eski Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Göktürkçe Öğreniyorum Yéñiden Çekildi

Göktürkçe üzerine öğretim videolarını ilk kéz baştan soña olacak biçimde 2013'üñ kış aylarında amatör biçimde çekmiştik. Güzde olanakları geliştirip bir daha çekim yapmıştık ve bu videolarıñ tümü YouTube üzerinden erişime açılmıştı. 2013'ten bu yana da toplamda 700.000 dolayında izlenmeye ulaşmış. Aradan géçen 9 yıllık süreden soñra bir daha el attık ve sırça bét (cam tahta) üzerinde görüntü ve ses niteliğini geliştirerek dersleri baştan ayağa çektik. Göktürkçe Öğreniyorum (2002) adıyla YouTube üzerinden yayına açtık. Şuradan ulaşabilirsiniz:


 Eski yazımızı öğreneceklere şimdiden uğurlu olsun. 

Türk Alfabesini Yaygınlaştırma Akımı

İşin özü hep yaygınlaşması için çalışıyorum da, bunu bir akımı çévirme düşüncesine büründüm. Böylece kardeşimle bir tasarı üzerinde çalışmaya girdik; Göktürkçe Öğreniyorum.

Daha önceleri Iğdır'da, Bakü'de öğrenekler (kurslar) açmış olsak da, öğreneklerimize gelenler géñel olarak bize yakın olanlardı. Daha uzakta olanlara ulaşmak için görüntüler de çekmiştik. Ne var; bu görüntüler Azerbaycan Türkçesinde idi. Hem de çekim niteliği çok düşüktü. Yine de buna karşın ilgi yüksek oldu. Öğrenip de, mutluluğunu bildirenlerin sayısı epey yüksek. İşte, görüntülere ilginiñ yüksek olmasından dolayı bu işin üzerinde durduk, koyulduk işe.

Çalışmalarımız soñlandı. Bundan böyle gokturkceogreniyorum.com üzerinden ödenişsiz olarak tüm dersleri izleyebilirsiniz. Oradakileri bitirdikten soñra Türk alfabesini okuyup yazabilir, eski metinlerimiz üzerinde çalışmaya başlayabilirsiniz. Kutlu olsun!

Kardeşim Cafer, yérlik (site) tasarımını düşünürken.

Damgalar konusunu añlatırken ben.

Cafer ile birlikte yazı tahtasını duvara çakıp asmak üzere uğraşırken.

Sözcükler Terleyebilir mi?

Türkçede iki ünsüzün yanyana gelmediğini biliyoruz. Öyle ise terk sözcüğü nasıl Türk kökenli oluyor?

Bu tür sözcükler dilimizde epeyce bulunmaktadır. En kolayından Türk sözcüğünün kendisi var. Ançıp köken araştırması yapıldığında işin özünü bilmek kişiyi sevindiriyor.

Göktürkçe'de Türk sözcüğü (türük) gibi kullanılmakta idi. Bu yüzden bir sorun yokdu. Oğur içinde son seslemdeki /ü/ ünlüsü düşmüş ulayı Türk olmuştur. Türük sözcüğündeki /ük/ eki, kırık-sökük gibi sözcüklerde geçen eylemden ad yapan ekin kendisidir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş gibi türük de türemiş anlamına gelmektedir. Bu kökenlemenin ayrıntısı uzun süreceğinden, konu dağılmasın diye kısa kesiyorum.

Terk sözcüğünün de eski dilde terik () olduğunu düşünüyorum. İlk seslemde /e/ olduğu için sonrasındakı dudak benzerliğinden /i/ olmalıdır. Bu da az önce dediğim kırık-sökük sözcükleri ile eştir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş, terik terlemiş... Evet, terlemiş anlamına geliyor. Biraz düşündüğümüzde ter sözcüğü ile de aynı anlama geldiğini görmekteyiz. Ter; eğnimizi terk eden sıvıya denir. Demeli eğnimizdeki sıvı yerini terk ediyor ulayı terlemiş oluyor. Bana göre eskiden bu sözcük terik sıvı idi. Sıvı sözcüğü bir süre sonra kullanımdan düştü ulayı terik önadı (sıfatı) tek başına bu kavramı karşılamaya başladı.

Bu sizi şaşırtmasın. "Aydan arı, sudan duru" deyimimize göre. Burada geçen arı sözcüğünün bildiğimiz bal üreten böcek ile hiç bir ilgisi yoktur. Kaşgârlı Mahmut, Divanı Lügatit Türk betiğinde arı sözcüğünü temiz, saf olarak vermiştir. Bu yüzden bu sözcük bir önaddır. Arı böcek sözcüğündeki böcek sözü düşmüş yalnızca arı kalmıştır. Atalarımız bunlara arı demeli saf, temiz demişlerdir çünkü bunlar son derece arınıklardır. Her bir arı öz kovanına girmeden önce ayaklarını bile temizler. Dışarıda gezerken çiçeklere konarlar, mındar dediğimiz nenlere yaklaşmazlar.

