göktürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göktürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Göktürkçeniñ Çağdaşlaştırılması Üniversite Tv'de

Göktürkçeniñ çağdaşlaştırılması ve günümüzde kullanılması için yaptığımız çalışmaları Üniversitesi Tv'niñ canlı yayınında kamuoyu ile paylaştım. 

29 Temmuz 2023'de Duygu Günbay'ıñ konuğu olarak Türk Dili Derneğimizi, amacımızı, étkinliklerimizi ve özellikle de damgalarımızıñ çağdaşlaştırılmasıyla ilgili soruları yanıtlayarak bilgilendirmede bulundum. Yéñi gelecek soruları da yanıtlamak isterim. 



Türk Damgalarınıñ Çağdaş Kullanımı

Arasıra géñelağ ortamında denk geliyor, çok séviniyorum. İlk yaptığım da, oracıkta bilgisayarıma yüklemek oluyor. Başka bir sözle, derleme yapıyorum. Ulaşabildiklerimden olur da istiyorum ancak, ulaşamadıklarım da, beni bağışlasın.

Beñzeri olarak, şu başlıkları da inceleyebilirsiniz:
Günümüzde Türk Âbecesiniñ Kullanımı
Yurtdışında Türk abecesi (Orkun - Göktürk alfabesi) kullanımı
Günümüzde Türk abecesinin kullanımı (derleme)
Göktürkçe Dövmeler






Görüntülü Göktürkçe Dersleri - 3

20.02.2013'deki ders görüntülerini içerir.

3. Ders: Yazım Kuralları


Göktürkçe Öğreneğiniñ Soñucu

Türk damgalarını öğrenmek istediğinizde, bunu nice yapacağınızı bilemezsiniz. Çok kısıtlı kılavuzlarıñ olduğu bu ortamda, bocalamadan su üstüne çıkamayacağınız acı bir gérçek olarak karşınızda durmakta.

Kılavuz eksikliğinden azı yétersizliğinden yakınılan dönemlerde Yavuz Tanyeri'niñ anıkladığı belge, kurtarıcı görevini üstlendi.


Yéñi yazılan kılavuzlarıñ niteliğine sözüm yok ancak değinmek istediğim yér, kılavuzlarda kuru kuruya kurallarıñ añlatılmış olmasıdır. Öğrenmeye başlayacağız ancak hangi damgadan? Bunuñ yanıtını bilmiyoruz?

Böyle bir sorunuñ olduğu dönemimizde, sévindirici bir deneyim yaşadım. Kışın benden görüp heveslenen kız kardeşim Begüm'e, birkaç damga öğretmiştim. O hevesi içinde saklayıp, kendinden küçük Ayla'ya da aktarınca, yaz tatilinde ikisi de damgaları öğrenmek istediklerini söylediler. Pek yanaşmasam da, diretmelerini es géçemedim. Böylece 2 kişilik Göktürkçe Öğreneği'ni de başlatmış olduk.


İlk başlarda pek önemsemiyordum ancak bu deneyimiñ bir fırsat olduğu yargısına vardım. Böylelikle günlük öğretme sırasında yaşananları günlüğümde tutmaya başladım.

İlerleyen günlerde öğrencim sayım artıp 6'ya dek çıktı. Başarılı bir biçimde bitirdik.

Artık, çocuklarıñ öğrenme sırasında neler yaşadıklarını biliyorum. Günlük dipçelerimi, çocuklarıñ bétlekleriniñ taramasını aşağıda paylaştım. Bir kılavuz anıklanacaksa, uzmanlar bu deneyimlerimizden yola çıkabilirler.

