ağızlar lehçeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağızlar lehçeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?

Türkçe'yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.

Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul'unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul'daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara'nıñ alınması gerekirdi, sonuçta baş il idi. Bugün Yörüklerin ağzı ile konuşuyor, yalnızca onlarıñ dilinde kalmış geñizcil n sesini de âbecemizde yaşatıyor olacaktık.

Dile duyarlı biriniñ yanıñda geliyom, gidiyon dediğinde demeli Yörük ağzında konuşmaya çalıştığında hemen sert çıkar; Ne biçim konuşma, dilin içine ediyorsun! diye uyarı verir. Iğdır ağzında yaptığım konuşmalardan söz etmek bile istemiyorum, karşı tarafın alaycı devinmeleri ile sözleri gerçekten üzücü boyutta. Öyle bir durum olmuş ki artık Iğdır dışında sürekli kendimi kasarak İstanbul ağzıyla konuşmaya, sözümona kırıtmaya[1] çalışıyorum.

Şimdiki öy eki -yor'un kökenini bilsek, bunlar olmayacak azı daha seyrek olacak. Söz başındakı t > d dönüşümleri Türkçeniñ bir kuralıdır. Bu yüzden Irk Bitig'iñ 24. ırkında geçen tileyür sözcüğü bugün kullandığımız diliyor sözcüğü ile birdir. Tıpkı temür > demir, tıl > til > dil sözcüklerinde olduğu gibi...

Eski dilde vâr olan bu -yür ekiniñ kökeni yörü- den gelir. Orkun yazıtlarından da bildiğimiz gibi /ü/ ile /ö/ sesleri ayırt edilemiyordu. Batı illerimizde ulayı Özbeklerde buna benzeyen bir kullanım bulunmaktadır; gelip turıng. Dur sözcüğünüñ eskin biçimi olan tur- söz konusudur burada... Oğuz dillerinde yörür önceleri ayrı denirmiş, soñraları kökleşmiş, her bir ağızda türlü biçimleri bitmiş. Örñeğin Kafkas Türkçesinde[2] şöyle bir değişim süreci izlemiş;

gele yörür > geleyör > geleyür > geliyir > gelir


Bir süre soñra yörür sözcüğü ekleşiyor ulayı kısalmaya uğruyor. Önceleri -ür kısmını yitiriyor, ardından -yör de kalan ünlü /ö/ sesi Oğuz dillerinde bir bir değişiyor. Anadoluda kalınlaşıp -yor olurken, Türkmenlerde -yAr oluyor. Gagavuzlarda /y/ sesi de düşerek -Ar biçimini alıyor. Eñ düzgünü Kafkaslarda yaşanıyor, her ünlü için bir biçimi oluşuyor; -Xr, -yXr gibi olağan derecede güzel yeñi bir ek olmuş oluyor. Yeri gelmiş iken demeden geçmeyeyim; ortak bir Türk dili oluşturulacaksa şimdiki öy eki olarak Kafkaflarınkınıñ alınmasını isterim, bu yönde çıkış ederim.

Yörü- sözcüğü nasıl olur da ek olur? Gibi bir düşünce oluşabilir usuñuzda; bunuñ beñzer örñekleri günümüzde yaşanmaktadır. Bu bir gelişim olduğundan, yaşanmaması ne kötü olurdu. Bilim sözcüğünü ele aladım. Bu yeñi bir kavram, daha bir yüzyıl bile olmadı oluşalı ançıp bugün için ekleşme sürecinde de görmekteyiz kendisini... Kimse gök bilimi demez gökbilim der, añlam bilimi demez añlambilim, dil bilimi değil dilbilim der; hatta dilbilimsel gibi bir sözcüğü betiklerinde kullananları da görmekteyiz. Bu, gün gibi aydın görünen bir olaydır; -bilim artık ekleşmiş bir sözcüktür. Kim bilebilir, ileride -im kısmı düşüp yalnızca -bil olarak kalmasın! Dilbil, añlambil, gökbil...

Soñ yıllarda geliyo, gidiyo gibi kullanımların arttığını, gençler arasındakı yazışmaların dışına çıktığını biliyoruz. Yazın diline geçeceğine kuşku yok, şimdilik reklamlarda, ürün uramlarında demeli sloganlarında görüyoruz. Buna sorun gözüyle değil de gelişim gözüyle bakıyorum. Söz soñuñdakı /r/ düşümü dilde sürekli yaşanmaktadır. Azericede -dXr ekiniñ geldiği tüm sözcükler -dX biçiminde bitirilir. Ne var, yazı dilinde böyle yazmak yañlış sayılmaktadır. Gagavuz Türkçesiniñ iki kolundan biri olan güney kolunda geliyi, gideyi gibi konuşulmaktadır. İlginizi çekti mi? Geliyir, gideyir sözcükleriniñ /r/ ’siz biçimi bunlar. Demeli söz sonundakı /r/ düşüyor tıpkı geliyo, gidiyo gibi.