Bu tür örneklerden bayağı vardır dilimizde. Mısır ülkesinin adı örneğin. Bitki adı olarak da kullanılır. İşin özü şudur; Mısır'dan gelen bu yeni bitkiye mısır buğdayı denmiştir. Bir süre sonra buğday sözcüğü kullanımdan düşmüş ulayı mısır kalmıştır.

Bu konuda çok önemli bir örnek daha var. Azerbaycan Türklerinin hindtoyuğu, hindxoruzu dediği diriye bir oğurlar biz de öyle diyorduk. Tavuk (toyuq) sözcüğü bizde düşmüş hind (hindi) tek başına kullanılır olmuş. Az önce dediğimiz mısır buğdayı örneğindeki gibi oldu. İlginç olan, bu diri bizden de İngilizlere gitmiş. Onlar da türkiye kuşu diye adlandırmışlar. Öngöreceğiniz gibi kuş sözcüğü düşmüş, yalnızca türkiye kalmış. O da bugün turkey olarak hem diriyi hem de ülkemizin adını simgelemektedir. Bu nedenle kimilerinin dediği gibi "İngilizler bizimle dalga geçiyor" sözünü taplamıyorum.

Artık diyebiliriz; sözcükler de terleyebilir. Çünkü terlemek sözcüğünün ıraklaşmak, uzaklaşmak, terk etmek anlamları olduğunu biliyoruz. Az önce verdiğim örnekleri usunuza getirin. Onlar iki sözcükten oluşuyorlardı. Biri terk etti yoldaşını, tıpkı eğnimizi terleyip, terk eden sıvı gibi...

Bahadır Çiğşi Yazması

Türkistan’ıñ Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yüzlerce bet el yazması bulundu. İçinde Çince, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi birçok Asya dilinde yazılmış geñeli dinsel içerikli yazmalardır. Uygurca yazmalar arasında, onumsal (tıbbî) bilgiler içeren bilgiler yer alması ayrı bir güzellik. Bu yazmalar arasında Türk âbecesi ile yazılmış birkaç yaprak da çıktı. Bu yazıda, bu yazmalardan biri olan Bahadır Çiğşi yazması ele alınmaktadır.

Bediz : Bahadır Çiğşi'niñ yazdığı özgün belge.

Özgün Yazı

Orkun biçimiyle
Çevriyazı
1 - yeme[1] bisinç[2] ay[3] sekiz[4] yig-
2 - (i)rmige[5] bilig[6] köñül[7]
3 - sañun[8] başlap[9] kelti[10] yabaş[11]
4 - tutuk[12] bozaç[13] tutuk[14] ör-
5 - ebüzet[15] tutuk[16] e[17] altun[18] t-
6 - ay[19] sañun[20] yartımlık[21] erür[22] atı[23]
7 - öz[24] apa[25] tutuk[26] ol[27] atı[28] kam-
8 - aga[29] atlıg[30] yüz[31] elüg[32] otuz[33] er[34]
9 - kelir[35] miz[36] bir[37] kün[38] bir[39] kony[40]
10 - iki[41] küp[42] begni[43] bitigeçi[44]
11 - isiz[45] yabız[46] kul[47] betidim[48]
12 - atım[49] bagatur[50] çigşi[51]
13 - alt[52]

Günümüz Türkçesi
Beşinci ay, on sekize bilgi:

Gönül Paşa harekâta geçip geldi. Komutan Yabaş, Komutan Bozaç, Komutan Örebüzet ve saygıdeğer yüce Paşa yola çıkıp varır.
Yeğen Öz Ata, komutandır. Yeğen, toplam atlı yüzseksen asker gelir.

Biz bir gün, bir koyun, iki küp içki (içtik).

Yazıcı:
Yaramaz, kötü kul(unuz) yazdım.
Adım Bahadır Çiğşi. Bitti.

Sonuç
Bu belge; bir askerî rapor, tutanak niteliğindedir. Bahadır Çiğşi'niñ üstlerini bilgilendirmek için, Gönül Paşa'nıñ geldiğini, neler yenip içildiğini eñ soñunda da kendini alçakgönüllü olarak sunması yer alıyor.