BELGELİK
Çocuklara Göktürkçe Öğretme Günlüğü
Özgün günlük kayıtları
Ayla'nıñ Bétleği - 1
Ayla'nıñ Bétleği - 2
Ayla'nıñ bulmacası
Ayla'nın süslü damga çalışması
Begüm'üñ Bétleği - 1
Begüm'üñ Bétleği - 2
Begüm'üñ bulmacası
Begüm'üñ süslü damga çalışması

Yalın Damgalarıñ Adlandırılması

Damgalarda ince, kalın ayrımı olması ile adlandırmalarınıñ bu töz üzerine kurulu oluşu, yalın olan damgalarda ince olarak mı, yoksa kalın olarak mı adlandırılmalı diye bir sorunuñ ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Çocuklara damgaları öğretirken[1] de yaşadığım bu sorunu, iki ad ile çözmeye çalışsam da, işe yaramadığını, daha da karışıklığa yol açtığını gördüm. Örñeğin /ş/ damgası için hem , hem de damgası olarak belirtme yaptığımda, çocuklarıñ bu damgayı bir süre soñra aşeş olarak adlandırdıklarını görmüştüm.

Uyumluluk olması için tüm yalın damgaları kalın azı ince olarak niteleyip işiñ işiñcen çıkıbilirdi. İnce olarak nitelediğimizde, kökü ant'dan gelen /nt/ damgası ent olacak, türetilmesiniñ bir añlamı kalmayacaktı. Kalın olarak nitelendiğimizde ise, /m/ damgası am diye okunacak, toplumda uygun karşılanmayacaktı. Çok büyük bir sorun olmasa da, /m/ damgasınıñ adlandırılması başlı başına bir sorun olarak duruyordu.

Bundan ötrü, yalın damgalarıñ adlandırılması üzerine bir çözüm geliştirdim. Damgalar, kökenlerine göre adlandırılacaklar.[2] Böylece hem kökeni bilinecek, hem de adlarıñda ikileme yaşanmayacak.

/nt/ damgası: Kımız kabına damlatılmış kan damlacıklarını simgelediği için adı ant olarak okunacak.

/lt/ damgası: Kökü kesin bilinmese de, alt olarak okunması daha doğrudur. Elt diye añlamlı bir kavramımız olmadığından, eñ azından alt olarak bir sözcüğüñ yérine géçebilir.

/ny/ damgası:  Türetimi /an/ damgası üzerinden olduğu için any okunacaktır.

/nç/ damgası: Bunuñ türetimi de /an/ damgası ile ilişikli olduğundan anç olarak okunacaktır.

/ñ/ damgası: kavramınıñ betimlenmesi olduğundan eng olarak okunacaktır.

/m/ damgası: Soñradan türeyen /m/ sesi, dönüştüğü /b/ sesini karşılayan /eb/ damgasınıñ yan yatırılarak, daha doğrusu 90 derece sağa yatırılmasıyla oluşturulduğundan dolayı, em olarak okunacaktır.

/ç/ damgası: Aç- eylemini betimlediğinden olarak okunacaktır.

/z/ damgası: Türetimi /ar/ damgası üzerinden olduğu için az olarak okunacaktır.

/ş/ damgası: Türetimi /el/ damgası üzerinden olduğu için olarak okunacaktır.

/p/ damgası: Bu damga için kesin sözüm yok, ap da dénebilir ep de. Bir yére dayandıramıyorum.

Bu yöntemi yéñi türetilen damgalar[3] üzerinde de uygulamayı sürdüğümüzde;

/c/ damgası: /aç/ damgasıñdan geldiği için ac,

/h/ damgası: /ak/ damgasıñdan geldiği için ah,

/f/ damgası: Fışkır- eylemini betimlediği için fı, fış diye okunabilir. Uyumlu olsun diye af azı ef de dénebilir. İkisi arasında séçim yapamıyorum.


dipçe:                          
[1] http://kokturukce.blogspot.com/2011/07/cocuklara-gokturkce-ogretme-deneyimi.html
[2] http://turkcesivarken.com/turk-damgalarinin-kokeni/
[3] http://kokturukce.blogspot.com/2011/04/yeni-damgalar-yeni-yaz-duzeni.html

