Soñradan Türeyen Sesler Üzerine

Dilimiziñ şöyle bir özelliği var; c, ğ, j, l, m, n, r, z sesleriyle başlayan öz sözcük olamaz. Bunuñ nedeni; bu sesleriñ Türk diline soñradan katılmış olmalarıdır.

Latin damgalarında /ç/ sesi /c/ 'den soñra gelmektedir. Bunuñ yanısıra /c/ damgasınıñ altına eklenen çentik ile simgelenmektedir. Böyle olması, /ç/'niñ soñradan türemiş bir ses gibi algılanmasına neden oluyor. Oysa, öz olan /ç/'dir. Yumuşayarak ortaya çıkanı ise /c/ 'dir. Söz başlarında yumuşamaya pek denk gelinmediği için de, /c/ ile başlayan bir iki söz dışında geriye kalanların tümü yaddır.

Yumuşak g /ğ/, /g/ sesinin yumuşamış, yok olmuş biçimidir. Türkiye Türkçesinde kendinden önceki ünlüyü uzatmakta kullanılır. Yazı birliği için damgalıktan çıkarılmamıştır. Yoksa, ağaç yerine aaç, boğa yerine booa yazacak, en azından Azerbaycan Türkçesi ile arayı açacaktık. Gérçi Gagavuzlar, Lâtin yazısına geçtiklerinde /ğ/ sesine yér ayırmadılar, bizle de arayı açtılar.

İçinde /j/ olan sözleriñ tümü yad kökenlidir. Dilimize katılan eñ soñ sesdir kendisi. Her ne denli batıda kendine yér édinmişse de, iç ve doğu Anadolu'da /j/ sesi yérine /c/ déndiği bilinen gérçektir. Örñeğin candarma sözü...

Türk damgalarıñdan kesin bildiğimiz /l/ sesi, el'e benzetilerek türetilmiştir. Dilimize soñradan girip girmediği konusunda kesin yargım yok ancak, bu sesle başlayan sözcükleriñ hiç biri bizim déğildir. Hatta /l/ sesiyle sözcük başlamaz kuralı öylesine benimsenmiştir ki, yad sözler bu kurala uydurulmaya çalışılmıştır. Çalıştırılmıştır dérken, birileri kendi keyfine göre yapmıyor bunu kuşkusuz. Bunu yapan, Türkçeniñ doğal dil yapısıdır. Anadolu kişisiniñ ayrımında olmadığı dil bilincidir. Bu yüzden limon yérine ilimon démek yañlış konuşma déğil, olması gerekendir.

Eskiler çadır kurar, içinde yaşarlarmış. Onlarıñ ev'leri öyleymiş. Damga oluştururken de, /ev/ damgasını çadıra benzetmişler. Başında bir çatı, alt kısmında da destekleri. Damgada da olduğu gibi böyle. Bilmemiz gereken; günümüzdeki /v/ sesiniñ /b/ sesinden dönüştüğüdür: eb > ef > ev. Ancak ilgimizi çeken, /m/ damgası için çok uğraşılmaması, /b/ damgasınıñ yan yatırılıp olduğu gibi kullanıma sokulmasıdır. Dudaksı sesleriñ (b, m, p) çıkış yérleri bir olduğundan bunlarıñ kendisi arasında géçişleri olur; dilbilimde de nöbetleşme dénir buna. Örñeğin ben dériz ancak Azeriler men der. Bin dériz ancak kimi eski yazmalarda min biçiminde de görürüz. Bu tür birkaç istisna dışı /m/ ile başlayan sözler bizim déğildir. Örñeğin maliye, manzara, mağaza...

Soñradan türeyip türemediği konusunda kesin yargı véremeyeceğim seslerden biri de /n/ 'dir. Ancak kesin olan bu sesle başlayanlarıñ, "ne" ve türevleri "neden, neyse, nasıl (ne asıl), nerede" dışında tümünüñ yad sözcük olduğudur. Bu sıradışılığın nedeni, günümüzde yitmiş olan /ny/ sesidir. İspanyolcada /ñ/ damgası ile varlığını sürdürmektedir.[1] Bu yüzden bu istisna dédiğimiz sözler eskiden; nye, nyeden biçiminde idi. Böyle bakınca istisna démek yañlış oluyor bir bakıma.

El damgasınıñ kollarından aşağı çekilen küçük çentiklerle /r/ damgası türetilmiştir. Bugün için bile r~l değiştokuşlarından söz édebilmekteyiz. Örñeğin otururlar yérine oturullar déyişi gibi. Doğu illerimizde ulayı Azericede böyle çok sayıda örñekleri vardır. Bunuñ yanısıra, /r/ sesi ile olan yad sözcükler de, tıpkı /l/ sesinde olduğu gibi başına /i-ı/ ekle, kullan kuralına göre söylenmektedir: ıramazan, iradyo...