Göñül isterdi; yörü- sözcüğü Kafkaslarda olduğu gibi olsaydı tüm lehçelerde, ne uyumlu olurdu. Ançıp Anadoluda kalınlaşmış -yor biçimini almış. Bu dil ölü olmadığı için sürekli kendine geliştirmek istediğinden durmamış, kısalmayı sürdürmüş. Gidiyorum diyenlere nere gidiyon demiş. Nereye varıyorsun olmuş havaryon: hara (nere) varıyorsun (varyon)

Bunlar dilin gelişimidir, bu nedenle her bir ağızda konuşulan bildik, arı Türkçedir. Yörükleriñ ağzı ortak ağız seçilseydi, kimbilir İstanbul ağzını eleştirenlere yazıyor olacaktım. Kuşkum yok; İstanbul ağzına da diyeceklerdi çox uzadıyon sözü...


Gökbey ULUÇ
____________
[1] Iğdır'da İstanbul ağzı ile konuşmaya çalışanlara söylenen söz, damga.
[2] Azerbaycan, İran ulayı Ardahan, Iğdır, Kars gibi yerleşim bölgelerinde konuşulan Türk diline verdiğim geñel ad.

Türk Dillerindeki Ayrım Neden Oluştu?

Iğdır'da Türkçe konuşan biri Astana'da, Taşkent'de konuşan birini anlamakta zorluk çeker. Oysa her ikisi de aynı dili konuşmaktadır. Peki, ne oldu da araya ayrımlar girdi, anlaşılmazlık doğdu?

İşin özünü incelediğimizde, nedenin çok masum olduğunu görmekteyiz; yorum ayrımı, bakış açısı.

Çakmağın kibritten daha önce bulunduğunu biliyoruz. Çünkü çakmağın bulunuşundan birkaç saniye sonra od demeli ateş bulunmuştur. İki nesneyi birbirine sürtüp, sürtünme ısısı ile od çıkarmanın daha önce olduğu söylenebilir. Ancak bu çok uzun sürdüğünden ilk önce çakmak taşlarının kullanılması daha usa yatkın duruyor. Gelelim o dönemki soydaşlarımızın bu işe nasıl ad verdikleri konusuna... Bunu bir öyküleme yaparak anlatmak istiyorum.

Dönemin geniş bozkırlarına yayılan Türklerden iki öbek varmış. Bunlardan biri kızıl çadır öbürü de ak çadır kullanırmış. Gün gelmiş çakmak taşını bulmuşlar. Kullanımının yararlı olduğunu gördükten sonra toplum arasında yaygınlaştırmışlar. Ançıp bu aygıta bir ad vermek gerekiyormuş. Ak sakallar kurulu toplanmış. Kızıl çadırlı Türkler söz almış;

- Biz bu taşları birbirine çaktık, kıvılcım çıktı. Öyle ise bunun adı çakmak olsun. Hem I. Yemek Adları Kurultayı'nda¹ ana-bacılarımız dolma, sarma, kıyma gibi eylem köklerini kullanarak adlandırma yapmışlardı. Bu adlandırma geleneğini sürdürelim.

Karşı çıkan ak çadırlıların başı ayağa kalkmış;

- Olmaz! Bunlar elimizdeki nesneleri yakmaya yarıyor. Bu nedenle bizim önerimiz; yandıran'dır.

Bu iki öbek anlaşamamış ançıp önerdikleri sözcükler günümüze değin kullanılıp gelmiş. Kızıl çadırlılar Anadolu'ya göç edip gelmiş, ak çadırlılar da Kafkaslara... Türkiye'de çakmak olarak kullanılan sözcük, Azerbaycan'da yandıran olarak bilinmiş. Böylece aynı nesnenin aynı ulusca iki ayrı adı olmuş.

Yukarıdakı kısa öykülemede, sıradan bir örnek verildi. Aynı us yürütümü tüm sözcükler için geçerlidir. Biri "bilgisayar" demiş öbürü "olmaz, özgün adı kompüterdir biz de öyle demeliyiz" demiş. Biri "şofben" demiş öbürü "olmaz bu suyu kızdırıp ısıtıyor adı da su kızdıran² olsun" demiş. Böyle sürüp gitmiş ulayı gitmektedir de...

Gökbey ULUÇ

________________
[1] Böyle bir kurultay hiçbir oğur olmadı.
[2] Azerbaycan'da şofben için kullanılan sözcük.