Türk Damgalarınıñ Dile Yararları

Türk damgaları, Türkçe yazmak için yaratıldığından katı kuralları vardır. Bundan ötrü dil yapısını sıkı sıkı koruma altına almıştır. Türkçe'niñ ses kurallarından kesinlikle ödün vérmez. Yad sözcükleriñ Türkçe'ye girmesi olanaksız bir durum alır. Yurt dışında ortaya çıkan yéñi bir kavram, Lâtin damgalarınıñ olduğu dönem elini kolunu sallayarak girerken, Türk damgalarınıñ olduğu dönem bunu yapamayacak, zorunlu olarak öz dilden bir karşılığınıñ üretilmesiñe yönlendirecektir. Nedeni, yad sözcükleri Türk damgalarıyla yazmak çetin, dahası olanaksızdır.

Bunlarla birlikte bu damga düzenine géçmeniñ eñ büyük getirisi, ulus olmanıñ bilincini doya doya yaşatması olur. Kendimize ait olan bir yazı düneni démek, gérçek bir ulus olduğumuzuñ kanıtıdır.


Damgalarıñ yararları konusunu biraz daha düşündüğümde şu başlıklar usumdan géçti:

Anımsatır: Lâtin damgalı herhangi bir yazı görüldüğünde doğrudan Avrupalı usa gelmektedir. Çin damgaları görülünce, bétin Japonca bile olsa tezden uslara Çin gelir. Arap damgaları da Arapları çağrıştırır, Osmanlıca yazılmış bir bétin olsalar da... Bu yüzden damga éşittir kimlik démek doğrudur. Yazıya göz ucu ile bakıldığında Türkleriñ usa gelmesi için kullanılmalıdır.

Dili korur: Türkçe için yaratıldığından Türkçeniñ tüm kurallarını savunur, onları korur. Ödün vérmez. Eñ sıradan örnek, ünlü uyumuna girmeyen Ali adı bile yazılamamaktadır. Eli azı alı yazabilirsiñiz. Böylece dile girmeye çalışan yéñi bir kavram olduğunda yazılamayacak, öz dilden karşılık türetilmesine neden olacaktır.

Ortak dili yansıtır: Ünlüler değme durumda yazılmadığından ortak Türk diline hizmet éder. Unuturum ile unutaram sözcükleriniñ yazımı birdir. Ancak okuyanıñ kimliği, bakış açısı ile ayırt edilebilir. Bir Türkiyeli unuturum dérken, Azerbaycanlı unutaram diye okuyacaktır.

Kolay öğrenilir: Damgalarıñ her biriniñ bir köken açıklaması olduğundan usta kalıcıdır. Bunu 8 yaşındaki kardeşim üzerinde denedim; iki saat içinde sözlem yazmaya başladı. (bak: http://kokturukce.blogspot.com/2010/03/8-yasndak-kz-kardesim-begumun-kendi-el.html)

Hızlı yazılır az yér tutar: Ünlüler her durumda yazılmadığından hızı artıracak, daha az yér kaplayacaktır. Ancak sözü 5 lâtin damgası ile yazılırken Türk damgaları ile bu sayı 2'ye inmektedir.

Dilbilimi sévdirir: Sözcükleriñ köken açıklamasını anlaşılabilir kılar, Türkçe'ye ilgi doğurur. Böylece gencler dili séver, bir bakıma dilbilime ilgi duyarlar, dilimizi geliştirirler. Örñeğin oktay sözünüñ ok, at ve ay damgalarıñdan geldiğini bilmek, ilgi yaratabilir.

Yad adlarıñ yazımındakı çelişkiyi kaldırır: Bambaşka bir düzenek olduğundan yad dildeki özel adlarıñ okunduğu gibi yazılmasını sağlar, lâtinda yaşanan çelişkiyi köküñden siler.