Çok özen gösterilmeden yazılmış. İlk yatayları düz olmasına karşın, sonrakileri dengeleyememiş, ortaya biçimsel olarak yavlak bir ürün çıkarmış. Noktalama imlerine ise neredeyse hiç yer vermeyecek. Bu kimi sözcüklerin ayırt edilememesi sorununu neden olmuştur. Örñeğiñ sekizinci yatayda; yüzlüg mü yoksa yüz elüg mü yazdığı sorunu var. Çalışmamda yüz elüg diye yer verdim. Çünkü yüzlüg, günümüze yüzlü diye çevrilir; bunun da tümce ile ilişiği yok.

Ayrıca şöyle de düşünülebilir; bu yazma, özenilerek yazılmaya çalışıldı. Bahadır Çiğşi, damgalara kendince biçimsellikler, görsellikler katmak için uğraşmıştır. Damgaların biçimsel kıvrımları bu yönde düşünmemi sağlıyor. Bu örñekler günümüzde de var; kimi esnafların el yazısı ile yazıp, sataklarına astıkları yazılar da bunu görebilirsiniz. Kendince süslü, güzel bir yazı yazmak istemiştir ne ki göze batan yazı çıkmıştır.

Damgalar
Yazmada, geçiş evreleriniñ izleri açıkça görülmektedir. a damgası ı'dan, ş damgası as'dan, er damgası ç'den türetilmiş. a damgasınıñ ilk türetilmiş biçimi diyebiliriz. Orkun'da sağa, sola bakan çizgiler olmasına karşın, burada alt çizginiñ ortada olduğu görülmektedir.

Açıklamalar - Sözlük
[1] yeme : ve, hattâ (OY) yeme bağlacı, Türkiye Türkçesinde söz başlarında yitmiştir. Örñeğin Iğdır ağzında; daa ışıx da yanmır derken, İstanbul ağzında; ışık da yanmıyor denir. Buradaki daa, daha'nın ta kendisidir. Bu da eñ eski bağlaçlardan biri, takıdır. Yeme bağlacı da bu örñekteki gibidir. Bu yüzden eski yazılarda, söz başında olan yeme sözcüğü İstanbul ağzında kullanılmaz; gerek yoktur.
[2] bisinç : beşinci (IB, OY)
[3] ay : ay (DLT, IB, OY)
[4] sekiz : sekiz sayısı, 8 (IB, OY)
[5] yigirmige : yirmiye, yigirme : 20 | sekiz yigirmi; 18 sayısına denk gelir (TD)
[6] bilig : bilgi (OY)
[7] köñül : gönül (OY)
[8] sañun : paşa, general, yüksek askerî rütbe (IB), señün : general (OY)
[9] başlap : başlayıp (TD bet 150), tümce geñeline bakıldığında harekâta geçip añlamı bulunmaktadır.
[10] kelti : geldi. Eski Türkçeden günümüze kimi ses evrilmeleri olmuştur; k>g, t>d (TD)
[11] yabaş : kişi adı
[12] tutuk : askerî vali (OY), komutan. tutug : rehin (IB) ile karıştırılmaması gerek.
[13] bozaç : kişi adı
[14] tutuk : bkz. [12]
[15] örebüzet : kişi adı
[16] tutuk : bkz. [12]
[17] e : ve | a/e damgası olduğu açıktır. Yañlışlıkla damganıñ üzerine çizgi çizip, a/e'yi anımsattığı düşünülebilir. Ne ki, ñ damgası olamaz. Olduğu düşünülürse, eng diye okunur. Bu da Irk Bitig'de av añlamına gelmektedir. Tümce geñeline bakıldığında da añlam bozukluğu yaratmaktadır.
[18] altun : altın (OY)
[19] tay : büyük, ulu, yüce (OY)
[20] sañun : bkz. [8]
[21] yartımlık : DLT'de yartım: ayrılmış yazar. Yola çıkımlık olmak, bölük, ordudan ayrılmış olan bir öbek.
[22] erür : erir, yetişir, gelir, varır (OY)
[23] atı : yeğen (OY)
[24] öz : öz (OY)
[25] apa : ata (OY)
[26] tutuk : bkz. [12]
[27] ol : o, şu (OY) yüklem bağlacı (IB)
[28] atı : bkz. [23]
[29] kamag : bütün, herşey, toplam (IB, OY)
[30] atlıg : atlı, süvâri (IB, OY)
[31] yüz : yüz sayısı, 100 (IB, OY)
[32] elüg : elli sayısı, 50 (OY)
[33] otuz : otuz sayısı, 30 (OY)
[34] er : er, adam, asker (OY, IB)
[35] kelir : gelir
[36] miz : biz | Eski Türkçe'de m~b dönüşümleri sıkça görülür.
[37] bir : bir, 1 (DLT, IB, OY)
[38] kün : gün (IB, OY)
[39] bir : bir
[40] kony : koyun (IB, OY)
[41] iki : iki, 2
[42] küp : küp
[43] begni : buğday, darı ulayı arpa gibi bitkilerden yapılan bir tür içki (DLT)
[44] bitigeçi : yazıcı, yazman, kâtip, sekreter | biti- : yazmak (IB, OY)
[45] isiz : kötü, fenâ, yaramaz (DLT)
[46] yabız : kötü (IB, OY)
[47] kul : kul, köle (IB, OY)
[48] betidim : yazdım (IB, OY)
[49] atım : adım (OY)
[50] bagatur : kişi adı, Bahadır.
[51] çigşi : kişi adı
[52] alt : alt, bitti.