Soñradan türeyen ancak kendisiyle söz başlatan seslerden biri de /ş/ 'dir. Eski yazmalarımızda türlü türlü gördüğümüz /ş/ damgası, Orkun yazıtlarında açıkça /ç/ damgasınıñ 180 derece dönderilip ortasına çekilen doğrusal bir çizgi ile oluşturulmuştur. Aynı sözü /l/ damgasından da türemiştir diye yineliyebiliriz. Ancak daha olası köken /lç/ sesiniñ evrilmesi ile oluştuğudur. Balç > baş örñeğinde olduğu gibi géçişi bitiren sözlerin yanısıra, alç + ak : alçak, alçaguluk (alç>aş) > aşağuluk > aşağılık gibi eski biçimini de koruyan sözlere ek olarak géçişe uğramayan ölç, yalçın gibi sözcükler de bulunmaktadır. Géçiş olsaydı ölç sözcüğü öş, yalçın sözcüğü de yaşın olacaktı.

Nedendir bilinmez, belki de bir akımdan dolayı olmuştur; sözcük sonuñdaki /r/ seslerini arı gibi vızıldatmak. Böylece, Ana Türkçe'de *höör [2] olan sözcük Eski Türkçe dédiğimiz Orkun yazıtlarınıñ yazıldığı dönemlerde ööz biçimini alır. Günümüzdeki öz sözcüğüdür bu.

Turfan yazmalarında kullanılan /z/ damgası, ara géçişin eñ açık kanıtıdır.[3] Açıkça /ar/ damgasınıñ sağ kısmından yukarıya doğru bir çizgi çizilmiş soñra sola doğru kıvrılmıştır. Soñraki yazmalarda ise, /ar/ damgasının yine sağına ancak bu kez aşağıya doğru çizgi çekilmiş ne var ki kıvrılma yapılmamıştır. Böylece eñ soñ biçimini almıştır.

Bediz 1 : Turfan yazmalarında kullanılan, ara géçiş örñeği olarak vérilebilecek damgalar.

Soñradan ortaya çıkan seslerin simgelenmesi için oluşturulan damgalarda çok da özenilmediğini, o sesi andıracak başka bir neñin simgeleştirilmediğini görüyoruz. Bugün Lâtin damgalarınıñ orasına burasına çizgiler, beñekler eklenerek nasıl yéñi damgalar türetiliyorsa eskiden de o biçimde türetmişler. Bir damgayı yan yatırmışlar yéñi sesi karşıla démişler, bir başkasınıñ ortasına çizgi çekilmiş, bir başkasına ise beñek eklemişler. Örñeğin Turfan yazıtlarında /es/ damgasınıñ üzerine bir beñek eklenerek /ş/ sesiniñ karşılandığını görüyoruz.[3]

dipçe:
[1] Bizimkinde /ng/ sesini vérmek için kullanılıyor.
[2] Çok eskiden sözcük başlarında /h/ sesi de vardı. Ne var ki, köylü dili dédiğimiz yérlerde yaşamını sürdürmekte... Anahtar añlamına gelen açar sözü haçar, şimdi añlamına gelen indi sözcüğü hindi biçiminde söylenmektedir.
[3] Damga kökenleri için şu bağlantıları inceleyiñiz:
http://kokturukce.blogspot.com/2009/07/turfan-yazmalar-icin-okuma-denemeleri.html (ara géçiş örñeği olarak bu yazmada kullanılan /z/ damgası incelenebilir)
http://kokturukce.blogspot.com/2008/09/gktrk-yazlarnn-harflerinin-kkeni-4.html
http://kokturukce.blogspot.com/2009/05/orkun-damgalarnn-birbirine.html
http://kokturukce.blogspot.com/2009/05/at-damgasnn-kokeni-uzerine-calsma.html

2 yorum:

Anonim dedi ki...

gökbey bey, iki ses için ekleme/eleştiri yapmak istiyorum:

(1) "ğ" sesi. "ğ" kullanmasaydık azerbaycan türkçesiyle arayı açacaktık demişsiniz ancak doğuya gittikçe, altay, tuva, saka türkçelerinde ğ sesinin kullanılmadığını görüyoruz (oğul-ool gibi).

(2)"j" sesi de tümüyle yad kökenli değil sanırım. anadolu türkçesi için bile çeşitli yörelerde özellikle "c" sesinin yerine kullanılmakta. ama asıl, kökene bakacaksak, yine doğuya gidersek, ilk aklıma gelen kazak türkçesinde "y" sesi yerine ve ayrıca kimi sözcüklerin baş kısmında kullanılıyor (jığlamak=ağlamak gibi). öte yandan "y" sesi, bildiğiniz gibi "j" ve "c" seslerini içeren sözcüklerin anadolu'ya doğru değişmiş halidir (jürek>cürek>yürek gibi)

Gökbey Uluç dedi ki...

Bugün Gagavuzlar da, doğudaki kardeşlerimiz gibi /ğ/ sesini söylemiyorlar. Latin damgalarına géçerken de bu damgayı kullanmama yargısına vardılar. Soñuç olarak bugün "ağaç" yerine "aaç", "eğlence" yerine "eelence" yazıyorlar. Araya açtılar bizimle.

/j/ sesi için yaptığıñız eklemeler için de varolunuz efendim.