Göktürk Damgaları Atlası

Şu bağlantıda tanımını yaptığım bétikte yér alan damgalar atlasını paylaşayım dédim. Yalnızca Talas, Yénisey ile Orkunda kullanılan damgalara yér verilmiş ancak iyi bir derleme...

gök-kök, taban-tavan sözcükleriniñ irdelenmesi

Eski Türkçeden günümüze kimi ses dönüşümleri olmuştur.
Konumuz gereği, k>g ilen b>f>v dönüşümlerini ele alacağım.

TT'de kullanılan gök sözcüğünün özü kök'tür. Orkun tamgaları ile bu biçimde yazılır : eküök

Günümüzde ise kök ayrı bir söz, gök ayrı bir söz. Hatta anlamca karşıt sözcükler durumunda... Biri alt tabakayı, öteki üst tabakayı anlatmak için kullanılır.

Bu duruma çok benzeyen bir örneğimiz daha var; taban, tavan sözcükleri...
Özünde ikisi de aynı tamgalar ile yazılır : ataban
b>v dönüşümü ile taban>tavan olur. k>g dönüşümü ile kök'ün gök oluşu gibi...

Anlam bakımından iki sözcük de, karşıt durumdalar. Taban sözcüğünüñ Türkçe kökenli olduğunu biliyoruz ancak tavan için kökü belirsiz deniyor.

Oktay ile bu konuyu konuşurken, tag (dağ) sözcüğündeki ta+ köküne ilişkin sözler etti. ta+ yüksekliği , yükselmeyi belirtiyorsa sorunumuz yoktur. Nitekim gök/kök sözlerinde olduğu gibi özgür çağrışım ile 15. yy'larda ortaya çıkmış olabilir.

Ses dönüşümleri incelersek;

yabaş > yıwaş (Başkurtça) "yavaş (TT)"
bag > baw (Başkurtça) "bağ (TT)"
kabış > kawış (Başkurtça) "kavuş / kavuşmak (TT)"
tag > taw (Başkurtça) "dağ (TT)"
.... gibi,
taban > tawan > tavan olur.

_________________
dipçe :
TT : Türkiye Türkçesi

Oktay Doğangün'ün yorumu:
Şimdi bazı düzeltmeler yapılası...

gök ile kök Eski Türkçede de ayrık sözcüklerdir, serbest çağırışımla soñradan çıkma değiller:

TT gök <>göğ <>kȫk <>*kȫ- "kalkmak, yükselmek"
Bu sözcük uzun /ö/ ile yazılır. Burada zaten uzun ünlüden dolayı soñsesteki /k/ yumuşamış ve /ğ/ olmuştur. Orkun-Yeñisey abecesinde keöök biçiminde yazılır(Orkun yazıtlarında uzun ünlüler gösterilmediği için diğer sözcükle aynı yazılır). Osman Nedim Tuna ve Talat Tekin'iñ kandırıcı örñeklerle gösterdiği gibi ök damgası öncesinde ö damgası alıyorsu /ö/ uzun okunur[1].

TT kök <>kök < *kö- "dipe varmak"
Bu sözcük kısa /ö/ iledir. Burada zaten uzun ünlü de olmadığı için neñ bir (herhañı bir) yumuşama Oğuz Türkçesiniñ neñbir (hiçbir) evresinde bulunmaz. Orkun-Yeñisey damgalarıyla keöke biçiminde yazılır.

Benim söz ettiğim tā- "yüksek/heybetli olmak" köke de uzun ünlülüdür. Bu kökten tāg "dağ", tām "dam, duvar" gibi örñekler gösterilebilir.

taban sözcüğü uzun ünlülü tāpan sözcüğünden gelir. Olasıca tāp- "yere kapanmak" sözcüğüne dayanır. Orkun-Yeñisey abecesinde taapan biçiminde yazılır.