Kısaltmalar
bkz. : şu maddeye bakınız
DLT : Divân-ı Lügat'it Türk
IB : Irk Bitig
OY : Orkun Yazıtları
TD : Türklerin Dili

Kaynakça
Kaşgarlı MAHMUT, Divân-ı Lügat'it Türk, TDK Veritabanı
Talât TEKİN, Irk Bitig Eski Uygurca Fal Kitabı, Öncü Yayınevi 2004
Muharrem ERGİN, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları 40. Baskı 2007
Fuat BOZKURT, Türklerin Dili, Kapı Yayınları 4. Baskı 2005

Turfan yazmaları için okuma denemeleri

Türkistan’ıñ Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yüzlerce bet el yazması bulundu.

Çinçe, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi dillerin kullanıldığı, genellikle de dinsel konuların işlendiği yazmalar arasında Türk âbecesi, başka bir deyişle Orkun-Yenisey âbecesi ile yazılmış yapraklar da bulunmaktadır. Yazımızda, bu yapraklardan biri incelemektedir.

Damgaların kolaylıkla ayırt edilmesi, okunabilirliği üst düzeyde; bu nedenle daha önce incelenip okunduğunu düşünüyoruz. Ne var ki, dilbilimcilerin bilgisayar ile araları pek iyi olmadığından, bu tür yayınları geñelağ üzerinden araştırıp bulamıyoruz. Bu yüzden hem kendi ilgimizi gidermek hem de ilgililere Türkçe kaynak oluşturmak için, yazmaları kendimiz okumaya karar verdik.



Özgün Yazı


Çeviri
yeme[1] bu[2] sag[3] ençek[4] üznemişler[5] yir[6] alıg[7] boluşgalı[8] onamaz[9] kalır[10]
yeme[11] yultuzug[12] ögügeli[13] er[14] ança[15] timiş[16] men[17] yultuzug[18] kaltı[19] erklig[20] ….imi[21]

azu[22] tuutuk[23] sub[24] erser[25] opayın[26] azu[27] itmiş[28] yaratmış[29] tatıglıg[30] aş[31] erser[32] yaşayin[33] yeme[34] …i[35]..

…en[36] sakıntı[37] yeme[38] anyıg[39] kılınçlıg[40] şamnu[41] ne[42] yablak[43] çolbu[44] sakıntı[45] barça[46] teg…inti[47]… ek[48]…

…ike[49] sabın[50] öçeşmişler[51] yeme[52] biri[53] ança[54] timiş[55] men[56] kululadukum[57] kamagda[58] erklig[59] yultuz[60] ermiş[61] yeme[62] ikinti[63] er[64] ança[65] timiş[66] ak[67]…

Günümüz Türkçesi
Ve bu sağ yavru söz dinlememişler. Yer kötü olarak iyileşmez kalır.
Ve yıldızı yücelterek adam şöyle demiş, yıldızı kaldı, güçlü… …imi…

Ve tutuk su ise, içeyim. Ve düzenlemiş, yaratmış. tatlı aş ise saklayayım. Ve … i …

…n düşündü. Ve korkunç fenâ huylu Şamnu ne kötü (diye) Çolbu, düşündü. Bütün gibi …inti ek…

…ike sözü yarıştırmışlar. Ve biri şöyle demiş, ben kulluk ettim. Herşeyde güçlü yıldızmış. Ve ikinci adam şöyle demiş; ak…seke

Yorumlama (Tefsir)
Yine bu çocuklar söz dinlememişler. Yer kötü olunca, iyileşmez tabii.

Sonra bir gün, yıldızı göstererek adama şöyle dedim; yıldızı kaldı, güçlü …

Hattâ, soğuk su varsa içeyim. Düzenlemiş, yaratmış. Lezzetli aş varsa saklayayım. Ve…
Eskiden kişiler, suyu soğuk tutmak için kilden yapılma testiler kullanırlardı. Suyu bu testi içinde tutmak, bekletmek gerekiyordu. “Tutuk su” kavramı bununla ilişkili olabilir. Bekletilmiş, tutulmuş su, soğuk olur.

