bağışlamam.
Haytalı
Diyarbakır Lice'de PKK'lı anıtı dikilmesine karşın (bu yazıyı yazdığım sıra TSK anıtı çoktan yıkmıştı), ocağın düzenlediği eyleme katıldıktan sonra, akşam son dersimize geçtik. Katılımcı arkadaşlara bitirme sınavı yaptıktan sonra, geçer not alanlara bitirme belgelerini verdik.





Hatay'dan çok güzel duygular, çok olumlu izlenimlerle ayrıldım. Cafer'in de dediği gibi, burası sanki İstanbul'un bir ilçesi. Çok tanıdık, çok içten bir yerleşim birimi. Kendimi hiç yabancı bilmedim. Sanarsın 40 yıllık Hataylıyım. 
Cafer ile birlikte konakladığımız öğretmenevinin önünde.
20 Ağustos - Iğdır
Bugün kendimi hz. Yusuf gibi bildim. Şöyle oldu; köy arabasına bindiğimizde, ne hikmetse nerdeyse tümü kadın yolculardı. Boş yere geçtikten sonra yaşlı bir kadın ne yaraşıxlı oğlandı dedi, sonra yanındaki heye vallah diye sürdürdü. Derken orta yaşlı bir Kürt teyze, yanımdaki kız arkadaşıma dönüp bu senin eşindir diye sordu, o da dalgasına evet dedi. Kadın sen yalan söylersin, oğlan gözel, seni niye alsın dediğinde gülümsedim, sonra bizimki ile güzellik konusunda tartıştılar. Bir iki maşallah ile olay bitti. Yokluktan olsa gerek tüm bunlar.

21 Ağustos - Nahçıvan
Nahçıvan uçağındaki 23 çocuktan söz etmeyeceğim; yoo, yoo... Nahçıvanlıların nüfusu artırarak yeryüyüzünü ele geçirme politikalarını artık biliyorum. Hem alıştım da, umursamıyorum. Benim sözünü etmek istediğim, yanımda oturan 33 yaşındaki genç Nahçıvanlının, Iğdır harasıdı ki diye bana sorduğu sorudur. Kendimi, yeşil kartını yitirdiği için kolundaki bileziklerden birini bozdurmak durumunda kalan bir abla gibi şaşkın biliyorum.

22 Ağustos - Bakü
Gece geldiğim Bakü'de, 4 saatlik uykunun ardından kalkıp sınav notlarıma son kez göz attım. Günün ilk sınavı bizeydi, yetişdim de. Hem güzel bir sonuç aldım.

Tanrı'ya kutkıvanç olsun, 2 yedigüne (haftaya) sığdırdığımız bu çalışmalarımızda bir eksiklik olmadı. Tüm işlerimiz yolunda gitti, tüm planlarımız aksamadan gerçekleşti. Hem Hatay'ın güzel kişilerini, hem de Akdeniz'i tanımış, görmüş oldum.