Ancak tavan sözcüğünüñ kökeni bilinmiyor çünkü 16.yy'da kaydedilmiş. Ben şöyle bir kökenleme önermiştim:
tavan < *tāwan < *tāğan < *tagan < *tā- "yüksekte olmak".
Böyle bir ses dönüşümü olası. Ancak bu önerideki tüm sözcüklerde * imi var, demeli (yani) neñ (hiçbir şey) belli değil.


Dipçe.
[1] Talat Tekin, "Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler", Ankara 1995.

Türük Sayılarıyla Ögletik İşlemleri

Türük Sayılarıyla Ögletik İşlemleri

Köktürükçe, sağdan sola yazıldığı için sayıtları da sağdan sola yazılmakta azu işlenmektedir.

İlk betizde, köklü sayılar ile ilgili bir sorunun çözümü bulunmaktadır.

İkinci betizde ise, "logaritma" üzerine bir sorunun çözümü vardır.



dipçe :
-----------------------
betiz : resim
sayıt : rakam
ögletik : matematik
azu : ve

Göktürk Yazılarının (Harflerinin) Kökeni

Güncellenmiş yéñi yazı için tıklayınız: 
www.turkcesivarken.com/turk-damgalarinin-kokeni


Altın Giysili Adam azu Türk Yazısının Kökenleri

Türklerin ilk yazılı belgeleri olarak bilinen Orkun Yazıtları, ulusal abecemizin kökenini 6. yy'a dek götürüyordu. Ne var ki; kökenimiz çok daha eskiydi. Sonradan bulunan Yenisey ilen Talas Yazıtları kökenleri çok eskiye dayandırıyordu.

Bu kadar gelişmiş bir abece, her yazımda tek kuralından ödün vermeyen bu abecenin gelişim süresi uzun olmalıydı, 6-7. yy'dan daha eski olması bekleniyordu ancak bunu kanıtlayacak belge bulunamıyordu.

1970'lerde yapılan kazılarda aranan bulunmuştu. Saka Türklerine ait olduğu belirlenen arı altından yapılmış bir giysi, çeşitli süs barımları azu bir de iki satırlık belgenin olduğu kurgan, gün ışığına çıkarılmıştı.

Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı, Yenisey ilen Orkun Yazıtlarındaki yazılardı azu bunlar günümüzden 14 yy geriye uzanıyordu. Oysa, Esik'teki kurganda (mezarda) bulunan bu yazı 25 yy'lık bir belge idi.
Kazak Türkü Bilge Or. Olcas Süleymanov yazıyı şu biçimde okumuştur:
"Khan Uya üç otuzı (da) yok boltı. Utugsi tozıltı."
"TİGİN 23'ÜNDE ÖLDÜ. ESİK ULUSUNUN BAŞI SAĞ OLSUN."
Şimdilik Türk abecesinin kökenlerinin MÖ 5 yy'a kadar dayandığını belgelerle kanıtlayabiliyoruz ancak belli ki yazımız çok daha eski azu kökleri sağlam, özgün bir abecedir.
Buna karşın abecemize çamur atanlar vardır. Başka bir dilden alıntıdır diyenler var. Bunu diyenlerin tek açıklanabilir sözleri vardır o da; siyasi görüşleridir.
Türk Tamgaları (Harfleri) Nereden Gelir ?
Eski yazıların türemeleri genelde hep aynıdır. O ulusun değer verdiği, en sık kullandığı nesnelerin biçimleri yazıları oluşturur. Buna betizli yazı türetimi, kısaca betizyazı denir.

Yandaki betizde (resimde), Çin tamgasının oğur içinde geçirdiği gelişim azu ilk evrelerinde kökeninin nereden geldiği gösterilmektedir.
Türk abecesi de aynı biçimde türetilmiştir. Türklerin en değerleri varlıkları olan "ok" aygıtından yiñe aynı ad ile anılan "ok" tamgası türetilmiştir. "Yay" aygıtından "yay" tamgası, "ök" (keçi) biçiminden "ök" diye adlandırılan tamga türetilmiştir.
Günümüzde tüm tamgaların kökenini bu biçimde açıklamak başarılamamıştır. Kökeninin nereden geldiği hâlâ çözülemeyenler sırlarını korumaktadırlar.