Korkunç ve fenâ huylu Şamnu ne kötüdür diye Çolbu düşündü, bütün …….
Şamnu adlı bir tinden (ruhtan) söz ediyor.

Karşılıklı söz atışmasına girmişler. İçlerinden biri şöyle demiş, ben kulluk ettim. Herşeyde güçlü olan Yıldızmış. İkinci adam ise şöyle yanıt vermiş, …..

Açıklamalar – Sözlük

[1] yeme : ve, dahi, hattâ (DLT), yime (OY) – sözcük soñundaki silik damga /a/dır.
[2] bu : bu (DLT, IB, OY) – /u/ damgası ile /:/ damgaları bitişik gibi durup /m/ damgasınına andırmakta olsa da ayrı oldukları kesindir.
[3] sag : sağ (DLT) – yırtık kısımdaki damga /a/dır.
[4] ençek : yavru
[5] üznemişler : üzne-, söz dinleme (DLT)
[6] yir : yer (DLT, IB, OY) – silik damga /r/dir.
[7] alıg : kötü, fenâ (DLT)
[8] boluşgalı : boluş- > oluş- (DLT, IB, OY). “olarak”
[9] onamaz : iyileşmez (DLT)
[10] kalır : kalır (DLT, IB, OY)
[11] yeme : bkz. [1]
[12] yultuzug : yıldızı (DLT, IB) – silik damga /z/dir.
[13] ögügeli : ög- > yüceltme, anma (DLT). “öğerek”
[14] er : er, adam (DLT, IB, OY)
[15] ança : öyle, böyle (DLT, IB, OY)
[16] timiş : demiş (DLT, IB, OY)
[17] men : ben (DLT, IB, OY) – silik damga /n/dir.
[18] yultuzug : bkz. [12] – silik damga /u/dur.
[19] kaltı : kaldı (DLT, IB, OY)
[20] erklig : erkli, güçlü (DLT, IB, OY) – sözcük sonundaki silik damga /l/, sonrasında gelen de kesinlikle /g/ damgası olmalıdır.
[21] …imi : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.
[22] azu : veya, yahut (DLT, OY)
[23] tootuk : tutuk (DLT,OY)
[24] sub : su (IB, OY)
[25] erser : ise (DLT, IB, OY)
[26] opayın : yutayım, içeyim.
[27] azu : bkz. [22]
[28] itmiş : düzenlemiş (DLT, IB, OY)
[29] yaratmış : yaratmış (DLT, IB, OY) – silik damga /a/dır.
[30] tatıglıg : tatlı, lezzetli (DLT)
[31] aş : aş, yemek (DLT, OY)
[32] erser bkz. [25] – silik damga /r/dir.
[33] yaşayin : gizleyeyim, saklayayım (DLT, IB, OY) – Sözcük başındaki /y/ olmalıdır. Sözcük sonundaki ince n, yazım yañlışı olmalıdır. Uygurcada birinci tekil kişi buyrum kipi -ayın/-eyin
[34] yeme : bkz. [1] – silik damga /y/dir. Sözcük sonunda ise /e/ damgası bulunmaktadır. Ortadaki yitik damganın /m/ olmaktan başka çaresi yok.
[35] .ki.. : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.
[36] en : sözcüğüŋ öncesi önceki sayfada olmalı.
[37] sakıntı : Uygurlarda di’li geçmiş zaman eki -tI biçiminde. “sakınmak” sözcüğü “düşünmek, dikkatlice düşünmek” demek: “sakındı” diyor. sakın- : düşünmek (IB, OY)
[38] yeme : bkz. [1]
[39] anyıg- : korkutma, any- : korkma (OY), ayın- : korkmak (IB)
[40] kılınçlıg : iş, amel, ahlâk, minez, huy, fena huy, kadın naz ve kırışması (DLT)
[41] Şamnu : Kişi adı. Bir tin (ruh) adı olabilir.
[42] ne : ne (DLT, IB, OY)
[43] yablak : kötü (IB, OY) – ortadaki eksik damga kesinlikle /l/ olmalıdır.
[44] Çolbu : Kişi adı. Tümce geñeline bakıldığında özne görevindedir. Kökeni, Türkçe ile ilişkilendirilememiştir.
[45] sakıntı : bkz. [37]
[46] barça : bütün, tüm (DLT)
[47] teg..inti : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.
[48] ek… : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.
[49] .ike : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.
[50] sabın : sav, iddia, söz (IB, OY) sabın sözcüğündeki +Xn eki bugünkü i durum ekidir. sab sözcüğü “söz, iddia” añlamına gelir: “sözü” olarak çevrilir.
[51] öçeşmişler : yarıştırmak, yarıştırmışlar (DLT). Olasılıkla öç “öc” sözcüğünden öçe- “öç almak” eyleminiñ işteş çatılı biçimidir.
[52] yeme : bkz. [1]
[53] biri : biri, kişi, fert
[54] ança : bkz. [15]
[55] timiş : demiş (DLT, IB, OY)
[56] men : bkz. [17]
[57] kululadukum : Yazım yañlışı var; kulladukum “kulladığım” olması gerekiyor. Buradaki -duk- eki Eski Türkçede bir tür geçmiş zaman ekidir, bugün yalnızca yan tümcelerde geçer: “men bardukum” (ben vardım).
[58] kamagda : herşeyde (IB)
[59] erklig : bkz. [20]
[60] yultuz : bkz. [12]
[61] ermiş : imiş (DLT, IB, OY)
[62] yeme : bkz. [1]
[63] ikinti : ikinci (IB) – silik damga /n/dir.
[64] er : bkz. [14]
[65] ança : bkz. [15]
[66] timiş : bkz. [16] – silik damga /m/dir.
[67] ak… : eksik damgalar yüzünden añlamlı sözcük çıkarılamadı.

Damgalar Üzerine
Orkun yazıtlarındaki damgalara ek olarak “ot” damgasını görmekteyiz. “Ok, ök, ık, iç, alt, ant” damgaları ise kullanılmamış.

İlginç olan; “ş” damgaları için buldukları çözümdür. Türk âbecesinde ilk kez, imleme ile damga türetimini görmekteyiz. “es” damgası üzerine im koyarak ince ş, “as” damgası üzerine de im koyup kalın ş seslerini karşılamışlar. Oysa Orkun yazıtlarında, “el” damgasınıñ çatalları altına çizgi koyarak türetilmiş “ş” damgası kullanılmaktaydı.

“as” damgası “el” damgasınıñ çatallarından biriniñ üzerine konulan çizgi ile oluşturulmuş. Tam bir geçiş evresi görmekteyiz.

“z” damgasında ise, “ar” ünsüzünden bir geçiş evresi görülmektedir. Sağ kısımdaki kuyruğu, yukarı kıvrımlı olan damga, soñraları aşağı eğimlenerek kullanıma girmiştir.


Kısaltmalar
DLT : Divân-ı Lügat’it Türk
IB : Irk Bitig
OY : Orkun Yazıtları

Kaynakça
Kaşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügat’it Türk, TDK Veritabanı
Talât Tekin, Eski Uygurca Fal Kitabı Irk Bitig
Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, 40. Baskı
Fuat Bozkurt, Türklerin Dili

Ayrıca Bakıñız
Berlin Turfan Yazmaları Belgeliği
Turfan Yazmalarını Yazışmalıkta Okuma Süreci


Oktay DOĞANGÜN – Gökbey ULUÇ

gök-kök, taban-tavan sözcükleriniñ irdelenmesi

Eski Türkçeden günümüze kimi ses dönüşümleri olmuştur.
Konumuz gereği, k>g ilen b>f>v dönüşümlerini ele alacağım.

TT'de kullanılan gök sözcüğünün özü kök'tür. Orkun tamgaları ile bu biçimde yazılır : eküök

Günümüzde ise kök ayrı bir söz, gök ayrı bir söz. Hatta anlamca karşıt sözcükler durumunda... Biri alt tabakayı, öteki üst tabakayı anlatmak için kullanılır.

Bu duruma çok benzeyen bir örneğimiz daha var; taban, tavan sözcükleri...
Özünde ikisi de aynı tamgalar ile yazılır : ataban
b>v dönüşümü ile taban>tavan olur. k>g dönüşümü ile kök'ün gök oluşu gibi...

Anlam bakımından iki sözcük de, karşıt durumdalar. Taban sözcüğünüñ Türkçe kökenli olduğunu biliyoruz ancak tavan için kökü belirsiz deniyor.

Oktay ile bu konuyu konuşurken, tag (dağ) sözcüğündeki ta+ köküne ilişkin sözler etti. ta+ yüksekliği , yükselmeyi belirtiyorsa sorunumuz yoktur. Nitekim gök/kök sözlerinde olduğu gibi özgür çağrışım ile 15. yy'larda ortaya çıkmış olabilir.

Ses dönüşümleri incelersek;

yabaş > yıwaş (Başkurtça) "yavaş (TT)"
bag > baw (Başkurtça) "bağ (TT)"
kabış > kawış (Başkurtça) "kavuş / kavuşmak (TT)"
tag > taw (Başkurtça) "dağ (TT)"
.... gibi,
taban > tawan > tavan olur.