Kökü nesnelerden geldiği savlanan tamgalar yandaki gibidir.
"aT" tamgası için verilen at biçimine ek olarak, "tag" yani "dağ" kökünden geldiği de savlanmaktadır.

"iT" tamgasının açıklaması için verilen köpek biçiminin yanında "tiz" (diz) kökünden geldiği de söylenmektedir. "Bir dizini yukarı kaldıran er..."

"Ök" tamgasının ise kökünün eski dilde keçi demek olan "ök"ten geldiğini söylemektedir, Kâzım Mirşan. Çünkü bu tamganın yatık yazılmış biçimleri de bulduğunu belirtir.

"Ok" tamgası savaşlarda kullanılan ok'un biçiminden gelir. Kökeni en açık tamga diyebiliriz.

"Yay" tamgası da savaşlarda kullanılan , oku atmaya yarayan yay'dan gelir. Buna ek olarak "ay" dan geldiği de söylenmektedir.

"eB" tamgası ise kökeni en açık tamgalar arasındandır. Günümüzde eb>ev evrilimi olmuştur. O dönemin evlerinin biçiminden gelir.

Bunların yanında kun biçiminden (insan şeklinden) geldiği açık olan tamgamız "er" vardır. Aynı biçimde "eng" tamgası da kun biçiminden gelmektedir. Buna saybirey onay verir. Yiñe bunlara destek veren "el" tamgası vardır. tiz kökeninden geldiği savlanan et tamgası da eklendi mi 4 olurlar.

Tañrının hakkı üçtür. Bir olsaydı, "denk geldi" derdik. İki olsaydı, kuşkulu bakardık. Üç olunca "eh olabilir" diyebilirdik ama dört olunca genelleme yapmamıza engel olmaz. Ben bu bağlamda büyük varsayım yapıyorum azu nesne ile oluşturulmayan tamgaların kun biçiminden geldiğini savunuyorum.

Nesnelerden gelen kökenlere, kun biçiminden gelenleri eklediğimizde neredeyse tüm abece açıklanabiliyor.

14 tamganın, sözünü ettiğim biçimde açıklanabiliyor olması pek tesadüf gibi durmuyor.

Yandaki betizlerde buna ilişkin çalışmaları görebilirsiniz.

El ilen bacakların doğal biçimlerinden 14 tamganın kökeni açıkça çıkmaktadır. Bu sayıyı daha da yukarı çekebilirdim. Ancak bu el-kol hareketleri zorlamaya gireceğinden es geçtim.


Konuyla ilgilenen yoldaşlarımdan Temirbek (Mahmut) in çalışmaları aşağıda verdiğim gibidir. Değişiklik yapmadan olduğu gibi alıntıdır...

Türk yazısı yaklaşık 18.000 yıl önce betizyazı (resim yazı - ideogam)'lardan doğmuştur.İlk önce herbir kavram betizlenir (resimlenir) idi, daha sonra tamgalar doğdu, tamgalar da oğur içinde yazaçlara (harflere) dönüşmüştür, yazımızı günümüzde kullanırsak bu son aşama da gerçekleşecektir.

Okunuşu üzerinde tamgalardan başlayalım;

Ok: ok,
Er : er (adam)
Ay : ay ya da yay
Eb :ev'dir.

Kâzım Mirşan'a göre "ök" eski Türkçe'de geyik demektir ve kökeni şöyledir; (yandaki betizde olduğu gibi...)

Türk yazısındaki "et" ve "ö-ü" tamgalarının kökenini de Turgay Kürüm bulmuştur; "ÖT" tamgasından gelir.Öt- ; anlamlı ses çıkarmak, konuşmak, düzenli ses çıkarmak demektir.Bugün de ötmek yaşar.