_________________
dipçe :
TT : Türkiye Türkçesi

Oktay Doğangün'ün yorumu:
Şimdi bazı düzeltmeler yapılası...

gök ile kök Eski Türkçede de ayrık sözcüklerdir, serbest çağırışımla soñradan çıkma değiller:

TT gök <>göğ <>kȫk <>*kȫ- "kalkmak, yükselmek"
Bu sözcük uzun /ö/ ile yazılır. Burada zaten uzun ünlüden dolayı soñsesteki /k/ yumuşamış ve /ğ/ olmuştur. Orkun-Yeñisey abecesinde keöök biçiminde yazılır(Orkun yazıtlarında uzun ünlüler gösterilmediği için diğer sözcükle aynı yazılır). Osman Nedim Tuna ve Talat Tekin'iñ kandırıcı örñeklerle gösterdiği gibi ök damgası öncesinde ö damgası alıyorsu /ö/ uzun okunur[1].

TT kök <>kök < *kö- "dipe varmak"
Bu sözcük kısa /ö/ iledir. Burada zaten uzun ünlü de olmadığı için neñ bir (herhañı bir) yumuşama Oğuz Türkçesiniñ neñbir (hiçbir) evresinde bulunmaz. Orkun-Yeñisey damgalarıyla keöke biçiminde yazılır.

Benim söz ettiğim tā- "yüksek/heybetli olmak" köke de uzun ünlülüdür. Bu kökten tāg "dağ", tām "dam, duvar" gibi örñekler gösterilebilir.

taban sözcüğü uzun ünlülü tāpan sözcüğünden gelir. Olasıca tāp- "yere kapanmak" sözcüğüne dayanır. Orkun-Yeñisey abecesinde taapan biçiminde yazılır.

Ancak tavan sözcüğünüñ kökeni bilinmiyor çünkü 16.yy'da kaydedilmiş. Ben şöyle bir kökenleme önermiştim:
tavan < *tāwan < *tāğan < *tagan < *tā- "yüksekte olmak".
Böyle bir ses dönüşümü olası. Ancak bu önerideki tüm sözcüklerde * imi var, demeli (yani) neñ (hiçbir şey) belli değil.


Dipçe.
[1] Talat Tekin, "Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler", Ankara 1995.

Kim Kime Uyarlanacak ?

Ortak dil için genelde İstanbul ağzının konuşulması öneriliyor. Nedir ? tümüyle dayatmadır. Üstelik en bozulmuş Türk ağzı, İstanbul Türkçesidir. Bu yüzden de bir türlü tutmuyor; göle atılan maya gibi...
Bir Kazak, "Neden yeñi bir dil öğrenmek zorundayım ?" diyebilir. Bir Kırgız, "Neden ortak dil olarak benim lehçem alınmadı" diye karşı çıkabilir. Sonuçta bu tutumlarında olağan dışı bir durum yok.

Bunlar bir yana, bizim birde abece sorunumuz var ki, dillere söylence olacak durumda...
Elin abecesiyle (Latin) ortak dil oluşturmaya çalışanları anlamak çok zor. Biz (250 milyon Türk ve geçmiştekiler), bizi simgeleyen, görüldüğünde adımızın añılacağı birkaç tamga türetemeyecek kadar aciz durumda mıyız?

Ortak dil kurmak adına bağımsız olan Asyalı soydaşlarımız, Kiril tamgalarını bir kıyıya bırakıp Lâtin abecesine geçtiler.

Geçmez olaydılar ! Bu fırsatı ne yazık ki iyi değerlendiremediler. Lâtine geçenlerden özellikle Özbeklere çok kızıyorum.

uchunchu, chichekchi, shishe bu sözcükleri okuyabildiniz mi ? Bunlar güyâ ortak dil oluşturmak isteyen Özbek dangalaklarının yaptığı yeni yazı dilinden...

uchuncu > üçüncü
chichekchi > çiçekçi
shishe > şişe


Öz Türkçe sözlerimiz bile okunmaz durumda...
Azeriler de başlarına buyruk davrandılar. Ortak abece için önerilen ä yerine ə tamgasını kullandılar. Ancak yiñe de en uygunu Azerilere ait.

Türkmenlerde sütten çıkmış ak kaşık değiller...
Ykdysadyýet işte size Türkmence bir sözcük. TT'deki karşılığı; iktisâdiyet.
I tamgası yerine y,
y tamgası yerine de ý tamgası kullanılmış.

Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz ancak görülen şu ki, tümüyle elimize yüzümüze bulaştırdığımız bir iş...

Ortak dil üzerine uzun süredir düşünüyordum. Sonunda bir karara varmıştım; abece olarak Orkun, konuşma dili olarak ise günümüzde konuşulan Türk lehçelerinin karması (her lehçeden bir özellik alınarak) yapılacaktı. Böylece kimseye dayatma yapmış olmayacaktı.

Bunun için çalışmalara koyuldum. Orkun yazıtlarındaki eksik tamgaları türetmeye, yeni yazı dilinin özellikleri oluşturmaya başladım. Günümüzde sonradan türeyen sesler vardı; bunların öz nedeni, öteki yad dillerin yüzünden olmuştu. Bu yeñi sesler için, kurallara bağlı tamga türetimlerim bitmiş, yeñi dili oluşturmuştum.

Sayneñ yolunda gidiyordu. Ancak yanlış yolda olduğumun ayrımına vardım. Bu yeñi dil, yapay konumundaydı ulayı bunun geleceği kuşkuluydu...

Vardığım sonuç şudur; ortak Türk dili, atalarımızın dilidir, Köktürükçe'dir. Buna ne Kırgız ne Özbek ne de Çuvaş karşı çıkabilir. Eğer ata diline karşı duruyorsa, kanından kuşkulanırım.

Lâtin tabanlı ortak Türk abecesi, günümüzde tümüyle bir düş durumundadır.
Say diyeleğin (her lehçeniñ) kendine özgü sesleri var. Özbeklerde "geñizcil n" sesi var ama İstanbul ağzında yok, Azerilerde "hırıltılı h" var ama bir başka diyelekte yok; örnekleri çoğaltmak olasıdır.

Varsayılım ki bu sorunları aştık ancak daha büyük sorun var. Neredeyse her Türk budunu Lâtine geçti ama yiñe birbirini añlamıyor. Biri "ə" yazıyor öteki "ä", biri "ş" yazıyor öteki "sh"... Bu böyle sürüp gidiyor. Saybirey kafasına göre abece düzenledi... Yanılmıyorsam Kazaklarda Lâtin tabanlı abeceye geçmişler, hañı us asısıysa (akıl kârıysa)...
Erekleri (amaçları) ortak abece ise, yanılmışlar; yok eğer İngilizceyi kolay öğrenmek ise diyeceğim yok, doğru yoldalar.

Kimi arkadaşlar söylüyorlar; "yapılan tamga yanlışlarından dönerler." Bu çok uçuk bir düşünce... Bir tamganıñ değişmesi bu denli kolay değildir. Onca yazılı ürün, belge, kayıtlar bir anda bu değişimi kaldırmaz. Uzun yıllar geçti, kamu böyle öğrendi, yapıtlar böyle yazıldı... Kuşkum yok, kimse değişmeye yanaşmaz.

Eğri oturup, doğru konuşalım; Lâtin kökenli ortak abece işini elimize yüzümüze bulaştırdık. Bu oğurdan soñra da düzelmez. Artık Lâtin tabanlı abece, düşten öteye gitmez.

Peki çıkar yolumuz yok mudur?
Vardır elbet, tek yolumuz kaldı önen (zaten)...

Tüm Türk yurtlarında, kullandıkları dil ilen abece olduğu gibi kalır, saybirey kendi diyeleğini (lehçesiñi) kullanır. Ama bunuñ yanında, tıpkı yad dilmiş gibi bir de "Kök Törükçe" öğretilir. Ortak uzberi (tv) yayınları, dergi, sava (gazete) gibi basın yayın kuruluşları da buna arka çıkar (destekler). Birbiri ile konuşmak isteyenler ortak dilini kullanır, aralarında konuşmak istediğinde kendi diyeleği ile konuşur. Kök Törükçe, kamumuzuñ ata dili olduğundan kimse karşı çıkamaz. Çıkan olursa, vardır kanıñda bir bozukluk; bunları dikkate almayız.

Bunları birileriniñ yapmasını beklemeyeceğiz, kimseden yapmasını da istemiyoruz önen. Gün gelecek biz yapacağız. Tañrı yolumuzu açık etsin.

Türkçe yaklaşık 1200 yıldır gelişimi durmuş bir dildir. Osmanlı döneminde ise öldü ölecek konumdaydı. Öyle ki, bu dili konuşanlara "kaba-saba" deniyordu. Neyse ki, Dil Devrimi ile yeñiden yaşama döndü. Bizim kuşağımızda ise ayağa kalkacak, kendisini horlayanlara yanıtını verecektir.

Şimdi tek yapmamız gereken, Köktürükçe'nin söz varlığını artırmak olacaktır. Abecemiz de Köktürük abecesidir. Yakın bir gelecekte, bu çalışmalarımı buradan paylaşırım.