AS tamgası : Saban, ES tamgası (ince se) Süngü'den, EL tamgası El'den, AL tamgası da Al-mak eyleminin resminden gelir (birşey alan el)

Tamgaların kökenini açıklama konusunda uğraşan bir diğer yoldaşım olan Oktay Doğangün'ün bu konudaki çalışmaları aşağıda olduğu gibi verilmiştir.

ev sözcüğünüñ Eski Türkçedeki biçimi ebdir. b~v dönüşümü olağandır (bār > var; bar- > var-; bėr- > ver-; ol- > vol- > bol- ... ). Bu sözcük Orkun abecesindeki eb damgasıyla gösterilirdi, çünkü bu damga tek başına /eb/ diye okunur. Biçimi çadırı andırır:


dizin Eski Türkçedeki biçimi tizdir :
teiz biçiminde yazılır. buradaki (sağdan) son damga z damgasıdır ve çoğul (ikizleme) ekidir (ikiz, üçüz, göz, ...). Geri kalan kısım, "diremek, dik durmak" añlamına gelen ti- eylemidir (nitekim, dik < tik; dire- < tire- ; direk < tirgek). Bu damga tek dizini kaldırmış insanı añdırır.


Bugün kullandığımız pekiştirme zarfı olan en (en büyük, en güçlü), Eski Türkçede biçimindedir ve sadece ng damgası ile yazılır. Damganıñ biçimi elini yükseklik/büyüklük ifade edecek gibi kaldıran bir insanı añdırır.


Bugün kullandığımız ayır- eylemi, Eski Türkçede adır- olarak geçer. Bu sözcüğün kökü ad- eylemidir, buradaki +r- eki ettirgenlik katar. ad- eylemi yine tek damgayla gösterilir: kalın d damgası, yani ad. Damgaya bakılırsa, bir şeyleriñ ayrılmasını betimliyor gibidir.


Eski Türkçede ag, "açıklık, balık ağı açıklığı, bacak arası boşluk, apış arası" demektir. Bu yine tek damgayla ifade edilir: ag, ve buna bakılırsa añlamını karşıladığı görülebilir.


Bugün kullanılan av sözcüğü Eski Türkçede ab idi ve ab damgası ile yazılırdı. Bu damganıñ biçimi bir kancaya benziyor, nitekim avlanan hayvanları buna bağlarlar. Aslında bu damganıñ bağlama sezgisi vardır, zaten bag sözcüğü de agba biçiminde yazılır. Buradaki +g eki eylemden ad yapar.

Bugün kullandığımız ek- eylemi, Eski Türkçede tek damgayla yazılır, ek Yukarıdaki şekilde soldan 2. şekil, İskandinav halklarınıñ (Vikiñ'ler dahil) 8. yüzyılda kullandıkları damgadır ve karşıladığı ses F dir zaten F ye benziyor.. Damgaya bakılırsa buğday başına benzer, bir ekim sezgisi verir. Bu, runik yazı ya da Futhark olarak añılır, orkun damgalaırınıñ tıpatıp aynısıdır, Türkçe okuma girişimleri de olmuştur (bknz. Turgay Kürüm).

Bugün kullanılan eğ- eylemi, Eski Türkçede eg- idi ve eg ile yazılırdı. Damgaya bakılırsa eğilen bir şey (dal, çiçek, bitki, adam olabilir) sezgisi veriyor.

Bugün kullandığımız sözcüğü Eski Türkçede iç damgasıyla yazılırdı (iç ya da çi diye okunur). Bİr şeyin içi demektir. Zaten damganıñ biçimi de bunuñla koşuttur.

Bugün kullandığımız öğren-, öğreti, öğüt, öğ-, öğün-, öksüz sözcükleriniñ nihai kökü ö- dür ve düşünmek demektir, ö ile gösterilir. Bu damganıñ biçimi, düşünmeyi ifade edecek şekilde elini kafasına kaldıran bir adam sezgisidir.